Onur nedir?

“Onur,” kısaca kişisel değer ve şeref olarak değerlendirilebilir. Bu şeref ve kıymetin insanlık tarihinde eşref-i mahlûkat olan Peygamberimize (asm) ve dolayısıyla insanlığa mahsustur. Çünkü İnsan yaratılış itibariyle “onur”lu bir varlıktır. Yaratılışların en saygını da insandır.

Efendimiz (asm) “Onur” için meâlen şöyle buyurmuş:Onur, hakikati söylemektir.  Nefreti basmaktır, hürriyet umurunda çaba göstermektir, başkalarını kendine eşit görmektir, başkasının da hakkını müdafaa edebilmektir, büyüklere hürmet etmektir, insanlarla iyi münasebetleri devam etmek ve ettirmektir, kibirli olmamak ve mağrurane dolaşmamaktır.”

Aslında bugün dünyada her ne kadar bilimsel ve teknolojik anlamda bir ilerleme görünüyorsa da; ne yazık ki, insanın onurunu muhafaza ve yüceltmeye yönelik ilerleme ve çaba pek görünmüyor. Eğer bir memlekette aç insan varsa, vatandaş arasında ayrımcılık, ötekileştirme, menfi milliyetçilik ve ırkçılık varsa, hor görme ve işkence varsa, binlerce insan öldürülüyorsa, annelerin yürekleri ağlıyorsa bu toplumun eksikliğidir.

Kısmen gençlerimiz başı almış onursuzluğa doğru gidiyor. Açık saçık yarı çıplak kızlar; erkek gençler parklarda, sokaklarda ve caddelerde sabahlara kadar başıboş, rezalet içinde dolaşıyorlarsa, çöplük ve cami avlularına bebekler terk ediliyorsa  bu da  toplumun eksikliğidir.

Kendi mahallesinde ve sokağında insanlar soyuluyorsa, çocuğunu okula tek başına gönderemiyorsa, bir memleketin hapishaneleri gençlerle doluysa bu da toplumun eksikliğidir.

Dünyada, menfaat için katledilen insanlar, dökülen kanlar insanlık onuruna yakışmayan bir rezalettir. Şiddet, işkence, adaletsizlik, zulüm bir yerde devam ediyorsa, insanlar bu zulme seyirci kalıyorsa bu da insanlığın ve toplumun eksikliğidir.

Keza, katil, zina, çocuk istismarı v.s.vs….. say sayabildiğin kadar onursuzluklar bir memlekette çoğalmışsa hem toplum hem de toplumu idare edenlerin eksikliğindendir, diye düşünüyorum.…

Dolayısıyla insanlık kendi ürettiği belâdan, neme lâzımdan dolayı çok zarar görmüş, hatasının neticesinde bitkin ve baygın bir hale düşmüştür. Çıkış yolları arıyorsa da ne yazık ki, ektiği tohumun filizleri başına dolanmış, kıvırdıkça boğazını sıkıyor. Kendi tuzağından bir türlü kurtulamıyor…

İşte, bin dört yüz sene önce Efendimiz (asm) “Veda” hutbesinde: “İnsanların canlarının, mallarının ve ırzlarının iffet taşıyan değerlerinin ve insanlık onurlarının dokunulmaz olduğunu bizlere bildirilmiştir. İnsanın yaşama ve mülkiyet hakkı ile manevi kişiliği ayni ölçüde ve güvence altına almıştır. Din kardeşinin kişilik onuruna da dokunulmaz”  buyurmuş.

İnsan, Cenab-i Allah’ın yarattığı mükemmel ve “onur”lu bir varlıktır. Bazen temel ölçütlerinden sapmalar gösterdiği zaman onursuz bir davranış sergiler. Yoksa kişi ırk, renk, maddi durum, soy-sop gibi ölçülere göre değerlendirilemez. Peygamberimizin (asm) yanında siyahı da beyazı da değerli ve onurludur.

Rüstem Garzanlı

08.05.2016

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin