Yoksul Zengin Çocuk

Son zamanlarda, kendime çocukken içinde bulunduğumuz yalnızlığın ve terk edilmişliğin ne kadar büyük olduğunu kavrayabilmemizin mümkün olup olmadığını soruyorum. Ve kalemimden çıkanların deva olması dileklerimle, başlıyorum zengin görünen yoksul çocuğa dair. Burada yalnızlığından, yoksulluğundan söz ettiğim çocuklar sahipsiz ve kendi başına bırakılmış olanlar ve bu gerçekle büyüyerek hayat çarkına karışanlar değil.!

Pek çok, özenle büyütüldüğünü savunan ve mutlu bir çocukluk tablosu çizen insan da terapide çare aramaktadır; sözünü ettiğim kimseler bunlardır. Bu insanlar imkanları olan, üstelik geliştirebilecekleri birçok yeteneklere sahip bulunan, zengin üretimlerinden, üstün performanslarından ötürü kutlanan kimselerdir. Bu insanlar çocukken daha bir yaşına varmadan altlarını kirletmemeyi öğrenmişlerdir; çoğu henüz 5 yaşına varmadan küçük kardeşlerinin bakımına adamakıllı katkıda bulunmuştur.

Parlak Görünümlerinin Altında ne Yatar ?

Genelde geçerli olan düşünceye göre, çoğu zaman ana babalarının “medar-ı iftiharı” olan bu insanların güçlü ve kararlı bir öz güvene sahip olması gerekir değil mi? Ancak gerçekte durum bunun tamamen tersidir.. El attıkları her işi iyi, bazen de mükemmelliğe varan düzeyde başarırlar, hayranlık uyandırırlar, belki de kıskanılırlar fakat bütün bunların bir yararı olmaz. Parlak görünümlerinin altında bunalım, boşluk duygusu, kendine yabancılaşmış olma ve varlıklarının anlamsız olmasından duydukları kuşkular bulunur ve pusuda bekleyerek zayıf bir anı kollar. En büyük olmanın iksiri etkisini kaybedince, bir numara olamadıkları ya da zirvede kalamadıkları zaman ya da ideallerindeki kişi gibi olmak isteyipte bunu başaramadıkları zaman bunalım atağa kalkar.

Bu parlak insanlar zaman zaman korkuların, güçlü suçluluk ve utanç duygularının altında ezilirler.

– Bu denli zengin yetenekleri olan böyle kimselerin derinlerden gelen rahatsızlığının kaynağı ne olabilir?

– Felaketler yaşayan insanlar bunalıma girmezken çok iyi koşullarda olan, üstün yeteneklere sahip pek çok kişi bunalımlar içinde kıvranmaktadır. Neden?

Çünkü bir insan kendine ancak sahip olduğu özelliklere göre değer biçmediğinde, kendi değeri duygularının gerçekliğinden beslendiğinde bunalıma girmez.

Büyüklük Tutkusu

‘’Büyüklük tutkunu’’ her yerde hayranlık uyandırır ve bu hayranlığa ihtiyacı vardır; insanların hayranlığı olmadan yaşayamaz. Bu kişilerin, işler istediği gibi gitmediği zaman yaşadığı çöküş, bu duygunun aslında havaya yükselen bir balondaymış gibi boşlukta kalmasındandır; iyi bir rüzgar olduğunda yükselmesine karşın, balonun delinmesiyle az sonra bir paçavra parçası olarak yere inmiştir. Evlilik Terapisti İstanbul da, danışanlarımda çocukluk hikayelerini alırken gördüğüm , daha ilk görüşmede ana/babalarının anlayışlı kimseler olduğunu ve çevrelerini iyi anlayamamışlarsa bunda suçun ana/babalarından değil kendilerinden, kendilerini iyi ifade edememiş olmalarından kaynaklandığını duyurmak telaşı içinde olmalarıdır. Çocukluk geçmişine ait ilk anılarını, yansız kuru bir biçimde ve bir zamanlar kendileri olan çocuğa herhangi bir duygusal yakınlık duymadan anlatırlar. Bu katı tavırları özellikle göze batar. Çünkü ayrıntılara eğilen, içe bakış yeteneğine sahip kimseler oldukları ve başkalarından söz edilirken duygulandıkları, onların düşüncelerini algılayarak empati ile yaklaştıkları ortadadır. Katılıkları sadece kendi çocukluk dünyalarına yöneliktir.

Bir Yanılsama İçinde Devam Eden Hayat

Bu dünya ile ilişkilerine saygı noksanlığı, her şeyi kontrol altında tutma dürtüsü ve başarılı olma baskısı egemendir. Yaklaşımlarında aşağılamalara, ironiye ve alaylara, hatta bir zamanki çocuğu hedef alan tepeden bakarcasına eleştirilere sıkça rastlanır. Davranışlarında bunların ötesinde en fazla rastlanan, kendi çocukluk yazgılarına karşı duygusal bir anlayışın hiçbir şekilde bulunmaması, bu yazgıyı ciddiye almayışları, ayrıca da baskı derecesine varmış bir başarılı olma isteği dışındaki gerçek ihtiyaçlarından tamamen habersiz olmalarıdır…

İlk yıllarda yaşadıkları dramı içselleştirmeyi o kadar mükemmel bir biçimde başarmışlardır ki, ‘’geçmişte yaşanan güzel çocukluk’’ yanılsaması bütün acılara karşın dimdik ayakta kalabilmiştir.

Büyüklük tutkusu içindeki insan, hayranlığın sevgi anlamına geldiği, onunla eş değer olduğu şeklindeki yanılsamasından psikoterapi görmeden vazgeçemez. Bütün ömrünü bu tür “telafi” işlevi gören bir yanılsama uğruna harcayanların sayısı az değildir. Sevginin sembolü uğruna verilen bu savaş, geçmişteki çocuğun saygı anlayış, ciddiye alınma gibi ihtiyaçlarının anlaşılmasına ve bilinçli olarak yaşanmasına izin verilmediği sürece sürüp gider.

Bir danışanım son zamanlara kadar hep kendini uzun tahta ayaklıklarla yürümüş gibi hissettiğini söylemişti. Her zaman uzun tahta ayaklıklarla yürümüş olan bir insan kendi ayakları ile yürüyen insanları, ona daha kısa boylu daha sıradan görünseler de, sürekli kıskanmaz mı? Içinde kendisini yüksek tahta ayaklıkları olmadan yürümeye cesaret edemez hale getirenlere karşı birikmiş bir öfke taşımaz mı?İmrenilen ve kıskanılan insan, aslında sağlıklı olan insandır. Çünkü başkalarının hayranlığını kazanmak için didinmez şöyle ya da böyle görünmek için hiçbir şey yapmak zorunda değildir. Sağlıklı insan kendine rahatlıkla “ne ise o olma, öyle görünme” iznini verebilen bir kişidir.

Sevgiyle Kalın
Uzm.Psk.Dan.Eyüp SARI
www.terapilife.net

Kaynakça:

-Yoksul Zengin Çocuk Alice Miller
-Varolan Annenin Yokluğu Jasmin Lee

Sende yorum yazabilirsin