Vaizlerin Muvazenesizliğinin Dindeki Tahribatı
Mübalağa ihtilalcidir ve zararlıdır, mübalağa yıkıcı bir eylemdir. İnsanın doğasında sevdiği şeyi aşırı övme, anlattığı şeyi devleştirme meyli vardır. Ancak bu durum hayali hakikate karıştırmak demektir. Bir şeyi olduğundan fazla göstermek, o şeyin dengesini muvazenesini bozar. Bir ilacın dozunu daha iyi gelsin diye artırmak, o ilacı zehre dönüştürür. Dinî meselelerde de böyledir.
Ayakta idrar yapmayı zina ile bir tutmak veya gıybeti adam öldürmeye Bir kuruş sadaka vermeyi hac sevabına denk saymak. Bu tür kıyaslamalar büyük günahların dehşetini hafızalarda basitleştirir, büyük ibadetlerin ise değerini düşürür. Gerçek hikmet sahibi bir vaiz, her şeye şeriatın belirlediği gerçek değerini vermelidir. Bir şeyi olduğundan farklı göstermek, Allah’ın yarattığı nizamı beğenmemek ve O’nun sanatına iftira etmektir.
İmam-ı Gazali “Daire-i imkânda daha ahsen yoktur” sözüyle, Allah’ın yarattığı bu evrenin ve koyduğu kanunların mükemmel olduğunu, ekleme-çıkarma yapmaya gerek olmadığını vurgulamaktadır. Dinî hakikatler muazzam bir fabrikadaki çarklar gibidir. Bir cahil, “bu küçük çark gereksiz” diyerek onu değiştirmeye kalkarsa bütün fabrikayı sistemi bozar.
Dini savunmak adına akıl dışı, aşırı ve çirkin ifadeler kullananlara “sadık-ı ahmak” denir. Bu kişiler, dinin düşmanından daha çok zarar verirler. Çünkü yaptıkları saçma savunmalarla dini, dışarıdan bakanlara karşı küçük düşürürler. Müslümanların yaptığı hataları veya bazı “su-i ulema”nın kötü alimlerin yanlış yorumlarını İslam’ın aslı sanmayın. “Bir müslümanın her sıfatı İslamiyet’ten neşet etmek lazım gelmez.” Yani bir Müslüman yalan söyleyebilir, yanlış yapabilir; bu onun şahsi kusurudur, dinin kusuru değildir.
Hakikat, mübalağalı süslemelere ve aşırı yorumlara muhtaç değildir. Dinî meselelerde ifrat ve tefrit hakikati örter. Doğru olan, her şeyi şeriatın terazisinde, hakiki değerinde görmektir.
Çetin KILIÇ
Kaynak: Muhakemat








