Veda Hutbesinden Mesajlar

Kainatın Yaratıcısı, insana niçin yaratıldığını ve kendisinden neler beklendiğini, zaman zaman dünyaya gönderdiği peygamberler ile bildirmiştir. Son olarak gönderilen bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) ile onun getirdiği İlahi kitap Kur’an, geldiği devirden başlamak üzere dünyanın sonuna kadar bütün çağlar ve bütün toplulukların her türlü ihtiyaçlarına cevabı insanlığa sunmaktadır.

Son din olan İslam geldiği asırda, yani zaman-ı Saadette mücadelelerin yönünü değiştirmiş, ortaya yeni bir toplum düzeni koymuştur. Cahiliye dönemi diye ifade edilen zulmün en tepe noktasına çıktığı, kabile savaşlarının hakim olduğu, zorba bir düzenin had safhaya ulaştığı, kız çocukların diri diri toprağa gömüldüğü, fuhşiyatın son noktaya ulaştığı, kölelerin insan-dışı varlıklar olarak görüldüğü ve daha bunun gibi ahlaksızlıkların son noktaya ulaştığı bir dönemdir. Miladî 6. asır Arap coğrafyası kültürel bir buhran geçirmekteydi, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi. İşte böyle bir zamanda Miladî 6. asır Arabistan’ına o dönemde öyle bir nur inmiştir ki, daha emsali görülmemiştir. İslamiyet’in o nurlu yüzü bütün Arap alemini kaplamıştı.

Cahiliye adetlerinin üzerine büyük bir çizgi çekilmiş, onun yerine İslam’ın evrensel adaleti temin eden, barış-kardeşlik temelleri üzerine inşa edilmiş, mücadele yerine yardımlaşma esasına dayalı sistemi ortaya koyulmuştur. Bu sistemi ortaya koyan Resul-i Ekrem (asm) idi.

Resulullah’ın ortaya koyduğu ve bizzat sünnet-i seniyyesi ile pratiğe döktüğü ilahi ilkeler ilk önce Allah’a iman esasına dayalı ve sonra da sosyal hayatta adaletin temini esası üzerine bina edilmiştir. Nitekim Resulullah’ın son hutbesi olan Veda Haccı Hutbesi de ilk yazılı İnsan Hakları Bildirgesi olarak mütalaa edilebilir.

Veda Hutbesi ise hicri 10. yılda Hz. Peygamber’in hac farizasını ifa için Mekke’ye gelip, Veda Haccı sırasında irad ettiği hutbelere verilen isimdir. Bunlardan meşhur olanı Arafat’ta, sayıları kadın erkek 140 bini aşan bir topluluğa irad edilen hutbedir. Hz. Peygamber (s.a.v) bu mahşeri kalabalıkta hutbesine başlamadan önce Cerir b. Abdullah vasıtasıyla sükûneti temin etmiş ve Sahabelerden Rebi’a b. Ümeyye gibi gür sesli münadiler görevlendirerek hutbe cümlelerinin tekrar edilip, uzaklara kadar duyurulmasını temin etmişti. Hz. Peygamber hutbesine Allah’a hamd ve senadan sonra ‘Eyyühe’n-nâs! (Ey İnsanlar) nidasıyla başlamış ve önce Sahabelerin dikkatlerini çekerek, oradan bütün dünyaya hitap etmiştir.

Bu hutbe, İslam’ın temel konularına temas etmesi, Cahiliye adetlerini ortadan kaldırması, eşitlik, hürriyet, kan davaları, fâiz, emanet, özellikle insan hakları, aile hukuku içinde yer alan karı-koca hakları, vasiyet, nesep, zina, borç ve kefalet gibi hukukî meselelere yer vermesi açısından oldukça önem taşır. Hz. Peygamber’in (s.a.v) bu hutbesi, yalnız Müslümanlara okunmuş sıradan bir hutbe olmayıp, bütün insanları kapsayan tarihî bir hutbe ve bir insan hakları evrensel beyannamesidir.

Şimdi bu bağlamda hutbede yer alan evrensel prensipleri maddeler halinde ortaya koyalım:

  1. Paragraf başlarını oluşturan ‘Ey İnsanlar!’ ifadesi hutbenin sadece Müslümanlara değil bütün insanlara hitap eden yönünü, başka bir deyişle hutbenin evrenselliğini ortaya koymaktadır.
  2. ‘Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir. Her türlü tecavüzden korunmuştur.
  3. Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu hemen sahibine versin!
  4. Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lakin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin adetin her türlüsü ayağımın altındadır.
  5. Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan davaları da tamamen kaldırılmıştır.
  6. Ey insanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları Allah’ın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helal edindiniz. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların, aile mahremiyetinizi sizin hoşlanmadığınız hiçbir kimseye çiğnetmemeleridir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, hafifçe dövüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde her türlü giyim ve yiyimlerini temin etmenizdir.
  7. Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize olan herhangi bir hakka tecavüz, başkasına helal değildir. Meğer ki, gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.
  8. Ashabım! Nefsinize (kendinize) zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.
  9. Ey İnsanlar! Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Varise vasiyete lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz, yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan nankördür.
  10. Ey İnsanlar! Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Ademin çocuklarısınız. Adem ise, topraktandır. Allah yanında en kıymetliniz, takvası çok olanınızdır. Arabın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur, üstünlük ancak takva iledir.

11- Ey Müminler, “Size iki emanet bırakıyorum onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler Allah’ın kitabı Kur-ân-i Kerim ve Peygamberin (a.s.m) sünnetidir.

15 asır öncesinden Resul-i Ekrem’in insan haklarına dair ortaya koyduğu ve veda hutbesinde ifade ettiği elmas değerindeki bu hakikatlere 21. yüzyıl insanı nice savaşlar, zulümler, işkenceler neticesinde tam olmasa da ancak ulaşabilmiştir.

Allah yarattığı mahluklara ‘Adl’ isminin gereğince adaletli bir şekilde hükmetmiş, kullarından da kendi aralarında adaletli olmalarını, birbirinin haklarına riayet etmelerini emretmiştir. Bu nizamın ortaya çıkardığı toplum da Hz. Peygamber’in (s.a.v) bizzat vahyi pratik hayata geçirerek oluşturduğu, insan haklarına riayet eden, tek bir anadan ve babadan olan insanoğlunun eşit olduğunu ortaya koyan, insanı her planda öne alan, dolayısıyla ‘insan merkezli’ bir toplumdur.

Her zaman birleştirici ve bütünleştirici bir toplum profili çizen İslamiyet; ayrılığa düşülmemesini, herkesin sosyal adaletin, barışın, kardeşliğin gerçekleşmesinde yapıcı bir rol üstlenmesini zorunlu kılar; savaşların, zulümlerin yerine, barışa, sevgiye, yardımlaşmaya dayalı bir toplum düzeni ortaya koyar.

Kâinatın efendisinin Veda Haccı’nda, yüz binden fazla insana okuduğu Veda Hutbesi, İslam dininin özü ve özeti niteliğindedir. Efendimiz (s.a.v) insanlığın kıyamete kadar karşılaşabileceği sıkıntıları da çözümlerini de o hutbede özetliyor. İnsanlığın aradığı huzuru yaşatacak medeniyetin şifrelerini de Veda hutbesinde veriyor.

Can, mal, ırz, din emniyeti gibi en temel haklardan, kadın haklarına kadar birçok konuya değinen ve sadece Müslümanlara değil bütün insanlara hitap eden Resul-i Ekrem’in (s.a.v) tavsiyeleri taptaze ve dupduru duruyor.

Asırlar önce İslâm bu prensipleri getirmişken, bugün İslâm dünyası bunlardan habersiz bir şekilde, dünyada insan hakları ihlallerinin en yoğun olduğu yerler haline gelmiştir. Bunun, bizce ana nedeni iman ve inanç zayıflığıdır. Sevgi ve merhamet duygularının fonksiyonunu yitirmesidir.Yöneticilerin adaletle hükmetmemeleridir. İnancın hayatı şekillendirmemesidir, yaşanmamasıdır. İslam’ın yanlış yorumlanmasıdır. Kur’an’dan ve Sünnetten uzaklaşılmasıdır.

“Eğer biz ahlâk-ı İslâmiyenin ve hakaik-i imaniyenin kemalâtını ef’alimizle izhar etsek, sair dinlerin tâbileri elbette cemaatlerle İslâmiyete girecekler, belki küre-i arzın bazı kıtaları ve devletleri de İslâmiyete dehalet edecekler”(Hutbe-i Şamiye)

Peygamberimiz (sav) buyurdu ki; “iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş olamazsınız”. Bu hadis-i şeriften hareketle Yunus Emre ”Yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” demiştir. Fertleri birbirlerini seven bir toplum huzur ve güven içindedir ve güçlüdür. Çünkü birlik ve beraberlik içinde, tek yürek ve tek vücuttur, dolayısıyla dışarıdan gelecek tehlikeleri bertaraf etmede de sevgi ve birliğin güçlü olduğu oranda başarılı olur.

Ne zaman ki, insanlar ve toplumlar Veda Hutbesini özümser, ne zulmeder ve ne de kendine zulmettirir, insana sadece insan olması nedeniyle saygı, sevgi duyulursa o zaman savaşların, zulümlerin, krizlerin yerini barış, huzur, kardeşlik, sevgi ve yardımlaşma alır.

Mehmet Abidin Kartal

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin