Yaralı Sırtında Erzak Taşıyan Kim?

Maddî buhranlara manevî buhranlar sebep olduğu gibi, manevî buhranlara da maddî buhranlar kuvvet verir. Ekonomik dengenin bozulup maddî farklılığın artması korkunç felâketin habercisidir. İnsanın bir manevî yönü olduğu gibi, bir de maddî yönü vardır. Mideyi beslemek için beyin çıkartılıp insana yedirilemez. O halde insanların manevî huzuru bir ölçüde maddî refahlarına bağlıdır. Zengin-fakir arasındaki mesafe açıldığı nispette, maddî sıkıntılar çoğaldığı ölçüde toplum huzuru tehlikeye düşmüş demektir. Bunun içindir ki İslâm, zenginleri fakirlerin yardımına çağırmakta, zekât ve sadaka ile bu felâketlerin önünü almaya çalışmaktadır. Zekât ve sadaka köprülerinin atıldığı ve insanların sadece nefislerinin rahatını düşünmeye başladıkları ölçüde belâlar dalga dalga ve rahat etme niyetlerinin aksine zahmet tokatları gelmeye başlar.

Dünya malını ve servetini hırsla talep etmek, kişiyi büyük günahlara sürükler ve kısacık dünya hayatı uğrunda, ebedî hayatında kendisine azaplar getirecek olan yalan, rüşvet, faiz ve haram kazanç gibi günahlara girmekte tereddüt ettirmez. Onun içindir ki, Peygamberimiz (sav), “Bir koyun sürüsünün üzerine salıverilen iki aç kurdun o koyuna zararı, kişinin mal ve şeref hırsının dinine olan zararından daha ağır değildir” buyurmuşlardır. Bu zarar kişinin kendi sosyal hayatına ait olabileceği gibi, diğer Müslüman kardeşlerinin maddi ve manevi haklarına tecavüz etmek suretiyle genel manada dine de zarar verilmiş olur.

İmam-ı Gazalî Hazretleri dünya malını ve servetini zehirli yılana benzetir. Ona göre, hekimler onun zehirini ustaca alarak, insanlara şifa vesilesi kılmakta, acemiler ise yılana kendilerini sokturmak suretiyle zehirlenmektedirler.

Asr-ı saadeddet günümüze malının ve servetinin zehirini alarak şifa vesilesi kılan örnek şahsiyetleri saymakla bitiremeyiz. Bunlardan biride Ehl-i Beyt efendilerimizden mümtaz şahsiyet, Zeynel Abidin Hazretleri’dir.

Hz. Peygamberin (sav) mübarek nesline al-i beyt veya ehl-i beyt adı verilir. Peygambermizin erkek çocukları yaşamadığından, nesli Hz. Fatıma (ra) vasıtasıyla devam etmiştir. Hz. Ali (ra) ve Hz. Fatıma’nın evliliğinden dünyaya gelen Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (ra) Al-i beytin temsilcileri durumundadırlar. “Size iki şey bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe sapmazsınız. Allah’ın kitabı ve Al-i beytim.”(Ebu Davud, Menasik, 56) 

Hz. Ali (r.a.)’nin torunu, Hz. Hüseyin (r.a.)’in oğlu İmam Ali Zeynel Abidin, Hicret’in 38. yılında Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiş olup, on iki imamın dördüncüsüdür. Tabiinin büyüklerinden olup, büyük sahabelerin çoğunu görmüştür. Hicri 94 senesinde babası vefat ettiği zaman İmam Zeynel Abidin henüz on dört yaşındaydı.

İmam Zeynel Abidin, içinde bulunup yetiştiği ilmi derecesi yüksek çevreyle imam olmuş, hayatının sonuna kadar da ilmiyle amel etmeye gayret etmiştir. İmam Zeynel Abidin’in oğlu İmam Muhammed Bâkır, babası hakkında naklettiği bir rivayette babasını şöyle anlatır: “Babam İmam Zeynel Abidin hep iyilik yapmaktan zevk alırdı. Allah’a karşı şükranını ifade etmek için; bir iyilik gördüğü zaman, Kuran-ı Kerim okurken “Secde” ayeti gelince, bir kötülükten kurtulunca, iki kişinin arasını bulunca, bir zorluğu atlatınca, mutlaka şükran secdesine kapanırdı. Bunun için kendisine çok secde eden manasına gelen “Seccad” adı verilmiştir.” İmam Zeynel Abidin’in mümin için kurtuluş vesilesi olarak saydığı üç şey şunlardır:

  1. a) Halkın aleyhinde konuşmamak.
  2. b) Dünya ve ahretine yararlı olan şeyle meşgul olmak.
  3. c) Günahlarına çok ağlamak.(Hukuk Risalesi, İmam Zeynel Abidin, Sadeleştiren, Prof. Dr. Abdülaziz Hatip, İstanbul 2010)

Zeynel Abidin, Medine’de ömrünü iman hizmetine ve ibadete adadı. Özellikle ibadetteki hassasiyetiyle meşhur oldu. İbadete olan düşkünlüğünden dolayı; kulların ziyneti, süsü anlamına gelen “Zeynel Abidin” lakabıyla anıldı. Her abdest alışında adeta başka aleme gider ve rengi sararmaya başlardı. Renginin ve dünyasının değiştiğini görenler, merak edip sebebini sorduklarında; “Huzuruna çıktığım Zat’ı düşünmek, benim dünyamı değiştiriyor, tefekkür alemimi kaplıyor. Bu alemle alakam, o yüzden kesiliyor, değişik ruh haline giriyorum.” (Ahmed Şahin, Örnek Yaşayışlarıyla İslam Büyükleri., s. 61-62)cevabını verirdi.

Zeynel Abidin ve soyundan devam edegelen Ehl-i Beyt mensupları, Sünnet-i Seniyye’nin en önemli takipçileri ve devam ettiricileri oldular. En sağlam ve selametli yol, Kur’an-ı Kerim’in her asra göre tayin ettiği ölçü, en önemli rehber hep bu mübarek silsilenin gayret ve himayeleriyle devam etti. Gerek Zeynel Abidin, gerekse ondan önce ve sonra gelen Ehl-i Beyt silsilenin Risâle-i Nur hizmetinde ayrı ve özel bir yeri vardır. Bediüzzaman, “Üveysi bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Azam’dan (k.s.)ve Zeynelabidin (r.a.)ve Hasan, Hüseyin (r.a.)vasıtasıyla İmam-ı Ali den (r.a.)almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir.” (Emirdağ Lahikası,)demek suretiyle, bu önemli konuya temas etmekte ve Risâle-i Nur hizmetinde takib edilen yöntem ve tarzın bu mübarek silsilenin tarz ve yöntemi olduğunu ifade etmektedir.

Zeynel Abidin’in en büyük hizmetlerinden bir tanesi de Cevşenü’l-Kebir’in nakil vasıtalarından biri olmasıdır. Bu hususla ilgili olarak Bediüzzaman, “Yeni Said’in hususi üstadı olan İmam-ı Rabbani, Gavs-ı Azam ve İmam-ı Gazali, Zeynelabidin (r.a.)hususan Cevşenü’l-Kebir münacatını bu iki imamdan ders almışım. Ve Hazret-i Hüseyin ve İmam-ı Ali Kerremallahü Vecheden aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenü’l-Kebir’le daima onlara manevi irtibatımda, geçmiş hakikati ve şimdiki Risâle-i Nur’dan bize gelen meşrebi almışım.” (Emirdağ Lahikası), ifadeleriyle hem Cevşenü’l-Kebir’in nakil vasıtalarını hem de Hz. Ali’ye dayanan meşrebinin kökenini ortaya koymaktadır.

Büyük bir takva sahibi olan Zeynel Abidin, fakir ve kimsesizlere yardım konusunda da büyük bir gayret gösterirdi. Çok sayıda fakire yardım ettiği halde, ihlas düsturu gereği bunu hiç kimseye fark ettirmezdi.

Herkesin uykuya çekildiği gece vakitlerinde fakir fukaranın evlerini gezen Zeynel Abidin Hazretleri, kapılarına çuvalla yiyecek bırakırdı. Peygamber torunu olduğu için evine bir şey getirildiğinde ya da ganimetten hisse ayrıldığında, bunu derhal dağıtan büyük insan, hayatı boyunca geceleri fakirlerin kapısına yiyecek bıraktı. Ve hepsinin üzerine de “helaldir” yazılı not iliştirecek kadar zarif düşünceliydi.  Bu süre zarfında yiyeceğin nereden geldiğini bilmeyen ihtiyaç sahipleri, gerçeği ancak Zeynel Abidin ölüp yardımlar kesilince anlayabildi. Cenaze hazırlığı yapılırken kendisini yıkayan gassal, sırtındaki büyük nasırı görünce Ehlibeyt’ten birine sebebini sordu. Aldığı cevap bugün bizleri dahi duygulandırıp ağlatacak denli tesirlidir: “Zeynel Abidin Hazretleri’nin sırtı, geceleri fakirlerin kapısına erzak taşıya taşıya bu hale geldi.” Zeynel Abidin hayatı boyunca, yaralı sırtla muhtaçlara erzak taşımıştı. Bunu sağlığında kimse bilmedi.Yaptığı yardımların reklamını yapanların kulakları çınlasın

Zeynel Abidin’in büyük bir yardımsever olduğunu gösteren hadiselerden bir tanesi de Muhammed Bin Üsame’nin borçlarını üstlenmesidir. Hasta olan bu şahsı ziyaret etmek için evine gittiğinde, ağladığını gördü. Sebebi de on beş bin dirhem borcunu ödeyemeden Allah’ın huzuruna borçlu çıkma korkusu idi. Durumu öğrenen Zeynel Abidin, hazır bulunanlara seslenerek söz konusu borcu üstlendiğini, bundan sonra Muhammed bin Üsame’nin ne kadar borcu varsa kendisinin ödeyeceğini bildirdi. Söz konusu şahsın hiç bir borcunun kalmadığını orada bulunanlara ilan etti.

İmam Zeynel Abidin’in iki eseri günümüze kadar gelmiştir.

Sahife-i Seccadiye, İmam Zeynel Abidin’in (a.s) dua ve münacatlarını barındıran bir dua mecmuasıdır ve o günün – özellikle Medine’nin- toplumsal yapısını yansıtan bir ayna gibidir. O günkü insanların çirkin davranış ve sözlerinden uzak olduğunu, gördüğü ve duyduğu şeylerden Allah’a sığınarak, Kur’an ve dinin eğitimi ışığında doğru yolu aydınlatmak ve gönülleri her türlü karışımdan temizlemek… bu dualarda görülmektedir. Sanki İmam bu dualarda mümkün olduğunca dua dili ile insanları şeytandan kurtararak Allah’a ulaştırmaya çalışmaktadır.  Sahife-i Seccadiye Türkçe dahil çeşitli dillere tercüme edilmiştir.

Hukuk Risalesi: imam Seccad’a (a.s) nispet verilen bir başka eserdir. Bu risalede 51 hak (bazı nüshalara göre 50 hakkı) saymıştır.  Bu risale farsça ve Türkçe dillerine de defalarca tercüme edilmiştir.

Ehli beyti sevmenin ölçüsü nedir? Bu ölçü Peygamber Efendimizin (sav) Sünnet-i seniyesini bütünüyle yaşamaktır. Bediüzzaman’ın Lem’alar’da dikkat çektiği gibi: “Hz. Peygamberin (sav.) Al-i Beyt’ten risalet görevi açısından muradı, sünnet-i seniyyesidir. Sünnet-i seniyyeye uymayı terk eden gerçek Al-i beytten olmadığı gibi, Al-i beyte gerçek dost da olamaz.” Hz. Peygamber (sav) kızı Fatıma’ya şöyle demiştir: “Kızım, amelinle kendini kurtarmaya bak. Peygamber kızıyım diye mağrur olma. Yoksa ben de seni kurtaramam.”(Müslim, İman, 348).

Ehl-i Beyti sevmek onların sadece şahsiyetlerini değil, Kur’an’a yaptıkları hizmetleri, İslamı yaşamadaki hassasiyetleri,  İslamiyet’in yayılmasında gösterdikleri büyük fedakarlıkları, ilim ve irfan sahasında yaptıkları hizmetleri içindir.

Al-i Beyt, Ehl-i Beyt  başta namaz olmak üzere bütün ibadetleri, hayatlarının en büyük gayesi bilmişler ve ömürlerinin her anında, kulluk görevini sadakat ve ihlasla yerine getirmişlerdir. Zeynel Abidin Hazretleri, en dehşetli fitneler siyasi çekişmeler içinde bile, gece ve gündüzde bin rekat namaz kılardı. Bundan dolayı kendisine ‘seccad’ çok secde eden lakabı verilmiştir.

Ehl-i beyti seven her mümin başta namaz olmak üzere ibadet görevini yerine getirmekle, onları örnek almalı, onlara benzemeli, onlar gibi olmaya gayret göstermelidir. Kuru kuru seviyorum demekle bu yapılmış olmaz. Akşama kadar bal diyelim. Balı yemeden balın lezzetini alamayız. Seven sevdiğinin yolundadır. Onun yaptıklarını yapar. Ona bezemeye çalışır.

Var mısınız Ehl-i Beyten Zeynel Abidin (ra) gibi olmaya, O’na benzemeye.. Fakire, muhtaca yardım yapacağız, bunu kimse bilmeyecek. Hatta yapabilirsek bunu sırtımızla taşıyarak yoksulun kapısına bırakacağız. Bin rekat namaz kılamayız belki ama en azında 5 vakit farz namazı kılabiliriz. Alnımız secdeye gitmiyorsa, Zeynel Abidin gibi olmaya çalışmıyorsak, Ehl-i Beyti seviyorum diyerek kendimizi kandırmayalım. Ebedi alemde Ehl-i beyt bizden davacı olur.

“Hayret edilir o kimseye ki, hayatında zararı dokunacak yemeklerden kaçınır da, vefatında zararı dokunacak günahlardan kaçınmaz.” Zeynel Abidin (ra)

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. ” Âl-i İmrân Suresi 31. Ayet

Mehmet Abidin Kartal

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin