Azrail’e ”çalım” atan var mı?

İmanın şartlarından biri de meleklere imandır.

Melek nedir? Nasıl iş yapar, verilen görevi yaparken nasıl hareket eder? Kendi başına buyruk mu çalışır?

Kur’ân, melekleri anlatırken, onların hiçbir şekilde Allah’a isyan etmeyeceklerini, verilen emri anında yerine getirdiklerini bildirir. (Tahrim Suresi, 66:6) Bir âyette der ki: Sizin için görevlendirilen melek, canınızı alacak, sonra da Rabbinize döndürüleceksiniz.” (Secde Suresi, 32:11)

Ölümden kaçış hiçbir canlı için söz konusu değildir. Kur’ân’ın belirttiği gibi:Nerede olsanız, ölüm size yetişir. İsterseniz tahkim edilmiş kalelere veya gökteki yıldızlara sığınmış olun.” (Nisâ Suresi, 4:78)

Azrail’in Allah’tan emir alır almaz gelip de geri döndüğü, üstlendiği görevini yapmadan çekip gittiği hiçbir zaman vaki değildir ve olmamıştır.

Allah’a en yakın ve Allah’ın birer elçisi olan peygamberlerde bile böyle bir istisna söz konusu değildir.

Hz. Azrail, Hz. Mûsâ’ya ruhunu teslim almak için geldiğinde, Mûsâ Peygamber kabul etmez, “Şimdi zamanı mı?” dercesine Azrail’i yanından uzaklaştırır.

Hz. Azrail, Allah’ın huzuruna varır, karşılaştığı durumu arz eder. Cenab-ı Hak buyurur ki:Git, o kuluma söyle, elini bir ineğin sırtına koysun, elinin altında ne kadar kıl varsa, onun sayısınca kendisine ömür vereceğim.

Azrail tekrar gider, bu İlahi emri Hz. Mûsâ’ya bildirir.

Hz. Mûsâ, “Ondan sonra ne olacak?” diye sorar.

Azrail, “Tekrar gelip ruhunu teslim alacağım” der.

Azrail’in aldığı görevi yerine getirmeden dönmeyeceğini bilen Mûsâ Peygamber, “Peki öyle ise şimdi görevini yap” der ve ruhunu teslim eder.

Benzer bir olay Peygamberimizle Azrail arasında da cereyan eder.

Peygamberimiz, son anlarını yaşıyordu. Bu esnada Hz. Cebrail, Azrail ile birlikte geldi. Efendimizin halini hatırını sordu. Sonra da, “Ölüm meleği içeri girmek için izninizi ister” dedi.

Peygamberimiz müsaade edince Azrail içeri girdi, Efendimizin önüne oturdu.

“Ey Allah’ın Resulü!” dedi, “Yüce Allah, senin her emrine itaat etmemi bana emretti. İstersen ruhunu alacağım, istersen sana bırakacağım.”

Peygamberimiz, Hz. Cebrail’e baktı. O da: “Ey Allah’ın Resulü, Mele-i Âlâ sizi beklemektedir” dedi.

Bunun üzerine Peygamberimiz: “Yâ Azrail gel, görevini yerine getir” dedi ve ruhunu teslim etti.

Demek ki, Azrail görevi aldığı anda, karşısındaki Allah’ın en çok sevdiği ve en mükemmel insan olan Peygamberimiz bile olsa geri dönmüyor. Oysa Allah, kararı Peygamberimize bırakmıştı.

Peygamberler için böyle bir şey söz konusu değilse, başka birisi için olması mümkün mü?

Âyetin ifadesiyle,Onların ecelleri geldiğinde, onu ne bir an geri bırakabilirler, ne de öne alabilirler. (Nahl Suresi, 16:61)

Çünkü ölüm tesadüfî bir olay değil, kendiliğinden gerçekleşen bir mesele de değildir. Onun vaktini, zamanını doğrudan doğruya Allah belirler. Çünkü hayatı da O vermiştir, ölümü de O verecektir. Onun bir ismi “Hayy”dir, hayatı verendir. Bir ismi de “Mümît”, ölümü yaratandır.

O yüzden “Azrail’e çalım attı”, “Azrail’i atlattı”, “Azrail’i yendi” ve benzeri sözlerin dinen bir dayanağı olmadığı gibi, gerçeklikle de bir alakası yoktur.

Çünkü bu zamana kadar hiçbir kimse ölümden yakasını kurtaramamış, ölümden kaçamamış ve ölümü yenememiştir, dünyada alacağı nefesi tükenince o büyük hakikate teslim olmuştur.

Ayrıca ölüm bir yokluk, bir hiçlik, bir kayboluş değil ki, ondan korkulsun ve ürkülsün.

Hem sonra, Azrail’e niye düşman olalım ki? Hiç kimseye emanet edemeyeceğimiz, teslim etmeye yanaşmadığımız ve devamlı üzerinde titrediğimiz ruhumuzu bir melek olan Hz. Azrail gibi Allah’ın çok emin ve güvenilir bir elçisine teslim ediyoruz. Bunun için ona dost olmak lazım.

Mehmet Paksu / Moral Haber

Sende yorum yazabilirsin