Ölüm yok olmak mıdır?

         Aziz ve muhterem  Kardeşim! (Bu fakir sevdiği kimselere resmi kanaldan olduğu gibi beyefendi diyemez) inşa Allah iyisinizdir.

         Bu yazımızda dertleşerek bazı hakikatleri siz kardeşlerimle paylaşmak istiyorum. Allah bizleri 1.300.000 çeşit varlıkların üstüne çıkarmış. Bir bu hakikatlerin farkında olmadan yaşamamamız lazım. Böyle makbul bir varlık olan insan, dertli, sıkıntılı, belalı bir hayat yaşayıp, sonunda mezara geçerli para olan sevap götürmeden gitmek bizim için çok tehlikeli olur. Elbette mezar gibi bir çukura girip üzerimize 1 ton toprak atacaklar. O ölüm acaba yok olmaya bir sebep midir, yoksa ebedi bir hayata gitmek için orası geçiş kapısı mıdır? Yani burada serçe kuşu kadar mutlu olmayan bu insan hiç mutlu olmadan ölüp gitmek doğrumudur? Hayır doğru değil ve kesinlikle burası insan için mutluluk yeri değil belki imtihan yeridir. Nasıl ki bir öğrenci okulda okuduğunun ücretini almaz, belki oradaki ders çalışmalarının derecesine göre sonunda diplomayı aldıktan sonra, alacaktır.

         Evet! 1 mm kare içinde 8.000.000 insan hücresi bulanan, o hücrelerden tek bi tanesinden inşa edilen bu insan, meydana çıktığı zaman, yemek yemeye dişleri olmadığını bilen Bir Zat iki çeşme süt annesine onun için verilmiş. O sütü annesi mi yaptı? Hayır.

         Hatta ilim adamları diyorlar: insanın vücudundaki kanına demir de lazım’mış, fakat sütte yokmuş. Neden? Çünkü o yavrunu o demir zerrelerine altı ay sonra lazım mış. Allah lazım olduğu zaman süte onu ilave ediyormuş. 

         Evet bu insan yalnız maddi bir varlık değildir. Onu yaratan Allah  onu kainatın hulasası, kainatın meyvesi yarattığına göre, insanı yalınız buradaki mutlulukla bırakmayacaktır. Burada Allahın emirlerine uyup İnsanlığın hakkını verebilenleri Allah, hiçbir zaman sonu olmayan bir cennette mutlu edecektir. Çünçü ona Kur’andan aldığı bilgiler, felsefe yapmaya bırakmayıp, ben kimim, nereden ve ne için buraya geldiğimi düşünmeye bırakmadan,  600 sahifeden ibaret olan bu insan makinesine bir kullanma kılavuzu olarak KUR’ANİ kerimi o eşrefi mahluk olan insana göndermiş. O Kur’anı kerimin emirlerine ayak uydurmayıp inkar edenlere dahi Cehennem gibi sonsuz bir azap içinde yakacağını bizi yoktan var eden Allah’ımız o Kur’anı keriminde bize bildiriyor.

         Annemizi rahatsız edemiyoruz! Ona küfredemiyoruz! Annemize dayak atmak İnsan için en büyük bir suç olduğu için, kolay kolay o suçu işlemeye insan tenezzül edemez. Halbuki annenin evladına kaȃrı olan o sevgi kendinden değil,  Allah anneyi evladına karşı bir şefkat kahramanı yaptığı için evlat annesine karşı hürmete ve evlat bu fedakarlığı annesine ile babasına bu hürmeti yapmaya mecburdur. Yoksa anne baba kendi keyfleri için evlenmiştirler. Anne evladının kalp göz gibi kıymetli azalarını yapmak şöyle dursun, bir kılını bile yapamazlar.

         Bir kimyager, İnsanın maddi durumunu incelemiş. İnsanın yağından 7 kalıp sabun oluyormuş. insan vücudunda olan demir maddelerden bir çivi. Kireç te varmış insanda ki kireç çok küçük bir tavuk kümesini kireçleyebiliyormuş. İnsanda mevcut fosforu ile de bir kaç kibriti yakabiliyormuş ve insanda mevcut potasyumu bir küçük topun ağzına yaklaştırıp patlatabiliyormuş. Şimdi bu maddi elementler kaç para eder? 100 lira eder mi? Şimdi dönelim manevi yönüne: Bir insana Küçük Çekmeceyi versem gözlerini veren olurmu? Bir insana Dünyayı versem aklını verir mi ne diyorsun? Bu zenginliği  insana kim verdi, bu kıymetli cıhazat’ı nerede buldu, yoksa lüzumsuz imiş diye sokağa mi kimse atmış de o bulmuş? Yok yok kardeşim! Kȃinatta her şeyi mükemmel yapan Allah insanı: Melekler üstüne de çıkma kabiliyeti vermiştir. Teşekkürümüzü Ona yapacağız.  

         Ne mutlu o kimseye ki ölümüne hazırlığını unutmadan dünyasına çalışır. Yoksa burada kazandıklarımız Kabir kapısından öteye gitmez. Bahtiyar bir dindar annenin oğlu Profesör diplomasını aldığı gün ölmüş, annesi de, oh ne buldu bani demeden, güle güle oğlum bizde oraya geleceyiz, Allah seni cennetine koysun diyerek sağlam iman sahibi olduğunu bildirmiş.

         Evet imandan aldığı kuvvetle şuurlu annenin ifadesini size anlattıktan sonra: Şimdide zayıf imanlı anneden bir örnek vereyim.  Cemaat tan bir kardeşimiz ölmüştü. Küçükçekmecenin Merkez camisinde cenazenin hazırlığını bekliyorduk. Ben Caminin duvarına dayanıp iskemlede oturup orada bekliyordum. O anda on-on iki yaşında bir kızın cenazesini getirdiler. Ölen kızın annesi öyle çığlıklar atıyor ki on-on beş kişi susturamıyorlar ha susacak susmuyor . Ağlayarak yoruldu  ama gene susmuyor. Geldi benim yanımda oturdu. Dayanamadım ben bir çığlık atıp ona bağırarak: Niye ağlıyorsun? O kız senin mi? Onu sen mi yaptın? Göz kulak yapmaya sen bilir misin. Onu sana Allah vermiş Allah almış, cennetine götürmüş. Sende hazırlan kızın yanına cennete git, başka yapabileceğin var mı ki? Ben ona öyle deyince  hanım sustu. Akrabaları hanımın sustuğuna sevindiler, bana karşı gülmeye başladılar.      

         Bu hakikati Kardeşlerle paylaşan: Abdülkadir Haktanır

Sende yorum yazabilirsin