Vefa zümrütle bezenmiş bir taçtır

Zaman zaman “Eskide söz vardı, güven ve vefa vardı, şimdi ne söz ne de vefa kalmadı” vefasızlıktan yakınanları görüyoruz.   Her halde eskide bu kadar cerbeze ve kaypaklık yoktu, diye düşünüyorum.  Çünkü insanların geneli avam idi, çevresinde ve ailesinde aldıkları İslâmi ve ailevî terbiyeyi sosyal ve içtimai hayatlarında tatbik ederek insanlar arasında güven sağlanırdı. İnsanlar arasındaki sevgi, saygı, yardımlaşma ve dayanışma vefa ile tesis edilirdi. Demek ki, günümüzde vefa ihmal ediliyor ki bu kadar yakınmalar oluyor.

Bediüzzaman Hazretleri, “Vefa asr-ı hazırın ihmal ettiği duygulardan biridir.” Talebelerine yazdığı mektupların başında “Aziz, Sıddık kardeşlerim” yazdığı gibi “Vefakâr kardeşlerim” ibaresini de kullanmıştır. Vefakârlık Nur talebelerin özelliklerinden olduğunu önemle vurgulamak istiyorum.

Bediüzzamanın ilk sürgün yerlerinden ve Risale-i Nur’ların ilk yazıldığı Barla Beldesinde sekiz yıl kalır. Asrımızda Kur’ân ve iman hizmetinin meşalesi bu mübarek beldeden dünyaya yayılmıştır.

Bediüzzaman 1934 yılında Barla’dan ayrılır, on sekiz yıl sonra Barla’ya daha önce kaldığı ikametgâhına gelir,  halk sevincinden sokaklara dökülür.  Yanındakilere kendisini yalnız bırakmasını ister. Yaz aylarında ibadet ve tefekkür menzili olarak kullandığı evinin önündeki Ulu Çınar ağacına sarılır ve hüngür hüngür ağlar. On sekiz yıl önceki hasretini böyle bir vefa ile gösterir.

Aslında vefa her insanda özellikle Müslümanlarda bulunması gereken güzel bir haslet olmalıdır ne yazık ki herkes bu güzel meziyeti taşıyamıyor. Dolayısıyla şahsî menfaatler de öne geçince içtimai ve sosyal hayatın temel prensipleri de bozuluyor, neticede ahde vefa yani sözünde durma güven ve itimat kalkıyor.

Bundan kırk sene önce Diyarbekir’den Kurtalan’a tren ile  bir seyahatimde oturduğumuz kompartımana 20-25 yaşlarında  biri yanımıza oturdu. Şarkî Anadolu halkın özelliğinden olsa gerek. Merhabalaştıktan sonra,  nereden geliyorsun? Dedim. O da,“ Almanya’dan geliyorum, Hamduna köyüne gideceğim” dedi.

Hamduna Köyü, köyümüze yakın Yezidi köyüdür. “ Kimin oğlusun” dedim. “  Hesın’ın oğluyum” dedi. Tanışma faslından sonra kravatını çıkardı ısrarla bana takdim etti.

 İkramın sebebini sordum?

Dedi ki,  dedeniz geçmişte Yezidileri zulümden ve baskıdan himaye etmiştir. Bir vefa borcu olarak ben de kravatımı size takdim ediyorum.” 130 sene önce yapılan bir iyiliğin karşılığını 130 sene sonra küçük bir hediyeyle mukabele etmek vefanın güzel bir örneği olsa gerek.

Vefa, gerek Allah’ın (cc) yanında gerekse içtimai hayatta insanın itibarını ve şerefini artırır. İnsana şeref veren, baş üstünde taşıyan zümrütle bezenmiş bir taçtır. İnsanların sevgisine ulaştıran güzel bir meziyettir.

Vefa sadece insanlara mahsus yapılan bir incelik ve özellik değildir; Belki vefanın en birincisi insanın daha dünyaya gelmeden Halık’ına verdiği ahde sadık kalmasıdır, o’nun emirlerine bağlı olması, verdiği nimetlere şükürle mukabele etmesidir.

Cenab-ı Allah (cc) meâlen şöyle buyurur: “Allah’a verdiğiniz ahdi tutun.” 2

Mü’minler günde beş farz namaz öncesi “estağfurullah” diyerek, yaptıkları günahlardan tövbe eder, bundan sonra kötülük etmeyeceğim diye vaatte bulunur, her yapılan bir tövbe Allah’la kesin bir akit bir ahit ve bir sözleşmedir.“Allah’ım, bundan böyle emirlerine bağlı kalacağım” diyor.

Verilen sözü tutmak “ ahde vefadır.” Bağlı kalınmadığı zaman vefasızlık, sadakatsizlik ve yalancılıktır. Ayette de anlaşıldığı üzere; İnsan gerek Allah’a karşı gerekse başkasına karşı verdiği sözü en iyi şekilde yerine getirmelidir.

Kırkıncı hocanın bir sözü ile yazıyı bitirmek istiyorum: Hayat-ı beşeriyenin ruhu ahde vefadır. Vefasızlar dünya ve âhirette kendilerine dost bulamazlar. İhtiyaç ve zaruret hallerinde de kimseden yardım görmezler.”3,Buyurmuş.

25.03.1019

Rüstem Garzanlı

Dipnotlar:

1-Hatıralar,

2-En’am Suresi, ayet, 152.

3-Hatıralar

Sende yorum yazabilirsin