Bayram ağabeyden hatıralar

         Bir gün formalar halinde Sikke-i Tasdik-i Gaybi gelmişdi. Mustafa Sungur Ağabey okuyordu. Hatta tenekeci Mehmed Ağabey de gelmişti. O arada Üstadımız taacub etti. Hangi Ayet anlatmadı “Bu Ayet bu zamana bakıyor. Bu ayet-i kerime işari manasıyla yedi sene sonra Kur’an’ın küfrü mağlub etmesini ve islamiyetin şaşaalı günlerinin geleceği haberini veriyor. ben o günleri görmeyeceğim. Sizlerin aldığınız süruru, bana da kabirde aynen sizler gibi toprak altında o zevki tadacağım. O müjdeli günleri Mustafa Sungur kabrimin baş ucunda okuyacak. Ben de temaşa edeceğim. Mesrurane dinleyeceğim” dedi.

         Üstadımız bir gün yine sadakat dersi verirken “Abdülkadir Geylani Şimdi Gelse, “Said sen bu mesleğinde bir parça taviz versen, milyonlar senin kitaplarını okuyacakl. Fakat öyle yapmazsan hem bunlardan mahrum kaldığın gibi, hapislerde zulümlerle, eziyetlerle cefa çekeceksin” dese ben diyeceğim “Hayır Üstadım, ben zulme, işkencelere razıyım, fakat mesleğimden en küçük bir taviz veremeyeceğim” diyeceğim” demişti.

                                                                           “GAVS OLMAKTANSA, GELECEK ZATA BABA OLMAYI TERCİH EDERİM”

         Bazı zamanlar Üstad Bediüzzaman’ın muhterem babası Sofi Mirza efendi Nurs Köyünden kalkarak, Seyyid Safahullah Hazretlerinin ziyaretine giderdi. Bir defasında oraya giderek, O muhteşem Meclise girince Seyyid Safahullah ayağa kalkarak, Sofi Mirza’yi meclisin baş köşesinde yer göstermişti, orada bulunan ulema bu basit, ümmi Nurs’lu köylüye “Neden bu kadar alaka ve hürmet gösterdiğini Seyyid Safahullaha sordukları zaman, Gavsi Hizani Şu cevabı verir: Bu Sofi Mirza ileride öyle bir zata baba olacak , bunun sülbünden öyle bir zat gelecek ki o zata baba olmayı, gavslığa tercih ederim. Gavs olmaktansa o gelecek zata böyle baba olmayı tercih ederim” demişti.

         Bismihi Sübhanehu

         Esselamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekȃtuh

aziz sıddık kardeşim Sabri bey! Üstadımız size çok selam ediyor ve diyor ki, “Ben hem rahatsızım, hem hiç vakit bulamıyorum ki, bir satır mektüp okuyayım. Hem Ceylan burada yoktur ki, bana yazsın” dedi. “Hem Ziver kardeşimizin uzun mektupları ve Risale şeklinde yeni huruf ile yazıyı Üstada verdik, Ben bir tek yeni yazıdan bilmiyorum. Hem Risale-i Nurun Şakirdleri içinde çok alimler edipler ve muharrirler var. Hiç birisi şimdiye kadar lahikaya girmeyen Risale-i Nur hesabına  eser yazmadı sebebi, bir hodgamlık ve hodfuruşluk olmamak Ve Risale- Nurun haricinde başka meşguliyette bulunmamak ve başka muharrirlerin o cihette iştahlarını açmamak içindir ki: Ancak çok zaman hizmet eden bazı kıymettar zatların yazdıkların bazı fıkraları lahikaya giriyor. Ehemmiyetli bazılarında da mecmuaların ahirine ilhak edilir. Ziver kardeşimizin gerçi haslar gibi sadakat ve alakası var. Fakat bu noktada tecrübesi azdır. Çoklar çalıştılar ki dini mecmua çıkaran bazı gazeteciler yeni hurufla risale-i Nurun bazı parçalarını tab etmek üzere istediler. Mesleğımız hattı Kur’aniyeyi kurtarmak olduğu için, yeni hurufla izin verilmedi. Yalınız dȃrulfununun bazı ehemmiyetli şakirtlerinin israrıyla iki risaleye izin verildi. Mesleğımızde katiyyen ihlas-ı tamme bulunması şarttır ve hiçbir menfaat ve benlik göstermemek, Risale-i Nuru hiçbir şeye vasıta etmemek ve tarafgirlik damarıyla hareket edenleri teşrik etmemek olduğundan Nur şakirdlerinin çok dikkat ve ihtiyat etmeleri lazımdır”Üstadımız diyor.

“Zivere Bilhasa selam ederim. Onun yazdığı mektup ve saireyi okuyamadım. Gerçi mevzuu Nurlardır, fakat Nurlar içinde bulunan ehemmiyetli fıkralar Nurların tervicine kafidir. Elbette Ziverin bazı kıymettar fıkraları vardır. Müsait bir vakitte dinleyeceğım O risale içinde ki kıymetli fıkraları lahikaya geçirmek  için İspartaya, Ziver’in bir fıkrası diye  Göndereceğim.

         Üstad Diyor: “ŞİMDİKİ TALEBELERİM DAHA FEDAKȂRDIR.”

         Bir gün fedakȃrlıktan bahsederken şöyle demişti: “Benim şimdiki talebelerim, Ruslarla harb ederken benimle şarkta kendini ateşe atanlar fedakȃrdırlar. Çünkü bütün ümrünü feda etmek kolay değildir. Bir anda Allah için insan kendini ateşe atsa şehid olur, gider. Devamlı suretle sadakatle fedakȃrlık ise, öyle kolay değildir. Onun için benim bu zamanda ki talebelerim, eski Said’in talebelerinden daha fedakȃrdırlar. Ne vakıt bu sır şarkta inkişaf etse hemşehrilerim büyük hizmet ederler” derdi.

                                                        VAZİFELİ MEMURLARA: “VAZİFENİZİ YAPIN ÜCRET BEKLEMEYİN”

         Bazen savcı polis geldiğinde onlara önem verirdi. Küpek ve kedilerden onlara örnek verirdi.”Köpeğe bir dilim ekmek verin size bağlanır. Mutlaka borcunu ödemeye çalışır. Halbuki kedi öyle değildir. Çok sevdiği ciğerle onu besleseniz bile, ona hiç aldırmaz. Nankörlük yapar. Onun size minnet borcu olmaz. Sizde vazifenizi olduğu gibi yapın, ücret beklemeyin” derdi. Bazı mühim zatlara, günde en az bir sahife Risale-i Nur okumaya tavsiye ediyordu ve Risale-i Nurun şahsi manevisinin ehemmiyetini ifade ile. “Günde en az bir sahife Risale- Nur okuyarak Ȃlem-i İslamda hasıl olan şirket-i maneviye düsturuna dahil olmalısınız” diyordu.

         Bazi zatlara diyordu. “Belki hatırınıza benim sakalsız olduğum gelir. bunu size izah edeyim de tereddüdünüz gitsin. Bu sünneti işlemediğimin sebebi, benim ileride çok talebelerim olacak. Ben sakal bırakırsam bunların genç, ihtiyar hepsi sakal bırakacaklar. Gençlerdeki Sakal ise arkadaşları arasında istihza mevzuu olacak. Hem bu zamanda sakala hürmet kalmamış. Bu sebepten bırakmıyorum” derdi.

                                                        SABAH NAMAZINA DÖRT SAAT KALA KALKARLARDI.

         Üstad gece namazı teheccüdünü kılıp, evrad okuduktan sonra bir saat kayıtlı isimlere sevap bağışlardı. O sırada kat’iyyen odasına kimse giremezdi. Tespihatta SÜBHANALLAH, ELHAMDÜLİL-LAH AlLAHU-EKBER dediği vakıt tek tek ve yavaş söyler bizleri ikaz ederdi. “Harfların tam hakkını verin” derdi. Yine bir gün ” Ben namazdan çıkışta Esselamu Aleyküm ve Rahmetullah dediğim zaman Sağıma selam verirken Enbiyaları sol tarafıma selam verirken Evliyaları niyet ederek öyle selam veriyorum” demişti.

         Bir gün Hafız Abdullah toprakla başçavuş Ahmed Eskişehirde ziyarete gelmişlerdi. Başçavuş Ahmede fedakȃrlık dersi vermişti. Ahmed Kur’an hakkı için söyle: Sana deseler ki, Saidi terket. sana istediğini vereceğız. Eğer terk etmezsen, sana en ağın işkenceyi yapacağız. Hangisini yaparsın?” Dedi. Ahmed Üstadım Risale-i Nuru tercih ederim, efendim” demişti o zaman Üsdad heyecanla “Ben dahi sizler için ȃhiretimi terk ederim.” Ben sizden daha fedakȃr değilim, sizin çoluk çocuğunuz var, benim yok…

Bu hakikatleri sizinle paylaşan kardeşiniz: Abdülkadir Haktanır

1 tane yorum yapılmış

  1. Eymen Akça dedi ki:

    Abdülkadir Ağabey, Ahmed abimizin sözü ve devamını böyle yazmışsınız: ” Üstadım Risale-i Nuru tercih ederim, efendim” demişti o zaman Üsdad heyecanla “Ben dahi sizler için ȃhiretimi terk ederim.” Ben sizden daha fedakȃrım, sizin çoluk çocuğunuz var, benim yok… ”

    Oysa Üstad’ın sözünün doğru hali: “Ben dahi sizler için ȃhiretimi terk ederim.” Ben sizden daha fedakȃr değilim. Sizin çoluk çocuğunuz var, benim yok… ”

    tarzında olmalı. Aynı hatırayı Ulemanın Gözüyle Bediüzzaman isimli kitapta Hâfız Abdullah Toprak kısmında bu şekilde yazıyor. Ayrıca sizin aktardığınız kısım mana noktasında kendi içinde bir çelişki taşıyor. Gerçi âhiretini feda etmek daha büyüktür fakat Üstad’ın ” sizin çoluk çocuğunuz var, benim yok ” demesi kendisinin bir açıdan fedakarlıkta dünya açısından geri kaldığını,bu yüzden Ahiretini feda ederek evlilerin fedakarlığına yetişmeye çalıştığını ihsas ediyor. Bir incelerseniz ve gözden geçirirseniz daha güzel olur.
    selam ve hürmetlerimle

Sende yorum yazabilirsin