Sadık Nur Talebesinin Külliyattaki Yeri

“Hakiki olmayan bazı bîçare dostlarımı o suretle çektiler, manen onları tehlikeye attılar.”       Mektubat Sh: 412

«Ben, kendimi seyyid bilemiyorum. Bu zamanda nesiller bilinmiyor. Halbuki âhir zamanın o büyük Şahsı, Al-i Beyt’ten olacaktır. Gerçi mânen ben Hazret-i Ali’nin (R.A.) bir veled-i mânevîsi hükmünde ondan hakikat dersini aldım ve Al-i Muhammed Aleyhisselâm bir mânâda hakiki Nur Şakirdleri’ne şâmil olmasından, ben de Al-i Beyt’ten sayılabilirim. Emirdağ 1.Sh:26

(Bu meseleyi Prof.Ahmet Akgündüz Kardeşimiz geçen sene halletti.)

Risale-i Nur, tahkikî iman dersleri verir. Şakirdlerini her türlü fenalıktan alıkoyar. Kalblere doğruluk aşılar. Onu hakkıyla anlayan, artık fenalık yapamaz. Onun içindir ki, bugün memleketin her tarafındaki Risale-i Nur talebeleri, asayişin manevî muhafızı hükmündedirler. Şimdiye kadar hiçbir hakiki Nur Talebesinde asayişe münafi bir hareket görülmemiş, âdeta Nur talebeleri zabıtanın manevî yardımcısı olmuşlardır. Risale-i Nur talebelerinin rıza-i İlahîden başka, a’mal-i uhreviyeye müteveccih olmaktan gayrı düşünceleri yoktur. Şu halde Risale-i Nur’a garazkâr tertibler hazırlayanlar, perde arkasındaki malûm din düşmanlarından başka kimse değildir. İşarat-ül icaz sh: 228

“Hayat-ı içtimaiye-i insaniyenin hususan millet-i İslâmiyenin üss-ül esası: Akrabalar içinde samimane muhabbet ve kabile ve taifeler içinde alâkadarane irtibat ve İslâmiyet milliyetiyle mü’min kardeşlerine karşı, manevî, muavenetkârane bir uhuvvet ve kendi cinsi ve milletine karşı fedakârane bir alâka ve hayat-ı ebediyesini kurtaran Kur’an hakikatlarına ve nâşirlerine sarsılmaz bir rabıta ve iltizam ve bağlılık gibi hayat-ı içtimaiyeyi esasıyla temin eden bu rabıtaları inkâr etmekle ve Şimaldeki dehşetli anarşistlik tohumunu saçan ve nesil ve milliyeti mahveden ve herkesin çocuklarını kendine alıp karabet ve milliyeti izale eden ve medeniyet-i beşeriyeyi ve hayat-ı içtimaiyeyi bütün bütün bozmağa yol açan kızıl tehlikeyi kabul etmekle ancak Nur şakirdlerine medar-ı mes’uliyet cemiyet namını verebilir. Onun için hakiki Nur şakirdleri çekinmeyerek Kur’an hakikatlerine karşı kudsî alâkalarını ve uhrevî kardeşlerine karşı sarsılmaz irtibatlarını izhar ediyorlar. O uhuvvet sebebiyle gelen her bir cezayı memnuniyetle kabul ettiklerinden, mahkeme-i âdilenizde hakikat-ı hali olduğu gibi itiraf ediyorlar. Hile ile, dalkavukluk ile ve yalanlarla kendilerini müdafaaya tenezzül etmiyorlar. Şualar Sh:393

“Birinci Hassa: Bana mensub her şeye malları gibi tesahub ediyorlar. Bir Söz yazılsa, kendileri yazmış ve te’lif etmiş gibi zevk alıyorlar, Allah’a şükrediyorlar. Adeta cesedleri muhtelif, ruhları bir hükmünde hakiki manevî vereselerdir.”   Barla L. Sh: 21

“Hulusi Bey benim yegâne manevî evlâdım ve medar-ı tesellim ve hakiki vârisim ve bir deha-yı nuranî sahibi olacağı muhtemel olan biraderzâdem Abdurrahman’ın vefatından sonra, Hulusi aynen yerine geçip o merhumdan beklediğim hizmeti, onun gibi îfaya başlamasıyla…”                                         Barla L. Sh:22

(Şu fıkra, hakiki ve birinci bir kardeşimiz olan Hakkı Efendi’nindir)       Barla 46

“Sıddık, fedakâr, hakiki âhiret kardeşiniz ve hizmet-i Kur’aniyede kuvvetli arkadaşınız ve tarik-ı Hakta ve ebed yolunda enîs yoldaşınız. BarlaL.Sh:238

“Kardeşim Hulusi Bey’in vazifesini; biri de, evlâd-ı maneviyem ve biraderzâdem ve bir dehâ-i nuranî sahibi olmak pek muhtemel olan Abdurrahman’ın vazifesi de size ilâve edildi.O benim hakiki bir vârisim idi. Yazdıklarımı ve malımı kendi malı telâkki ederdi, öyle de sahib oluyordu. Sen de bundan sonra yazı ve sözleri, senin hocanın yazısı diye tutma; kendi malın ve senin sözlerindir bil, öyle sahib ol.”   Barla L. Sh:249

“Çünki o dersler, ulûm-u imaniyeden olduğu için, bir insan yalnız kendi nefsine dinlettirse yeter. Bahusus siz daima bir-iki hakiki kardeşi de bulursunuz.” Barla L. Sh:260

“Çünki Risale-i Nur ve hakiki şakirdleri, elli sene sonra gelen nesl-i âtîye gayet büyük bir hizmet ve onları büyük bir vartadan ve millet ve vatanı büyük bir tehlikeden kurtarmağa çalışıyorlar.”   Emirdağ 1 Sh:21

“Risale-i Nur’un hakiki ve hakikatlı bir şakirdi bulunan ve

Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın kâtibi, bu defa yazdığı mektubda, haddimden bin derece ziyade hüsn-ü zannına istinaden, bir hakikat soruyor.” Emirdağ 1 Sh:70

“Risale-i Nur’un imanî hakikatlarına gösterdiği hüccetler, hiç bir cihette vesveselere meydan vermediği gibi, kanaat vermek cihetinde kerametlere, keşfiyatlara hiç ihtiyaç bırakmıyor.Onun verdiği iman-ı tahkikî, keşfiyat, zevkler ve kerametlerin çok fevkinde olmasından, hakiki şakirdleri öyle keramet gibi şeyleri aramıyorlar.” Emirdağ

“Aziz, sıddık kardeşlerim ve hakiki vârislerim!”                 Emirdağ 1 Sh: 95

“Sâniyen: ikinci gün, çok ziyade merak ve alâka peyda ettiğim dâr-ül fünun gençlerinin, üniversite talebelerinin namına, Şimdiden dokuz tane hakiki Nurcu ve küçük Salahaddin’ler ve Abdurrahman’lar nev’inde dâr-ül fünunun tenvirine ciddi çalıştıklarını bildiren bir mektub aldım.”   Emirdağ 1 Sh: 192

“Al-i Beyt’in muhabbeti, Risale-i Nur’da ve mesleğimizde bir esastır. Ve Vehhabîlik damarı, hiçbir cihette Nur’un hakiki Şakirdlerinde olmamak lâzım geliyor.” Emirdağ 1 Sh: 204

“Eğer vefattan sonra bu hakiki ve hakikatlı vârislerin eline bu malım geçse, dünya malı gibi bir derece taksim olur; derecesine göre herbirisi maldan bir kısmına hakiki mâlik olur,

umumuna mâlik olamaz.”   Emirdağ L. Sh:216

“Risale-i Nur’un hakiki ve sâdık şakirdlerinin mabeynlerindeki düstur-u esasiye olan iştirak-i a’mal-i uhreviye kanunuyla ve samimi ve hâlis tesanüd sırrıyla herbir hâlis, hakiki şakird bir dil ile değil, belki kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar ederek bin taraftan hücum eden günahlara, binler dil ile mukabele eder “ Kastamonu L. Sh: 96

“Bazı melaikenin kırkbin dil ile zikrettikleri gibi; hâlis, hakiki, müttaki bir şakird dahi, kırkbin kardeşinin dilleriyle ibadet eder, necata müstehak ve inşâallah ehl-i saadet olur. Kastamonu: 96

“Sâniyen: Bundan evvel müjdeli hatırada, «Herbir halis ve hakiki müttakî şakird, kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar eder» fıkrasına, yine bir ihtar ile bu gelen cümle ilâve edilsin. Cümle de budur: «Risale-i Nur dairesine, sadakat ve hizmet ve takva ve içtinab-ı kebair derecesiyle, o ulvî ve küllî ubudiyete sahib olur. Elbette bu büyük kazancı kaçırmamak için takvada, ihlasta, sadakatta çalışmak gerektir.»     Kastamonu L. Sh: 97

“Isparta’nın Hâfız Ali’si (Kâtib Osman) elhak ikinci bir Hüsrev olduğuna, benim de kanaatım geldi. Cenab-ı Hak onu ve Mehmed Zühdü gibi çok fedakârları ve Risale-i Nur’un hakiki sahiblerini Isparta’ya ihsan eylesin, âmîn.   Kastamonu L. Sh: 100

“Dehşetli esbab altında Risale-i Nur’un şimdiye kadar fütuhatı ve zındıkların ve dalâletlerin savletlerini kırması ve yüzbinler bîçarelerin imanlarını kurtarması ve her biri yüze ve bine mukabil yüzer ve binler hakiki mü’min talebeleri yetiştirmesi, Muhbir-i Sâdık’ın ihbarını aynen tasdik etmiş ve vukuat ile isbat etmiş ve inşâallah daha edecek.” Kastamonu L. Sh: 107

“Bunun tabiri, aynı günün aynı tecrübe saatinde, Kur’an’ın Hizb-ül Ekber’i -ümid edilmediği bir vakitte, malûm Asiye Hanım’ın hanesinde etrafı tezyin edilen Hizb-ül Ekber’i -yüz senelik bir güzel kab içinde, o kabın üstünde sırma ile padişahların mühim fermanlarında turra-i şahane işlenmiş olduğunu gördük. Üstadımız dedi ki: Ferman geldi diye Kur’an çıktı. Şimdi de, Kur’an’ın Hizb-ül Ekber’i geldi. Üstünde ferman turrası bulunduğundan, Risale-i Nur’un hey’etine beşaretli ve medar-ı feyz ü terakki bir Ferman-ı Rabbanî hükmüne geçeceğini rahmet-i İlâhiyeden bekliyoruz. Bu tabirden sonra ikinci günü, sizin çok kıymetdar hediyeniz,   hakiki     tabirini güneş gibi meydana çıkardı. Risale-i Nur talebelerinden ve daimî hizmetçilerinden Emin ve Küçük Hüsrev olan Feyzi” Kastamonu L. Sh:116

“Hem iştirak-i a’mal-i uhreviye düsturuyla, herbir şakirdine, her bir günde binler halis lisanlar ile edilen makbul duaları ve binler ehl-i salâhatin işledikleri a’mal-i salihanın misil sevablarını kazandırıp, her bir hakiki, sâdık ve sebatkâr şakirdini amelce binler adam hükmüne getirdiğini; kerametkârane ve takdirkârane İmam-ı Ali’nin (Radıyallahü

Anhü) üç ihbarı ve keramet-i gaybiye-i Gavs-ı Azam’daki (K.S.)

tahsinkârane ve teşvikkârane beşareti ve Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın kuvvetli işaretiyle, o halis şakirdler ehl-i saadet ve ashab-ı Cennet olacaklarına müjdesi pek kat’î isbat ederler. Elbette böyle bir kazanç, öyle bir fiat ister.   Kastamonu L. Sh: 122

“Gayet dikkatle ve şeytancasına, şakirdlerin hakiki kuvvetleri olan tesanüdünüzü bozmağa çalışıyorlar.”   Kastamonu L. Sh:152

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin