Örnek İnsanlara İhtiyaç Hep Var!

Müslümanların dinlerine bağlılık derecesini iki gruba ayırabiliriz.

1) Annesinde babasında gördüğünü taklit ederek dinini yaşayanlar.

2) Şuurlu anne babanın emrinde hayatını devam eden, veya arkadaş, eş dostun öncülüğünde ehli’sünnet ve cemaat dahil herhangi gruba bağlı kalıp Müslümanlığa bağlılığını kendilerine ana prensip edinenler. Bunlarda en sağlamı en mükemmel faydalanmayı Risale-i Nur eserlerinden alanlarda görebiliriz. Çünkü Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu eserleri yazarken, ispat ve ikna metodunu seçmiştir.

Birinci guruptaki Müslümanların iyiliği de kötülüğü de sınırlıdır, yani onların günahları da sevapları da kendine aittir, başkasına fazla tesir etmez. Çünkü zamanımızda dinimize her taraftan saldırı olduğu için, bunlar gibi din kültürünü alamayanlarda aradığın dinin mükemmellikleri bulamazsın. Sebebine gelince bunların inançları tahkiki değil taklididir. Bunlar ehil kimselerden, veya kitaptan dinlerini öğrenmedikleri için, her zaman nefis ve şeytanın oyununa gelerek hislerine mağlup olabilirler. Bunlarda akıl değil duygular hakimdir. Bunlara herhangi menfaat gösterilse, ona aldanabilirler. Bu gibi kimselerin tahammülleri de sabırları de azdır.

İkinci kısım Müslümanların imanları taklidi değil tahkikidir. Bunlar din kültürünü ispatlı bir şekilde alan kimselerdir. Bu karakterdekiler çok dikkatli hareket ederler. Bunların yaptıkları bütün iyiliklerinden, bağlı oldukları guruplardan hisse alır, şeref duyar. Yaptıkları kusur ve hatalar da cemaate mal olur. Çünkü, böyle bir gruba bağlı olanların hali, kâr ve zarar ortaklığı yapan şirketlerin haline benzer. Onların kârını da zararını da beraber karşılarlar. Bu kimselerin bütün hal ve hareketlerinde, âzami dikkat yazar. Onlar her şey konuşamaz, her yere gidemez. Haramlar şöyle dursun şüpheli şeylerden dahi uzak durmak kendilerini mecbur hissederler. Komşularla iyi geçinmekte hassastırlar. Evlerinde kavga ve gürültüden uzak, ahlak kurallarına dikkatli. Yalnız âile reisi değil, hanımı, oğlu, kızı, gelini, yani tüm âile efradı ahlak kurallarına uyma mecburiyeti hissederler. Kısacası cemaate-guruba bağlı olanlar yaşadıkları hayatlarıyla başkalarına örnek olmaları icap ediyor. Dine lâkayt olanlar, bunları görüp, bunlar gıpta ederek, İslam hayatını yaşamaya balalarsa, yaptıkları sevapların tümünden bunlarında amel defterine yazılır.

Müslümanlık kabaların dini değildir. Bilakis İslam dini çok ince hassas bir dindir. Yaptığın iyi amellerden de gururlanamazsın. Hata edip yaptığın ufak tefek günahlara karşı da üzülmeden kalamazsın. Nasıl ki cahillerde kibir, gurur, kötü bir haslet ise, Allah’ın dinini yaşayanlar da, yaptıkları sevaplı işe güvenerek büyüklük taslayamazlar. Çünkü o hal “ucub” denilen bir çeşit gurura sapmak demektir. Yani, hem iyi işleri yapacaksın hem de onlarla övünmeyeceksin. Belki sana düşen görevi yapabildiğin için Allah’ına şükredeceksin. Yaptığın günahlar ise, mantığını kullanmayıp nefsine ve şeytanına uyduğun için, onlar senin öz be öz mallarındır. Onlardan kahrolmak senin hakkındır. Böylece kurtulup selamete ermen için, yaptığın günahlardan ötürü Allah’tan korkup bağışlanmanı dileyeceksin. Yaptığın sevaplar için ucub’a düşmeden Allah’hım ibadetlerimi acaba rızana uygun yapabildim mi diyeceksin. Böylece korku ve ümit yolu olan orta yolu takip edip, sapmadan yürüyüp gideceksin. Unutma ki ahlakın zirvesine erdiren İslam, çok sağlam temeller üzere kurulmuştur. Allah Hadisi Kudsi ile bu ifadelerimi çok iyi tasdik etmektedir. ”Ben rızamı iyi ameller içine sakladım. Gazabımı da günahlar içinde sakladım.” Yani iyi amellerin tamamını yapacağız ki Allah’ın rızasına isabet edelim. Günahların da tamamından çekineceğiz ki kurtuluşa erelim.

Tüm insanlar için numune-i imtisal Peygamberimiz aleylissalatu vesselam’dır. Kurtuluş yolumuz, O Zatın (a.s.m.) açtığı yoldur. Bilhassa bu fitneli âhır zamanında Peygamberimiz (a.s.m.) ın sünneti seniyesini yaşayabilsek, yüz şehidin kazandıkları sevabı kazanma imkânı elde edebiliriz. Bunu da Peygamberimiz (a.s.m.) haber veriyor.

O mübareğin örnek ahlakından yalınız iki tanesini nazarınıza sunduktan sonra, Bazı örnek şahsiyetlerden birkaç tanesini de nazarınıza sunacam.

1-Aleyhissalatu vesselam sahabelerle bir yerden gelmişler. Namaz vakti girdiği için abdest almışlar. Karınlarını doyurmak için de bir deve kesip pişirmişler yemişler. Azcık dinlenmek için yerlere oturmuşlar. Namaza kalkacakları sırada Sahabenin birinde hades vuku bulduğunu fark eden Peygamberimiz (a.s.m.) sahabeyi mahcup etmemek için orada bulunan sahabelere: ”Deve eti yiyenler tekrar abdest alsınlar” buyurmuş ve bu sebepten Hanbeli Mezhebinde olanların deve eti abdestlerini bozar.

2-Hendek Savaşına hazırlık yaparken, hendek kazan sahabelerden biri, Ya Resülallah, karnım çok aç, karnına bağladığı taşı göstererek bak karnıma taş bağlamışım. Peygamberimiz (a.s.m.) onu rahatlatmak için, elini kuşağına sokup karnına bağladığı iki taş çıkarır ve der işte ben açlıktan senin gibi bir değil, iki taş bağladım. bunun üzere Sahabe mahcup olur ve kusurumu af edin Ya Resülallah demiş.

3-Bakın Peygamberimizin (a.s.m.) yolunu harfiyen takip etmeye gayret eden mübareklerden Asamm Hazretlerine dini bir mesele sormak için biri gelmiş. Odada yerleşip meseleyi sormadan adamda hedes vuku bulmuş. Adam çok mahcup olarak soracağı meseleyi heyecanla sormaya başlamış. Asamm Hazretleri hadesin vukuunu işitmediğini adama his ettirmek için, kardeşim biraz bağır çünkü benım kulaklarım sağırdır zor işitirim demiş. Bundan sonra o mübareğin ismi sağır manasında Asamm kalmış.

4-Allah’ına ve Onun Resulüne tavizsiz itaat eden Bediüzzaman Hazretlerinin yazdığı Risale-i Nur eserlerinde, onun eşsiz ledünni ilmini görüyoruz. Ahlak-ı hamide’nin tümünü kendinde zirvede görüyoruz. İdam mahkemesinde müdafaasında hakime beş para vermemekte, cesaretini. Yamalı elbise giyip kuru ekmeğini sırf çorbaya banarak yemesinde, iktisadını. Zekât, sadaka ve hiç kimsenin hediyesini kabul etmeyip minnet altına girmeme gibi, tok gözlülüğünü. Cumhuriyetin ilk kuruluşunda, Milletvekilleri 30 lira maaş alırken ona 300 lira maaş teklif edilmiş, artı Şeyh Sunusi yerine gezici vaizlik, artı Milletvekilliği, artı Ankara’da meşhur Köşkü ona verildiği halde, Milletin imanının kurtulması yolunda tümünü red edip, Yirmi sekiz sene zindanlarda mahkemelerde sürgünlerde geçirmek gibi eşsiz fedailiğini ortaya serebilmesi Allah’a karşı ihlas ve samimiyetle bağlılığından başka değildir. Onun neticesinde, eserleri olan Risale-i Nurlar dünyanın dört yanına yayılıp milyonların imanını kurtarabilme gibi muvaffakiyeti elde edebilmiştir. Böylece Bediüzzaman Hazretleri, erişilmeyecek derecede numune-i imtisal bir şahsiyetir.

5-Pakistanlı meşhur Şair Muhammed İkbal, İslam ülkelerinden başka birine gezmeye gitmiş. Oranın halkı onu gezdirmek için o zamanın lüks vasıtası olan bir payton getirmişler. İkbal onu kabul etmeyip onlara: Avam hangi vasıta ile seyahat edip geziyorsa bana onu getirin demiş. İşte tevazuu içeren, büyüklerin yüksek ahlakının insanlığa sergilediği örnek ahlak!..

6-İstiklal marşımızın Şairi Mehmet Âkif Ersoy. İstiklal marşını yazmakta çok para olduğu için, yedi yüz küsur kişi rekabete katıldıkları halde, Âkif katılmamış. Tüm onların yazdıkları marşları meclis dinleyip hiçbirini beğenmeyince, meclisteki üyeler tarafından, Mehmet Âkif niye gelmedi denilince: Bilmiyoruz cevabını vermişler. Peki onu tanıyan kim ise gidip kendisinden sorsun. Gidip Âkif’in kendisine sorunca, demiş: orada çok para olduğu için ben katılmadım. Çünkü ben şeref ve haysiyetimi parayla satmam demiş. Ona: Parayı ister al ister alma, millet bunu senden bekliyor denilince. Yazıp götürmüş ve büyük alkışla meclis yazdığı İstiklal marşını üç defa ayakta tekrarlamış. Tok gözlülükte de örnek şahsiyet olduğu için, Allah istiklal marşını yazmasını ona nasip etmiş!..

Abdulkadir Haktanır

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin