Başarı Yargım!

Her yıl karne zamanı geldiğinde uzmanlar anne ve babaları “ karne başarısı hayat başarısı “ değildir diye uyarır. Ben de her yıl kaç anne ve babanın bu uyarıyı dikkate aldığını merak ederim. Zira başarı algımızı zihnimizde netleştirmeden, bu cümleye göre yol alınabilir mi çok emin değilim.  Çünkü bizi o davranışa iten sebep çoğu zaman başarıya bakışımızdaki fark oluyor. 

Kimileri için başarı, hayata kendisi gibi bakan çocuklar yetiştirmektir. Ailelerinin dediği meslekleri seçen, anne ve babaları gibi olan çocukların ebeveynidirler onlar. Dolayısıyla başarısızlık da, kendi uzantısı olmayan çocuklara sahip olmaktır.

Bir başkası içinse kendine benzemeyen çocuk yetiştirmek başarıdır. Kendi “ mutsuz ” hikayesine benzeyen çocuk yetiştirmeyi başarısızlık görür ve çocuklarının dersleri hususunda sürekli kaygı halindedir. Bir türlü başarılı görmez çocuklarını, hep daha fazlasını ister. Öğretmen en yüksek notu geçip altı da verse, ikna olmaz. 

Başka biri çocuğu doktor, mühendis, hukukçu olmuşsa başarılı görür çocuğunu. Onun için iyi bir ebeveyn olduğunu belirleyen şey çocuğunun etiketidir. Genelde cümlelerine “ üç çocuğum var, ikisi doktor, biri mühendis “ diye başlarlar. Muhataplarından alacakları “ hayretli ” bakış, kendilerini başarılı görmelerine yeter artar bile.

Pek çok ebeveyne göre sigortası olan, düzenli maaşının olduğu devlet memurluğu başarıdır. Diğer pek çok iş hayalden öteye gitmez onlar için. Başarı zihinlerinde, risksizlikle eşdeğerdir çünkü.

Bir süredir radyo programlarımda toplumsal başarı algısına denk olmayan hikayelerin olduğu konukları ağırlıyorum. Bir lokantanın yemekhanesinde bulaşık yıkayan genç bir delikanlının başka insanların hayalleri ile kendi hayalini birleştirdiği projesini anlatırken, aslında yıllardır aradığı şeyi bulmanın mutluluğunu cümlelerinden dinliyorum mesela…

Ya da iyi bir bölümü bitiriyor olmasına rağmen, aradığı şeyin o olmadığını farkedip bambaşka alanlarda güzel işler yapan insanları…

Yazanları, çizenleri, hayal kuranları yani… Çünkü onlar için başarı mutlulukla eşdeğer. Her sabah sevdikleri işlere gitmek demek başarılı olmak demek…

HH

Öğretmen arkadaşım notu için çocuğuna küsen velilerinden bahsetti geçenlerde. Çocuğunun  “ Anneciğim beş yüz soru ver, sabaha kadar çözeyim  ama bana küsme” dediği annelerden. 

Düşük not aldığı için korkusundan nefesi kesilen bir öğrencisinden…

“Hocam bu çalışmıyor, götürmeyin hiçbir yere ceza olsun “ diyen başka bir veliden…

Bizim hikayemiz çocuğumuzunkiyle çarpışınca hayata, kavramlara, değerlere karşı duruşumuz ortaya çıkıyor aslında. Ondan önce söylediğimiz her şey boş. Neden böyle davranıyorsunuz desek bu velilere, hepsi çocuğunun iyiliği için yaptığını söyleyecektir; niyetleri öyledir de, davranışları olmasa da…

Daha küçük çocuklar için yaramaz olmayan, düzenli olan, ders çalışan, sözümüzü dinleyen, misafirlikte sorun çıkarmayan, markette ağlamayan, kardeşiyle kavga etmeyen çocuk olup olmadığı başarı kriterimizi belirliyor çoğunlukla…

Oysa hikayesi, anlatacak şeyi olanlar dayatılanlara inat eden ve hayallerine ulaşanlardan çıkıyor. Onlar anlatıyor, biz dinliyoruz sonrasında…

Şimdi karne zamanı yaklaşmışken hepimiz kendimize şunu soralım bence;

“ Çocuğumun karnesine bakan “başarı yargım ”  ne ?

Tuğba Akbey İnan

gazetevahdet.com

Sende yorum yazabilirsin