Vatan Gibi Diyar, Anne Gibi Yar Olmaz

Bu ata sözü boş değil: Vatan gibi diyar olmaz, Anne gibi yar olmaz. Evet şefkat kahramanı olan anne evladı için her meşakkati çekmeye razıdır. Geceleyin en tatlı uykusunu bozar. Aman evladımın karnı aç olmasın evladını doyurur, altı ıslanmasın, açar bakar temizler altını değiştirir, bir defa değil birkaç defa uykusunu bozar kalkar, aman yavrum uykuda açılıp üşümesin, kalkar örter ve yavrusuna bu hizmetleri yapmaktan zevk alır; hem de büyüyünce fazlasıyla bana öder diye böyle bir şey hiç düşünmeden bu hizmetleri evladına yapar ve yaptığı hizmetlerden zevk alır. Allah annenin kalbine öyle bir merhamet koymuş ki: Mesala büyük evladı başka bir kasabaya bir işi için gitse, oradan bana ne getirecek diye düşünecek yerde, aman oğluma İnşallah yolda bir keder olmaz da eve sağ salim gelir düşüncesini taşır. Burada bahsettiklerimin örneklerini aşağıda daha net göreceksiniz:

Mesela orta yaşlı bir kadın, evin içinde telaşlı bir haldeydi. Eşyaların yerini değiştiriyor, örtüleri düzeltiyor, arada bir mutfağa gidip pişmekte olan yemeğe bakıyor, tekrar salona dönüyordu. Sokaktan gelen her seste pencereye koşuyor, her duyduğu kapı zilinde de, başkasının zili olduğunu duyunca epey üzülüyordu.

Başka şehirde iş bulan oğlu, hem uzak yerde olduğundan hem de izin alamadığından 2 aydır gelememişti. Orta yaşlı kadın, büyük bir özlemle oğlunun gelmesini ümit ediyor, kulağı zil sesinde, ayak sesinde telaşla bekliyordu. Her anneler gününde, çocuğunun ona “Anneciğim, anneler günün kutlu olsun” diyerek, boynuna sarılmasına öyle alışmıştı ki, sanki oğlu kapıdan giriverecek ve koşup boynuna sarılacaktı, sonra da onun için hazırladığı tatlılardan yiyecekti. Oysa oğlu geleceğini söylememişti ki. Kadın, boynu bükük düşünüyordu, “-ya gelmezse, ya izin alamadıysa.” İçini hasrat dolu bir alevin yalayıp geçtiğini hissediyordu.

Kadın sabahtan hazırlığa başlamıştı.. Telaşlı halini gören eşi, hanımına soruyor;”Hanım bu telaşın niye?” diye ama cevabını bir türlü beyi alamıyor. Sonunda da kadın beyine; “-Bu gün evde işim çok, sen git-gez biraz” diye ısrar ederek, eşini rica-minnet dışarı çıkarmıştı. “Ya, telaşımın nedenini anlarsa, ya saatlerce beklediğim halde oğlum gelmezse” diye düşünüyor zavallı kadın. “Gelmezse” düşüncesiyle bir daha yüreği titremeye başlıyordu.

Saatler geçip gidiyordu, öğlen olmak üzereydi; “-Ah evladım gelemiyorsan, bari bir telefon et , ‘anneciğim’ de..” İçinde böyle bir sıkıntı artmaya başlamıştı; “-Anneler gününü kutlamak için bir telefon bile etmeyecek mi acaba? Ben böyle bekliyorum ama o anneler gününü belki hatırlamadı bile. ‘Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur’ sözü anneler için de geçerli olur mu hiç. Olamaz canım, bir telefon eder en azından. Telefon da yetmez, özledim yavrumu, kara gözlerini, yaramaz gülüşünü. Hıh.. yaramaz, dediğimi duysa yine darılır, ‘Kendisi büyüdüğüne güvenip, beni çocuk gibi sevme’ der. Sanki nasıl seveceğim …”
Çocuğunu düşündükçe, onunla konuştuğunu düşündükçe yüzü gülüyor, farkında olmadan bir anda neşeleniyordu. Sonra duvardaki saate gözü takılıyor, yeniden durgunlaşıyordu. “-Gelmeyecek se, telefon bari etse..” diye düşündü istemeye istemeye. “-Sesini bari duymuş olurum”. Tam böyle düşünürken, cep telefonunun sesiyle irkildi, omuzlarında bir yorgunluk, bakışlarında bir burukluk telefona uzandı., ekranına baktı, arayan oğluydu.
Sevinmeli miydi? sevinemedi. …acaba …acaba gelemeyeceğini söylemek için mi aramıştı. Telefonda kutlayıp geçecek miydi anneler gününü, sarılamayacak mıydı yavrusuna?
Açtı telefonu;
-Alo..
-Alo, nasılsın anneciğim?
-Sağol yavrum, sen nasılsın?
-İyiyim anneciğim.
-Ne yapıyorsun, işler nasıl?
-Biraz zor oldu ama alıştım, hem bu şehre, hem de işe alıştım.
-Öyle mi yavrucuğum.
Söylemiyordu işte ne telefonda anneler gününü kutluyordu, ne de gelmiyeceğini söylüyordu. Sonunda dayanamayıp sordu;
-İzin aldın mı yavrum?
-Evet anneciğim, izin aldım. Sen nerden bildin.
-Nerden mi, anneler günü için izin almadın mı?
-Ha, anneler günü doğru ya. Anneler günün kutlu olsun anneciğim.
-Sen sen.. bunun için izin almadın mı?
-Ah anneciğim, çok sevdiğim, benim için çok önemli bir bayanı görmeye gideceğimi söyledim. Şefim de izin verdi. Şimdi onun yanına gidiyorum.
Orta yaşlı kadın durakladı, sesine hakim olmaya çalıştı.
-Öyle mi, nasıl biriymiş bu?
-Anneciğim, emin ol bana, senin daha önce yaptığın yemeklerden daha lezzetlisini, daha önce yaptığın tatlılardan daha tatlısını yapmıştır, beni bekliyor şimdi.
-Ben… şey… tamam yavrucuğum. Şey, umarım o da seni seviyordur.

-Sevdiğine eminim anne, zaten bu ilk iznimi sırf onu görmek için aldım. Babam nerde anne?

-Dışardaydı yavrum. Hah.. kapı çalıyor, sanırım baban geldi.

-Tamam anne selam söyle, ben de mis gibi kokuların geldiği, dünya da en çok değer verdiğim bir dünya güzü elinin kapısındayım.

-Tamam yavrum, söylerim. Sonra yine ara yavrum. Allah’a emanet ol.

Telefonu kapattı. Oysa ne kadar özlemişti oğlunu, ne kadar görmek istiyordu. Kapıya eli uzanırken, gözünden süzülen yaşlara engel olamıyordu.

Kapıyı açtığında, boynuna atılan oğlunun “-Canım anneciğim, anneler günün kutlu olsun!” diye bağırması sanki bir rüya sahnesiymiş gibi geldi. Oğlu; “-Anneciğim, seni sevindirecek bir sürpriz yapayım dedim, lütfen ağlama” dese de, annesi sevinçten hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Oğlu zar zor annesini susturabildi.

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin