Yanlışı Yaşamak

Mekke’nin fethinden yani kâfirlerin mutlak yenilgi ve tasfiyesinden sonra Ebû Süfyan’ın evinde ilginç bir ko­nuşma oldu…

O çağın küfrünün lideri durumunda iken Mekke’nin fethinden yarım gün önce Müslümanlığı kabul eden Ebû Süfyan ve eşi arasında geçen bu konuşma çok ilginçtir. Hind, kendisinin hiç beklemediği bu yenilgi karşısında panik içindeydi. Öyle ya o çağın en akıllıları, kendileri olduklarını sanıyorlardı. Paraları, çevre kabilelerden pek çok müttefikleri vardı. O halde neden yenilmişlerdi? Bu soruyu Ebû Süfyan’a sordu ve cevabını aldı:

Yanlış yaşıyorduk, anlamsız gururumuz bizim gerçekleri görmemizi engelledi…

Evet yanlış yaşamak her çağda mutlak yıkılışın ve yenilginin kaçınılmaz sonucudur. Yanlış yaşayanlara bir kez daha sesleniyorum: Çıkmaz sokaktasınız, dağılıp perişan olmaya mahkûmsunuz.

Bu milletin 70 yıldan öncesi yokmuş, yaşanmamış gibi onu yanlış eğitimle ve yanlış düzenle, sonuçta içkide dünya üçüncüsü yapmak, çarpıklığınızı düzeltmeye yetmez! Neden mi? Çünkü yeni kuşak bilinçli bir şekilde içkiye karşı ve daha da karşı olacak. Ne yazık ki Osmanlı’nın son çağında içki alışkanlığı hızla yayılırken o çağın insanları kafi derecede tepki göstermediler.

Yalnız birbirinden kıymetli Osmanlı hükümdarları tehlikeyi sezdi. Ne çare ki Batı taklitçiliği sarhoşluğuna kapılan okumuşların, hatta o günkü medyanın önüne geçemedi.

Namaz ve tesettür yanlış yaşayanları çıldırttığı için tüm hınçlarını, kinlerini yeni neslin bu nadide çiçeklerini hırpalayarak söndürmek istiyorlar. Fakat bu davranışınız da sizin çarpık yaşamınızı sürdürmenize yetmeyecektir. Çünkü yeni nesil namaz ve tesettürde ısrarlıdır. Çünkü bunlar İslam’ın çok önemli iki ışığıdır.

Çarpık yaşayanların bilmediği ömrünün sonuna kadar anlayamadıkları olay İslam heyecanının bir eğitimden değil, Allah’ın nurundan yansıdığı gerçeğidir. Allah’ın emri çok ciddidir ve bu memleket üzerine karargâhını kurmuştur. Her gün yeni yüreklere İslam heyecanı, Muhammed (s.a.v.) sevdası vermektedir. Ve de bu ilahi nimet kaderinin intişarının bu milletin yeni nesillerinin gönüllerinde yaktığı İslam ışığını kimse söndüremez. Cumhuriyetin ilk günlerinden beri yanlışlıklar içinde yaşayanlar bu gerçeği hiç sevmedi ve İslam’a karşı çıkıyorum diye öyle yanlışlar yaptı ki her şer tedbiri İslam’a güç vermeye yaradı.

İslam’ı bu ülkeden silmek için her türlü tedbiri aldınız ve 50 yıl içinde bu işi bitireceğinize öyle inanmıştınız ki… Demokrasiyle birlikte halkın inançları yönünde reylerini kullanması size gelen şamar oldu.

Yıllarca İslam’ın kadın düşmanı, kadınlara baskı yapan bir sistem olduğunu telkin ettiniz. Hale bakın ki şu anda İslam bayrağı mümine hanımefendiler arasında öyle yücelip yaygınlaştı ki size ancak birkaç şaşkın kaldı. Yetiştirmek istediğiniz kadın tipleri ise toplumda tüm değerlerini yitirdi. Sanatçı hanımefendiler de İslam’a sahip çıkıyor. Hiç aklınıza gelir mi idi ki bir ses sanatçısı çıkıp televizyonlarda İslam nikahını savunsun? Bir Anadolu tabiri vardır: “Şapkanı önüne koy da bir düşün” diye.

Bu basit meseleleri aslında asıl büyük geleceği haber vermek için hatırlattım. Hasta zihinlerinizde saklayıp planlamak istediğiniz şer tuzakların başınıza yıkılacağını bilesiniz istedim.

Bu milletin istediği gibi İslam’ı yaşamasına karşı çıkmak, tuzak kurmak hiçbir zaman engel olamayacaktır. Hatta bu mukaddes sonucu geciktiremeyecektir. Çünkü takdir ilahî kaderi saatinin değişmesi mümkün olmayan bir hikmetle kurmuş, her şey ilahî hazzın tecellisini beklemektedir.

Bugünkü gençleri getirdiğiniz noktada sizin ekibiniz olarak yetiştirdiğiniz kuşaklarınıza bir bakın. Size dahi vefa gösteremeyecek kadar ufalıp dağılmışlardır.

Marksist ve ateist zehirlerle şaşkınlaştırdığınız bu kuşaklar emin olun sizden gelecekte büyük hesap soracaktır. Siz geleceğin Türkiye’sinde inanan gençlerden hiçbir çirkin hareket ve söz görmeyeceksiniz. Ancak inançsız yetiştirdiğiniz bu ateist, marksist gençler var ya, bunlar terörist olmasalar bile her zaman sizi iş yerlerinizde hatta evlerinizde huzursuz kılacaktır. Zaten bir put tutkusuyla yetiştirmeye çalıştığınız yavrularınızın, yarattığınız ateist canavarların elinde ne hale geleceğinin korkusu şimdiden yüreklerinizi hoplatmaktadır.

Evet, siz yanlışta yaşıyorsunuz. Ne yapıp yapıp bu inançsızlık cinnetinden kurtulun. Aksi takdirde ne dünya petrol devlerinin sizi himaye eden gücü, ne de kendi nesillerinizden boş yere beklediğiniz destek sizi yanlış yaşadığınız bu hayatın korkunç âkıbetinden kurtaramaz.

Bu yazı Onkolog Dr. Haluk Nurbaki, 10 Ağustos 1995 tarihli Akit Gazetesi’nden alınmıştır.

nurbakimektebi.com

Sende yorum yazabilirsin