Tebliğden önce temsil!

İslâm, bazı hakikatleri, kaideleri ve hükümleriyle bizzat, bazı hükümleriyle de –ceza yasaları gibi– o hükümlerin insandan kaynaklanan uygulanma sahaları gereği neticeleri itibariyle baştan sona güzellikler mecmuasıdır. O, kaide ve hükümleriyle mücerret güzellikler olarak kendisini mensuplarının şahsında müşahhaslaştırır. Dolayısıyla bir Müslüman, İslâm’ı hayatı ve davranışlarıyla ne ölçüde müşahhaslaştırabiliyorsa, o ölçüde İslâm’a sadıktır; onu bizzat hür ve iradî fiilleriyle müşahhaslaştırmadaki kusuru ve noksanı nisbetinde de İslâm’a ihanet içinde demektir.

Bu noktada Fethullah Gülen Hocaefendi şöyle yazar: “Üstün insanî vasıflar, duygu, düşünce derinliği ve karakter sağlamlığı, hemen her yerde geçerli bir kredi kartı mesabesindedir… Hakk da, halk da, insanları insanî vasıfları, üstün karakteriyle değerlendirir. Bu itibarla da, insanî değerler itibariyle fakir, karakterleriyle de zayıf kimseler, çok iyi birer mü’min görünümünde olsalar da, büyük başarılar elde etmeleri ve elde ettikleri başarıları koruyabilmeleri; aksine, iyi bir Müslüman görünümünde olmadıkları halde, sağlam karakteri ve üstün insanî vasıfları itibariyle birkaç kadem ileride olanların da, bütün bütün başarısız kalmaları mümkün değildir.

Bugün, “Hacı, sakallı, beş vakit namazında…” diye bazılarına duyduğumuz itimat, çoklarımız itibariyle en fazla aldandığımız, aldatıldığımız bir nokta olmaktadır. Evet, ibadetler, Müslüman’ın hayatında ve Müslüman karakter inşaında vazgeçilmezdir. Kur’ân’da bizzat buyrulduğu üzere, “Namaz, bütün çirkinliklerden ve kötü davranışlardan alıkoyar.” Ama namaz sadece şekilden ibaret kalıyor, İslâm sadece şeklî namaz ve oruç gibi birkaç ibadetten ibaret görülüyorsa, merhum Seyyid Kutub’un çok yerinde ikazıyla, “İnsanları kötülüklerden alıkoymayan namaz, bırakın onları Allah’a yaklaştırmayı, ancak Allah’tan uzaklaştırır.” Ve, içtimaî hayatın içinde bir yakınımın tesbit ve itiraf ettiği üzere, bugün günlük hayatta ve muamelatta en fazla aldatan ve işini düzgün yapmayan insanlar, ne yazık ki şeklî namaz Müslümanlarından çıkmaktadır.

İslâm’ı temsil, özellikle üç noktada önemlidir ve kendini gösterir. Bunlardan biri, bütün söz, hâl, davranış, çalışma, vazife sorumluluğu, işveren–işçi münasebeti, insanlarla ve sulardan yakıtlara, bitkilerden ve ağaçlardan hayvanlara varıncaya kadar bütün varlıklarla münasebetlerimizde doğru, güvenilir ve samimî olmadır. Doğruluk, güvenilirlik ve samimiyet, İslâmiyet’in esası, peygamberliğin de birinci vasfıdır. İslâm’ı temsilde ikinci nokta, öğretmen, öğrenci, idareci, işçi, hakim, bakan vb. hangi meslekten olursak olalım, işimizi çok iyi yapma, mesleğimizin hakkını mümkün olduğu kadar en a’zami derecede yerine getirebilme, bu hususta parmakla gösterilecek bir seviyede olmaktır. Üçüncü nokta, başkalarına emir veya tavsiye ettiğimizi önce kendimizde ve örnek olacak şekilde uygulama, Kur’ân’ın ikazıyla, “insanlara iyiliği emrederken onu yapmama akılsızlığına düşmeme”, dinî veya daha başka bütün sorumlulukları başkalarına anlatılacak kaideler gibi değil, bizzat kendimizin herkesten önce ve ileride yapmamız veya yapmamamız gereken kaideler olarak görmedir.

Bu noktalar Müslüman’ın hayatında ne ölçüde eksikse, o insan Müslüman olarak arz-ı endam etmekten, özellikle İslâm’ı tebliğ iddiasından o ölçüde utanmalıdır.

Ali Ünal / Zaman

Sende yorum yazabilirsin