Nur Talebeleri Devleti Gayri Meşru Yöntemlerle Ele Geçirenlere Mesafelidir

Risale-i Nur camiasının yakından tanıdığı bir isim olan Yazar Metin Karabaşoğlu bu seçimlerde Bediüzzaman’ın çizgisini takip eden Nur talebelerinin oyunu AK Parti’ye vereceğini açıkladı.

İŞTE METİN KARABAŞOĞLU’NUN SABAH.COM.TR’YE YAPTIĞI AÇIKLAMADAN ÖNEMLİ BÖLÜMLER

GÜLEN HAREKETİ CHP VE HDP’YE OY VERMEYİ NASIL SİNDİREBİLİYOR

Söylemine, yaptıklarına, kime yakın ve yanaşık durduğuna ve kimleri karşısına aldığına bakarak, Gülen hareketi hakkında çok sorulan bir soru var: “Son tahlilde bu milletin ve ümmetin aleyhine olduğu aşikar bir duruşu nasıl içlerine sindirebiliyorlar?”
Bu soruyla, son bir yıldır belki yüzlerce defa bizzat karşılaştım.
Bu soru, soran kişinin Gülen hareketine mensup kişileri ‘kendisi gibi’ bilmesinden, dolayısıyla kendisiyle aynı zihniyet ve davranış kodları içinde düşünüp hareket ettiğini ‘ummasından’ kaynaklanıyor.

KENDİLE LEHİNE AMA ÜMMETİN ALEYHİNE BİR DURUMDA

Halbuki karşımızda kendisini dünyanın merkezine oturtan, herkese ve herşeye millet ve ümmet açısından değil, ‘kendisi açısından,’ yani ‘kendi-merkezli’ olarak bakan bir zihniyet ve hareketle yüzyüzeyiz. Dolayısıyla, birşey ‘millet’in ve ‘ümmet’in aleyhine de olsa ‘kendisi’ lehine gözüküyor ise, bu hareket tercihini pekâlâ o şey lehine yapabilir, yapabiliyor ve yapar.

DÜNYAYI KENDİ MERKEZİNDE DÖNDÜĞÜNÜ DÜŞÜNÜYORLAR

Gülen hareketinin bu ‘kendi-merkezli’ karakterini teşhis ettikten sonra, bu yapının geçmişte ve bugün kurduğu ittifakları anlamak hiç de zor değildir. Dünyayı ‘kendisi’ etrafında ören bir hareketin, lehine gördüğü her zemin, her durum ve her imkân için sürekli pozisyon değiştirmesi anlaşılır bir durumdur. Merkezinde kendisinin olduğu bir ‘ilişki’ düzeneği içinde düşünen ve hareket eden bir oluşum, elbette ‘ilkesel’ değil, ‘ilişkisel’ davranır. Dolayısıyla, meselâ dün ak dediğine, bugün kara der. Aynı şekilde, dün düşman olarak gördüğü ile bugün en yakın müttefik olabilir.

EN ÇOK ELEŞTİRDİKLERİ HDP VE İRAN İLE İTTİFAK ETTİLER

Bu bakımdan, Gülen hareketinin dün Ergenekon zihniyetinin içerdiği ‘vesayet düzeni’nin en büyük karşıtı gözükürken bugün Ergenekon zihniyetinin taşıyıcısı medya-akademya-sermaye odaklarıyla ittifak kurması hiç de şaşırtıcı değil. Bir sene önce mahallî seçimlerde Ak Parti’yi ‘çözüm süreci’ üzerinden “Bölücülerle işbirliği içinde ülkeyi bölüyor” diye suçlarken, bugün “Oylar HDP’ye” noktasına gelmesi de… Dün Ak Parti’yi ‘İrancı’ diye yaftalamaya çalışan bu hareketi, yarın Ak Parti’ye karşı İran’la ve ‘İrancılar’la ittifak halinde görmek de şaşırtıcı olmaz.

OMURGASIZ OLDUKLARI İÇİN DİNDARLARIN DESTEĞİNİ ALAMADILAR

Bütün çabalarına rağmen Gülen hareketine Türkiye toplumunun, özelde dindar kesimin bir ‘mesafe’ ve ‘soğukluk’la yaklaşmasının sebeplerinden biri de işte bu ‘ilişkisel’liği; yani kendi-merkezli ‘ilkesiz’ ve ‘omurgasız’ karakteridir.

DİNDARLAR GÜLEN ÖRGÜTÜNE NOTUNU ÇOKTAN VERDİ

Başka sebeplerle birlikte, bu tutum bu ülkede İslâmî kesim tarafından iyi okunup algılandığı için de, Gülen hareketi uzun zamandan beri Türkiye’nin dindarları tarafından ancak ‘tahammül edilen’ bir oluşuma dönüşmüş durumdaydı. Ama onlar bu ‘tahammül’ü okuyamadılar; kendilerinin ‘tahammül edilen’ değil, ‘tercih edilen’ oldukları zehabına kapıldılar. Hükûmete ve Ak Parti’ye karşı her türlü ‘dinî referansı’ kullanarak topyekün bir harekâta girişmelerinde, işte bu ‘yanlış okuma’nın da payı var. Halbuki, dindarlar onların notunu çoktan vermişti ve Ak Parti ile cemaat arasında yaşanan gerilimi bu hegemonik, dayatmacı ve omurgasız yapının yükünden ve baskısından ‘kurtulmak için’ bir fırsat olarak da gördüğü içindir ki, dindar kesim bu gerilimde Ak Parti’ye bu kadar açık ve güçlü bir destek verdi.

NUR TALEBELERİ DEVLETİ GAYRI MEŞRU YÖNTEMLERLE ELE GEÇİRENLERE MESAFELİDİR

Risale-i Nur talebelerine gelince: Bediüzzaman’ın yolunu takip eden Nur Talebelerinin, ‘iman hizmeti’ diye yola çıkıp bu ülkede yönetimi gayrimeşru yöntemlerle ‘ele geçirmeye’ çalışan ve bu uğurda içeride-dışarıda bir mü’minin asla benimseyemeyeceği her türden ilişki ve ittifaka açık duran bir yapının yanında ve lehinde olması elbette beklenemez. Dahası, Risale-i Nur talebeleri bu hegemonik yapının Türkiye toplumundaki ilk mağdurudur; zira bu oluşum ‘paralel devlet’ olarak yapılanmaya teşebbüs etmeden önce, bir ‘paralel cemaat’ olarak ortaya çıkarak en başta Risale-i Nur’un şerefli mirasını kendine mal etmeye çalışmıştır. Risale-i Nur hizmetinin ‘arsasında’ bir ‘kaçak inşaat’ teşebbüsüyle bu hizmetin itibarını ve enerjisini istimal ve istismar eden, gölgeleyen, hatta lekeleme riski üreten bir oluşumla Nur Talebeleri olarak bizim elbette bir meselemiz var.

NUR TALEBELERİNİN TERCİHİ BERRAK ŞEKİLDE AK PARTİ’DİR.

Diğer taraftan, siyasetle ilgili olarak da Bediüzzaman’ın duruşu ortadadır. Onun risale ve lâhikalarında yazdığı gibi yaşadığı dönemde bizzat ortaya koyduğu ilkesel duruşun izini takip eden Risale-i Nur talebeleri, nasıl Bediüzzaman dün ‘halkçılarla ırkçılar’ın karşısında ‘hürriyetperver dindar Demokratlar’ın lehinde oyunu kullanmışsa, bugün aynısını yapacaklardır. Ak Parti’nin vesile oldukları-mani oldukları, yaptıkları-yapılmasını engelledikleri, kimlerin yanında olduğu-kimlerin karşısında olduğu soruları ışığında bakıldığında, bu tercihin isabeti berrak bir şekilde ortaya çıkar.

İYİYE ULAŞMALARI İÇİN ELEŞTİRİLERİMİZİ SÜRDÜREREK AK PARTİ DİYECEĞİZ

Bu, elbette Ak Parti’nin hatasız, kusursuz, ‘eleştiriden münezzeh’ olduğu anlamına gelmiyor. Bediüzzaman’ın dediği gibi, “Seyyiesiz hükûmet muhal-i âdîdir.” Bu bakımdan, hataların tashihi, eksiklerin tekmili ve daha da iyiye ulaşılması için ‘eleştiri’ ve ‘uyarı’ hakkımızı saklı tutmakla birlikte, biz Risale-i Nur talebeleri, Üstadımızın dediği gibi “Demokratları iktidar yerinde muhafaza etmeye Kur’ân menfaatine kendimizi mecbur biliyoruz.”

Sabah.com.tr

Sende yorum yazabilirsin