Şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz yapıyorsunuz!

739. Vuslat yılında düzenlenen Mevlânâ Haftası münasebetiyle dünyanın her tarafından akın edip gelen ziyaretçilerle dolup taştı yine Konya’mız. Demek ki asırlar geçer ama Mevlânâ sevgisi geçmez.

O tüm hatıralarıyla hayatımızda ve gönlümüzdedir. İşte onun unutulmaz örneklerinden bir demet sizlere. Zannederim siz de benim gibi tekrar sevgi ile okuyacak, takdirle değerlendireceksiniz bu mesaj yüklü misalleri.

mevlana türbesi - konya1) Hz. Mevlana: Gel gel, diyordu. Putperest olsan da gel; tövbeni yüz kere bozmuş olsan da gel, diyordu. Çünkü gelenler onun meclisinde sıcak ilgi ve saygı görüyordu. Geldiklerine pişman olmuyor, mutluluk duyuyorlardı. Hatta bir daha da geriye dönme gereği de duymuyorlardı. Böylece yanlışlarından kolayca kurtuluyor, doğrularla yüz yüze buluşuyorlardı. Nitekim bir gün Hz. Mevlânâ zikir halkasına katılmış, çevresiyle birlikte zikrediyordu. Tam bu sırada bir sarhoş da dışarıdan halkaya katılıp zikretmeye başladı. Ancak sarhoş dengesini tutamıyor, yalpa yaprak yanındakilere çarpıyordu. Tutup dışarıya atmak istediler. Ama sarhoş zikir halkasından çıkmak istemeyince tartışma çıktı. Mevlânâ sordu:

-Neyi tartışıyorsunuz öyle?.

-Sarhoştur, dediler içimizden çıkarmak istiyoruz, o da çıkmak istemiyor!

Cevabı herkesi düşündürecek şekilde oldu Hz. Mevlânâ’nın:

-Demek dedi, şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz yapıyorsunuz!.. Bunun üzerine derin bir sessizlik oldu. Sonra hep bir ağızdan zikir cümlesi oldu bu söz:

-Şarabı o içmiş, sarhoşluğu siz yapıyorsunuz!.

Hz, Mevlânâ konuyu yarım bırakmadı, sözünü şöyle tamamladı:

Düşene herkes tekme atar, bir tekme de siz atmayın!..

Ne dersiniz, bu tarihi cümleyi biz de tekrar edelim mi?

-Düşene herkes tekme atar, bir tekme de biz mi atalım?

2) Konya’da iki kişi yol kenarında ağız dalaşı yaparak tartışıyorlardı. Biri dedi ki:

-Bana bak!.. Ben öyle bir adamım ki, bana bir söylesen bin cevap alırsın!..

Oradan geçmekte olan Hz. Mevlânâ bu sözü söyleyen adamın yanına varıp çenesi altına kadar sokularak şöyle dedi:

Ben de öyle bir adamım ki, bana bin söylesen bir tane dahi cevap alamazsın!..

Bir söze bin cevap vereceğini söyleyen adam, bu defa bir tane dahi cevap veremedi…

3) Bir talebesi evlenmiş, hayata karışmıştı. Ziyaretine geldiğinde kılık kıyafetinden ihtiyaç içinde olduğunu anlamıştı. Fakat halkın içinde mahcup etmeden nasıl yardımcı olabileceğini düşünüyordu. Tam o sırada kalkıp gitmek üzere olan talebesine seslendi:

-Osman! Sen eskiden mütevazı biri idin, kalkıp giderken gelip elimi öperek giderdin!..

Osman mahcubiyetle Hz. Mevlânâ’ya doğru yönelerek yaklaşıp elini öpmek istedi. O sırada avucu içine önceden hazırladığı altınları kimsecikler görmeden Osman’ın avucu içine sıkıştırarak elini kapatan Mevlânâ, şu tembihte bulunmayı da ihmal etmedi:

Osman dedi, ben el öptürmeyi çok severim, sık sık gelip elimi öpmeni istiyorum, anlaşıldı mı?.

Osman avucu içindeki altınları sıkı sıkıya tutarak çıkıp evin yolunu tutarken bir yandan alacağı ihtiyaçlarının sevincini yaşıyor, bir yandan da bu zarif anlayış karşısında gözyaşlarını tutamıyordu..

4) Cübbesindeki düğme sallanıyordu. Hanımı Gevher Hatun, hemen oracıkta ayaküstü düğmeyi dikmek istedi. Halk arasındaki söylentiyi hatırlatarak da:

-Efendi, dedi ağzına bir çöp al da bir uğursuzluğa uğramayasın!..

Mevlânâ bu boş söylentiyi zarif bir cevapla düzeltti:

Hanım sen merak etme. Ben ağzıma çöp yerine Kulhüvellahü’yü aldım. İhlas suresi çöpten iyi korur beni.

5) Bir gün Konya çarşısında yürürken bir papaz kendisini görünce hemen ayağa kalkmış, sonra da yarıya kadar aşağıya eğilerek hürmetle selam vermişti. Bunu gören Mevlânâ ise papazdan daha aşağıya eğilerek selamına mukabele etti. Bu duruma itiraz eden bir Müslüman:

-Bir papaza da bu kadar aşağıya eğilmek olur mu? deyince şu cevabı verdi:

-Tevazuda da papazı geçmemiz gerekirdi! Geçtik elhamdülillah!

Ahmed Şahin

Sende yorum yazabilirsin