Zulüm ve Bedduanın Olduğu Yerde Yağmur da kesilebilir!

Yağmurun ve kar’ın bol yağdığı kış mevsiminde, bu kış aylarında, Türkiye’nin genelinde yağmur ve kar’ın yağmadığı, barajlarda su seviyesinin düştüğü, ekin tarlalarının kuruduğu, dolayısıyla toplumun muzdarip olduğu görülmektedir. Her ne kadar Allah’ın hikmetinden sual sorulmaz ise de,  gene de bu kuraklığın sebeb-i hikmeti nedir, diye akla bir fehim geliyor.

Bediüzzamanın talebesi, yağmur duasıyla ilgili bir soru sorar: “Üstadım, yağmur duası ve namazın neticesi görünmedi, faydasız kaldı. İki üç defa bulut toplandı, yağmur vermeden dağıldı. Neden?”

Bediüzzaman, yağmurun neden kesildiğini, Emirdağ Lahikasında detaylı izah etmiştir. Gene de konunun özetinde insanları şükre davet ediyor. Çünkü Kur’an’ın da emri budur ki:  “Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) arttıracağım ve eğer nankörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir!”(İbrahim,7)

Yani şükür edici isek, Allah nimetlerini artırıyor, şükür edici değilseksek, şükür edinceye kadar bereketini kesiyor. Genel olarak Allah’ın nimetlerine karşı şükür edersek inşallah Rezak’ı zülcelâl ikramını esirgemez. Peki şükür nasıl yapılır? Evele Allah’ın bütün nimetlerine karşı şükür mecburiyeti var, bununla beraber insanlar kendi aralarında da yardımlaşmayı, dayanışmayı, birlik ve beraberliği sağlasa, mali durumu iyi olan fakir ve çaresiz olan insanlara yardım elini uzatsa, Allah’ın nimetlerine karşı bir şükür olur, o zaman nimet sahibi olan Allah’ta inşallah rahmet ve bereketini gönderir.

Bugün komşumuz olan Suriye devletinde, her nedense bir iç savaş yaşanıyor. Halkı aç ve perişan, can güvenliği olmayan bu insanlar, Türkiye’nin hemen hemen her yerine dağılmış, barınacak yerleri kısıtlı, sosyal güvenceleri yok, sokaklarda, soğuktan donup ölen bu insanlara, en azında bu kış mevsimi çıkıncaya kadar birkaçını misafir edelim, diyenimiz oldu mu? Muzdarip ve yardıma ihtiyacı olan insanlara, merhamet eli uzatılmasa, nasıl Allah’ın rahmetini isteyebiliriz.

Toplum olarak kafamızdaki bencillikler, yüreğimizdeki kin ve nefret duyguları devam edildikçe, birbirimize karşı olan merhamette kesilir. Bir hadiste rivayet vardır ki:“İnsanlara merhamet etmeyene Allah rahmet nazarıyla bakmaz.”

Son günlerde, bir din âlimi ve saygın bir insan olarak bilinen biri, milyonlarca insanın seyrettiği bir televizyon kanalında, iki elini kaldırarak,  yanan bir yürekle, “Allah’ım onları da, bizi de yerin dibine batır!” bedduası ile Müslümanları cidden üzmüştür. Bu beddua yerine; şayet “Allah’ım onları da, bizi de affet” deseydi, daha uygun ve daha makul olmaz mıydı? O zaman hem Allah’ın, hem de toplumun da hoşuna gider ve bir rahmete vesile olacağı umulurdu. Millet olarak birbirimizi kucaklaşmadıkça, birbirimize merhametkarene bakmadıkça, Allah bize rahmet nazarıyla nasıl bakar?

Keza, Asr-ı ahirin müceddidi, Risale-i nur’un müellifi, Bediüzzaman, nadire-i cihan, hadim-i Kur’an Said Nursi Hazretlerinin ilham ve istihraç olarak kalbine gelen Kur’an’ın ayetlerini zamanın fehmine uygun olarak Risale-i Nur eserlerinde açıklamıştır. Kur’an’ın tefsiri olan Risale-i Nur’un sadeleştirilmesi mümkün olmadığı halde, ağır bir hıyanette bulunarak Risale-i nur eserleri sadeleştirmişler. Bu da hem Bediüzzaman’a, hem de Risale-i Nur eserlerine saygısızlıktır.  Bu sadeleştirme ticaretinden biran evvel vaz geçip, basılan kitapları da behemehal toplatılarak imha edilmesi büyük bir erdemlik olacaktır.

Sadaka nasıl belayı defediyorsa, Risale-i Nur da,  okunduğu yerde sadaka hükmüne geçer, belayı defediyor. Risale-i nur’a ilişildiği zaman, bela ve musibetler de gelmeye başlıyor, tarih bunun canlı şahididir.

Netice itibariyle, bir memlekette hükümetin işine karışıp, işine gelmeyen şeyler için beddua ediliyorsa, dünyada İslam âlemi üzerinde zulüm devam ediyor, her gün onlarca insan öldürülüyorsa, bu zulme dur denilmiyorsa, hatta taraf olup bu zulmü alkışlayanlar da varsa,  Allah’tan rahmeti istemeğe nasıl bir yüzümüz olabilir?

Rahmeti isteyebilmemiz için evvela, kendimizi düzeltmek, musibet ve belalardan Allah’a sığınmak, beddua yerine; Rahman-i rahim’e iki elimizi kaldırıp alem-i İslam için, insanlık barışı için, huzur ve güvenin temini için dua edelim, ondan sonra rahmet, bereket ve yağmur isteyelim…

Rüstem Garzanlı/Diyarbekir

22.1.2014

www.NurNet.org

5 tane yorum yapılmış

  1. chat dedi ki:

    Kuraklıkla geçen yılları asla anımsamak bile istemez kimse. Yağmurlar yağmalı ki, kuraklık olmasın tabi ki beddualar ve zulümlerde olmamalı.

  2. esbap dedi ki:

    Bir beldede hükmeden hükümdarlar zulüm ederse o beldede kuraklık olur. Aslı bu değil mi?

  3. mert eser dedi ki:

    “Bir topluluk zekât vermeye mâni olduğunda, gökyüzünden gelen yağmur onlardan kesilir. Hayvanlar olmasaydı hiç yağmur yüzü görmezlerdi.”

  4. mert eser dedi ki:

    bir beldede hükmedenler halkına zalim olursa o beldede kuraklık olur. doğru olan bu değil mi?

  5. kadir metenek dedi ki:

    Fuhuş yeryüzünde yaygınlaşınca yer sarsıntıları (depremler) olur. İdareciler halka zulüm ve haksızlık yaptıklarında yağmurlar kesilir (Kuraklık ve kıtlık başlar). İslam toplumunda yaşayan gayr-i müslimlere verilren sözler (taahhütler) yerine getirilmediğinde de düşman, müslümanlara galip gelir.
    Hadis-i Şerif (Deylemi)

Sende yorum yazabilirsin