Tahiri Mutlu Ağabey ve Risale-i Nur’lar

Hekimoğlu İsmail’in “Tahiri Mutlu Ağabey ve Risale-i Nur’lar” başlıklı yazısında “Tahiri Ağabey’in de manevi atmosferi dışına taşmış, kim yaklaşsa hoşuna gidiyordu…” ifadelerine yer vermiş.
Hekimoğlu İsmail’in yazısı:
Kabe’den camilere, dershanelere kadar uzanan, bunların hepsini içine alan manevi bir iklim vardır. Manevi iklimin tecellisi için buyruluyor ki: “Allah için işleyiniz, Allah için görüşünüz, Allah için çalışınız. O’nun rızası dahilinde hareket ediniz.”
Demek ki Allah’ın emrini tutan bir şahıs veya topluluk, manevi iklimi meydana getirir. Büyükleri ziyaret etmek, onların yanında bulunmak, derslerine katılmak, onların hayatını okumak da manevi iklimlere girmektir. Bu manevi iklimler insana tesir eder. “Böyle de yaşanırmış.” dedirir. Tahiri Ağabey’in de manevi atmosferi dışına taşmış, kim yaklaşsa hoşuna gidiyordu…
Tahiri Mutlu Ağabey’le Kocamustafapaşa’daki dershanede tanışmıştık. Dershane, yedi katlı bir binanın en üst katındaydı; buraya ‘seb’a semavat‘ derdik; yedi kat gökler…
Ömrünü tamamiyle Risale-i Nur’lara vakfetmişti. Bediüzzaman Hazretleri buyurmuş ki: “Ben ölsem veya hayatta şuursuz kalsam, Nur’lara karşı hizmetimin tarzını bilerek tam yapabilecek…” dediği kişilerden biriydi; Tahiri Ağabey…
Bilindiği gibi 1928’de harf inkılabı yapılmış, Kur’an yazısı yasaklanmıştı. Said Nursi de, “Bir şey bütünüyle elde edilmezse tamamen de terk edilmez.” düsturu ile tek başına bu inkılaba karşı çıkıp, hayatı boyunca Latin harfleriyle tek kelime yazmadı. Daha sonra Tahiri Mutlu’ya da Latin harfleriyle yazıp, okumamalarını tavsiye etti, onlar da bu tavsiyeye uydular. Elbette gün geçtikçe yeni yazı bilenlerin sayısı artmaya başladı, tahsildeki gençler eskimez yazıyı bilmediklerinden, dinden uzaklaşıyorlardı.
Bediüzzaman, bu gençlerin imanını kurtarmak için Risale-i Nur külliyatının Latin harfleriyle basılmasına izin verdi. 1956’da Sözler, arkasından da Tarihçe-i Hayat basıldı. Bir bavul dolusu Tarihçe-i Hayat’ı Said Nursi Hazretleri’ne bizzat ben götürüp teslim ettiğimde memnun olmuştu. Bununla beraber İslam yazısının muhafazasını Risale-i Nur talebelerinden istemişti. “Kardeşlerimiz eskimez yazıyı öğrensinler!” diye.
Herkese inat bir kişi İslam yazısını gündemde tutuyor, İslam medeniyetine sahip çıkıyordu. Ben de o sene Münif Çelebi’nin Kur’an Dili isimli kitabından aldım, kendi kendime Elifba’dan Kur’an yazısını öğrenmeye başladım. Kur’an okumasını öğrendikten sonra harekesiz yazıyı da öğrendim. Fakat gerek Kur’an’ı, gerekse eskimez yazılı Risale-i Nur’ları çok yavaş okuyordum. Arapça, Farsça kelimelere gelince hiç okuyamıyordum.
Bekar odamdaki radyoyu babama göndermiştim. Üstad “Ecnebilerin satranç oyunlarıyla meşgul olmayın.” buyurmuştu. Öyle ise haberler benim için manasızdı. Ben kendimle meşgul olmalıyım, ne diye Avrupa’yla Amerika’yla ilgileneyim? Yine buyururdu ki: “Afakla meşgul olmayın, boğulursunuz. Enfüsi daireyle meşgul olun…” Bundan anladığım şu idi: “Dış dünyayla meşgul olmayın, kendinizle meşgul olup, kendinizi en iyi duruma getirin.”
Kendimi Risale-i Nur’lara vermiştim. “Dost da bu, arkadaş da bu, eğlence de bu.” diyordum… Tahiri Ağabey, Risale-i Nur’ların okunmadan durmasını israf olarak görürdü. Said Nursi (ra) bile kendi eserlerini kendisi defalarca okumuş. Risale-i Nur’lar kimisinin imanını kurtarır, kimisinin imanını takviye eder…
Kaynak:RisaleAjans

Sende yorum yazabilirsin