Allah’ın Yaptıklarının Tamamı Noksansızdır

Hadiselere ve mahlukata Risale-i Nur merceğinden bakınca her şeyde bir dersi ibret olduğunu görürüz. Fakat eşyayı net görmek için aklımızı kullanarak, her şeye “hükmü evvelsiz” (ön yargısız) bakmak lazım..

1-Bir adamı, fabrikalar sahibi olan arkadaşı yeni yaptığı şeker fabrikasını göstermeye çağırmış. Adam icabet edip gittikten sonra, fabrika sahibi misafiri ile fabrikayı gezmeye başlarlar. Fabrika sahibi  fabrikayı gezerken şeker imalatı için dış ülkelerden ithal ettiği büyük büyük makineleri tek tek tanıtmaya başlar: Buradan pancarları atarız, makine pancarları kendisi yıkar, doğrar, kurutur, böylece şekerin hammaddesi birçok elden geçtikten sonra… İşte gördüğün bu büyük musluklardan çuvallara şeker akar. Buraya kadar işlerin tamamını makineler yapar. İşçiler sadece çuvalları oralara takar, şekerle dolduktan sonra ağızlarını bağlarlar ve oradan alıp depoya koyarlar. Hepsi bu kadar.

         Fabrika sahibi, arkadaşına beğendin mi diye sorar? Arkadaşı: Pancarları fabrika kendisi mi yapıyor der ? Fabrika sahibi hayır, çiftçiler pancarı tarlalarda ekerler, sularlar, çapalarlar ve pancarlar büyüyüp olgunlaşınca toplarlar, sonra traktörlerle fabrikaya getirirler. Misafir: Hoşuma gitmedi der. Ben istiyorum ki fabrika hammaddesini kendisi toplasın.

Yine sorar: Peki makineler arıza yaptıkları zaman ne olur? Ustalar gelir tamir ederler. Bu da hoşuma gitmedi; ben makine arızasını kendisi tamir etmesini istiyorum; bu kadar büyük fabrika, koskoca makineler!.. Bu da hoşuma gitmedi. Peki nasıl olmalı? Ben istiyorum ki fabrika çok yer tutmayacak şekilde ufak olsun. Hatta makineler eskiyip hurda haline geldikleri zaman, fabrika sahibinin fabrikasız kalmaması için, makineler kendileri başka makineler yapabilecek kapasitede olsun.

        

         Fabrikatör, gelen arkadaşına kızarak, ben senden takdir beklerken, sende  imkanı olmayan şeylerden bahsediyorsun? Misafir ona cevabında: Bugün tıp uzmanları dört beyaz zehirden korunun diyorlar.  Onların isimlerini sayarken, un, tuz, yağ ve şekerdir diyorlar. Her ne kadar, insanların çoğu şekerin tiryakisi olmuş, onu terk edemiyor; fakat bahsettiğim dört zehirden biri de senin ürettiğin şekerdir der. Misafir, arkadaşının sinirlendiğini görünce ona döner ve der: Dostum benim sana en ufak bir garazım yok, fakat sana bir hakikati anlatmak maksadıyla bu kelimeleri kullanıyorum der ve devam eder: 

         -Güzel dostum boşuna sinirlenme!  Gel Allah’ın yaptıklarına bir göz atalım; mesela ineği ele alalım: Allah, ineği bizim için bir süt fabrikası yapmamış mı? Küçük bir fabrika hükmünde olan o inek, sütü yapmak için ham maddesini toplamaya kendi ayakları ile  gider, zehirli otları almayıp, süt yapmaya yarayanı bulur toplar ve bizim için çok faydalı bir gıda olan sütü ottan, samandan, kepekten ve çeşitli bitkilerden yapar, değil mi? Yani sarı, yeşil ve çeşit çeşit karışık renklerdeolan otlardan bembeyaz sütü yapmıyor mu? O akılsız inek, vücudundaki kandan hiç damlatmadan, içindeki tezeğinin renk ve pis kokusunun zerresini bile süte karıştırmadan, o hayvana Allah sütü bizim için yaptırmıyor mu? Haydi konuş, aklı, ihtisası olmayan hayvan gibi bir hayvana Allah öyle bembeyaz bir  süt yaptırmıyor mu? Allah’ımıza itaat edip ibadeti aşk ve şevk ile yapmamız için bu hakikatleri biz düşünmeyelim mi? 

        

          Zavallı ineğin bacağı veya herhangi başka bir yeri  yaralansa, tamir için tamirciye gitmeden, Allah ineğin yediği maddeleri ilaç yaparak iyileştirmiyor mu? Siz söyleyin materyalist fikirli olanlar bu hakikatleri akıl gözleriyle göremezlerse, bizde mi görmeyeceğiz,  Dört beyaz zehir derken beyaz sütü karıştıramamışlar değil mi?. Çünkü sütün hiç kimseye zararı  dokunmaz ki. Sonra faydası o kadarla da kalmıyor. İneğin kendisi yaşlanıp yok olacağını bilen Allah, ev halkı süt fabrikasız kalmamak için, ineğin kendisine başka bir fabrika olan buzağıyı yaptırmıyor mu? İmanımıza kuvvet vermek için bizde mi bu hakikatleri düşünmeyip görmeyeceğiz? Halbuki kendilerine güvenen o Natüralist Profesörler Fransa da robotlarla süt yapmayı denemişler yeşilimsi bir şey akınca, o kadar tahsil gören Profesörler ineğe yetişemediklerini kendi gözleri ile görmüşler. Bizde onları kendi hallerinde bırakarak, Ya Rabb , sana çok şükür demeyelim mi?         

                            

2-Yine dünya ile ilgili bir soru

         

        Dünyamız, ister büyük patlama neticesi Big Bang’la meydana gelmiş olsun, isterse, Comte de Buffon’un teorisine göre olmuş olsun fark etmez, çünkü her iki görüş ilim değil nazariyeye dayanır. Buffonun dediğine göre hava boşlukları içerisinden  çıkan bir kuyruklu yıldızın güneşe takılıp çarpmasıyla güneşten bir kitle sıvı halinde koparmasından dünyamız meydana gelmiş.  Fark etmez, yukarıda dediğim gibi, her iki görüş ilim değil nazariyedir, bir teoriden öte geçemezler .

        Evet Buffon  ve diğer fizik bilginleri, dünyaca meşhur olmak için, eften püften ortaya sürdüklere  bazı delillere dayandırarak  dünyamızın ömrünü 3. 4,6 ve 5,3 milyar yıl olarak nazarımıza veriyorlar.

        Şimdi bu materyalist kafalı bilginlere sormayalım mı? Acaba dünyamız sıvı veya kor halinde iken, oraya niye insan gönderilmemiş? Veya gönderilmiş olsa idi o insanların hali ne olurdu? Sonra güneşten koptu diyorlar. Madem ki güneşten kopmuş, dünyada olan maden yatakları güneşte de olması lazım. Yani Güneşte de Su, petrol, sıvı gaz, Rahmani gaz kömür, bakır, demir, tuz, nışadır, şap, ve insanlara lazım olan tüm madenler güneşte de olması lazım. Halbuki sadece hidrojen atomlarıyla hayatını devam ettiren o büyük ateş kitlesi güneşte, saydığımız madenlerden herhangisi bulunabilir mi? Olamadığına göre dünyamız güneşten koptu nasıl diyebiliyorlar? Bir fizik Profesörüne göre Güneş ısısını korumak için Güneşte saniyede 580 miliyar hidrojen bombasi patlıyormuş  Bunu hayvan düşünüp soramasa da,  bizde mi düşünüp bu ciddi hakikati materyalistlere sormayacağız?  

          Bu ve buna benzer ciddi meseleleri sizinle paylaşmamın tek sebebi, hem materyalist ve naturalistlerin neticesiz boş fikirlerini öğrenmek, hem de bizi yoktan var eden Allah’ımıza karşı vazifemizi yaparken gayretli olmaya yarar ümidiyle paylaşıyorum. **                             

       

Not: Ne dersiniz bu gibi soruları biz onlardan sormayalım mı?

Abdülkadir Haktanır                                                             

abdulhak@albnur.com

2 tane yorum yapılmış

  1. orhan dedi ki:

    Heyhat…..İlahi sistemin, kaderi çizgisi kabaca belli olmasına rağmen insanlığa çok ama çok büyük rahmet ve lütuf olarak dinler mekanizmasını işletmesi insanlık için bir milat olmuştur.Bu sürecin en son basamağı olan KUR’AN ve İslamiyet bu sürecin
    üniversitesidir.Ancak ALLAH’tan başka göklerde ve yerlerde her şeyin değişim,dönüşüm ve gelişim içinde olması gerekirken ictihat kapılarını kapatarak zamana ve gelişime isyan edenler zihin ve bilinçlerinde basit ve kısır kalmışlardır.

  2. orhan dedi ki:

    Düzeltme”ALLAH’tan başka göklerde ve yerlerde herşey değişim, dönüşüm ve gelişim halindedir.”

Sende yorum yazabilirsin