Peygamberimiz, yakıp yıkarak yapılan savunmalardan memnun olmazdı!

Peygamberimiz’e saygısızlık yapan yabancılara karşı Müslümanların sokaklarda vurucu kırıcı intikam tepkileri göstermesi Peygamberimiz’i sevdirme mesajı vermiyor, insanlığın iftihar tablosu’nun eşsiz sabır ve tebliğ anlayışını yansıtma özelliği göstermiyor.

Halbuki öyle bir tepki göstermeliyiz ki, O’nun insanlığı hayran bırakan özelliklerini bu tepkilerle dünyaya duyurmuş olalım, O’nu gözden düşürmek isteyenlerin tam aksine, O’na duyulacak sevgi saygıyı artıran mesajlar sunalım… Ne yazık ki, Peygamberimiz’i savunma adına sokaktaki yakıp yıkma tepkilerinde böyle bir sevgi saygı duyurma mesajı söz konusu olmuyor. Tam aksine düşmanlarının hazırladığı tuzağa düşerek onları haklı çıkarma görüntüleri veriyor Müslüman bu türlü yakıp yıkma tepkileriyle…

Geçmiş senelerdeki karikatür saygısızlığında gösterilen bu türlü yanlış tepkiler üzerine Peygamberimiz’in insanlığa örnek olan özelliklerini anlatan bir kitap hazırlamıştım. “Günlük Hayatımızda Peygamberimizle Yaşamak” adını verdiğimiz bu kitapla yabancıların saygısızlıklarına cevap vermiş olmayı düşünmüştük. Gökkuşağı’nın dağıtımını yaptığı bu kitap çok okundu, Kutlu Doğumlarda dağıtılarak kısa zamanda 150 bin baskıya ulaştı..

İşte bu kitabın baş tarafına Hz. Hamza’nın, Peygamberimiz’e saygısızlıkta bulunan Ebu Cehil’den intikam alma olayını da kaydetmiştim. Günümüze ışık tutan bu intikam alma olayına Peygamberimiz nasıl bakmış bir görelim düşüncesiyle o tarihi hadiseyi bir daha arz etmekte fayda görmekteyim. Olayı bir daha okuyoruz.

Peygamberliğin altıncı senesinde Mekke’deki Safa Tepesi’nde istirahat etmekte olan Efendimiz’i gören Ebu Cehil, yanına gelip hakaret dolu sözler söylemeye başlar. Efendimiz bu saygısızlık karşısında davasının selameti adına sessiz kalmayı tercih eder cevap vermez. Ancak henüz iman etmemiş olan Hamza akşam avdan dönerken uğradığı Kâbe’yi tavaf sırasında Ebu Cehil’in söylediği hakaret dolu sözleri bir kadından dinler. Doğruca Ebu Cehil’in oturduğu yere yönelen Hamza, “Amcama hakaret eden sen misin?” diyerek elindeki ok ve yayla öyle bir vuruş vurur ki, başı yaralanan Ebu Cehil’in alnından aşağıya kanlar akmaya başlar. Taraftarları Hamza’ya karşılık vermek isterlerse de Ebu Cehil büyük bir dikkatle: -Hamza haklıdır, karşılık vermeyin.. diyerek adamlarını durdurur. Ancak Hamza uzaklaşınca yanındakilere şu uyarıyı yapar:

Hamza sıradan biri değildir. Ona karşılık verirseniz İslam’a girmesine sebep olursunuz. Cephemizden cesur bir adamımızı kaybetmiş oluruz.” der.

Hamza ise büyük bir mutlulukla gelip Efendimiz’e yaptığını anlatır:

Hiç üzülme! İntikamını aldım düşmanın Ebu Cehil’den! der. Ancak Efendimiz’den beklediği memnuniyet işaretini görmeyince sorma gereği duyar:

Ebu Cehil’den intikamını aldığıma sevinmedin mi yoksa?. Cevap çok manidar:

Ben der, intikam almandan değil imana gelmenden sevinirim. İntikam aldığın da imansızlıkta devam ediyor, intikam alan da hâlâ iman etmemiş halde bekliyor, ben bu intikamın neresine sevineyim?. Sözlerini şöyle bağlar:

Hamza! Beni sevindirecek olan senin intikamın değil imanındır, imanın!..

Yani sen sadece iman etmemden mi sevinirsin?

Ona hiç şüphen olmasın!.

Bu kesin cevaptan sonra Hamza düşünme devresine girer. İç dünyasında başlayan uzunca dalgalanmalardan sonra nihayet vicdanındaki değerlendirmeyi tamamlayan Hamza’dan gök gürültüsü gibi imana girme cümleleri duyulur:

Eşhedü en lâilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve Resûlüh!..

Efendimiz’den de aynı muhteşemlikte karşılık gelir:

İşte şimdi beni memnun ettin Hamza!. Ben hep iman etmelerden memnun olurum, intikam almalardan değil!.” Demek ki O’nu memnun etmek, sokaklara dökülüp rastgele vurup kırmalarla, yakıp yıkmalarla olmuyor. Keşke öfkesine mağlup kalabalıklar da bu örneği hatırlayarak intikam almayı değil de O’nu sevdirerek imana getirmeyi hedef alsalardı, doğru olan bu idi, demek istiyorum. Bilmem siz de böyle düşünüyor musunuz?

Ahmed Şahin / Zaman

Sende yorum yazabilirsin