Risale-i Nur Külliyatı’nın Yazım ve Anlatım Sistemi

Bediüzzaman hazretleri, edebiyat dünyasındaki en büyük hastalığı “lafızperestlik” olarak tanımlar. Ona göre lafız, mananın üzerine örtülen süslü bir perde değil, o manayı en saf haliyle gösteren şeffaf bir cam olmalıdır. Bu noktada sanatın tek bir şartı vardır: “Sanat, hakikatin emrinde olmalıdır.”

Risale-i Nur’da kelimeler, sanatsal bir gösteriş için değil, sarsılmaz bir mantık silsilesiyle dizilir. Üstadın belirttiği gibi; önce fikir doğar, sonra bu fikir mantık ve hakikat filtresinden geçer, en sonunda ise bu hakikatten doğal bir estetik belâgat çiçekleri fışkırır. Bu yüzden Nur Risaleleri’nde zorlama bir üslup değil, hakikatin kendi parıltısı görülür.

Cansız varlıklara ruh üflemek ve hayali bir film gibi izlettirmek Risale-i Nur’un en temel özelliği olan Temsil Metodunun temelidir. Soyut olan iman hakikatleri; güneş, aynalar, askerler veya saraylar gibi somut imgelerle anlatılır. Böylece en karmaşık felsefi meseleler bile, zihinde bir film şeridi gibi canlanarak “avami” tabir edilen her seviyeden insanın anlayabileceği bir netliğe kavuşur.

Risale-i Nur’daki hiçbir benzetme veya hikaye, boş bir hayal ürünü değildir. Bediüzzaman hazretlerinin ifadesiyle; her hayalin kalbinde bir “dane-i hakikat” vardır. Kâinattaki fiziksel yasalar manevi birer hakikate köprü yapılır. Bu, okuyucunun aklını uyutmadan kalbini ikna eden bir “beyan kerametidir.

Bediüzzaman hazretleri Risale-i nurlarda üslup uğruna hakikati feda etmemiş; aksine, üslubu hakikatin hizmetinde bir projektör gibi kullanarak, 1400 yıllık İslami ilimler geleneğini modern insanın “zihin sinemasına” uygun şekilde yeniden inşa etmiştir.

Çetin Kılıç

Kaynak: RNK Muhakemat

Sende yorum yazabilirsin