Bedîüzzamân’dan Talebelerine

Bedîüzzamân, talebelerine gönderdiği mektupların başında “Aziz, sıddık, fedakâr, gayretli, kahraman kardeşlerim” gibi terimlerle her bir muhatabın fıtratına uygun hitap ettiği gibi, manen muhataplarına da siz de aralarınızda hoşgörü, muavenet, yardımlaşma, dayanışma, yakınlık, muhabbet ve sevgiyi gösteriniz, demiş.

Şöyle ki:

Sıddık, kelime anlamı itibariyle çok doğru, çok dürüst demektir. Terim anlamı ise, hakta ve doğrulukta sebat ve sarsılmamak demektir. Nübüvvetten sonra, Sıddıkiyet makamı geliyor ki, bu makamın piri de Hz. Ebubekir (ra)’dir.

Bedîüzzamân Hazretleri, ilmini manen Hazreti Ali (ra)’ den aldığı gibi, sıddıkiyet dersini de manen Hz. Ebubekir (ra)’den almıştır.

Hz. Ebubekir: “Yâ Râb! Cehennemde vücudum büyüsün tâ ehli imana yer kalmasın.” 1, şefkat ve Sıddıkiyeti göstermiş. İşte o şefkat kahramanından manen ders alan Bedîüzzamân hazretleri de, “Milletimin imanını selâmette görürsem, cehennem alevlerinde yanmaya razıyım.” 2, şeklinde Sıddıkyetini tasdik etmiştir.

Ayrıca,“Peyman ve yeminimiz imandır.”3, diyen Bedîüzzamân, kalben mutmain olabilmek için, bir kısım saf-ı evvel talebelerini sadakatte bağlı kalmaları için yemine davet etmiştir.

İşte, Sadakat abidesi! Zübeyir Gündüzalp: “Risâle-i Nurların neşri için, mümkün olsa derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yapacağız.”4, demiş. Dava şehitleri Hafız Ali ve Binbaşı Asım bey, ve daha isimleri sayamadığım nice Zübeyir bin Avam gibi “Aziz ve sıddık” kahramanlar…

Bedîüzzamân Hazretleri talebelerine yazdığı mektuplarında, talebelerin Üstadlarına yazdıkları mektuplarda öylesine sevgi ve uhuvvetten adeta muhabbet doğuyor. İşte bu muhabbettin içinde yatan iki önemli husus:

Doğruluk ve teşvik.

Doğruluğun ihtiva ettiği husus: Dinsizliğin kol gezdiği, dindarlığın gericilik kabul edildiği bir zamanda Nur talebeleri iman hizmetine çalışmışlar. Bundan dolayı Hz. Bedîüzzamân, talebelerini layık gördüğü bu kelime ve terimlerle taltif ve motife etmiş.

Teşvik ise, “Aziz ve Sıddık” terimlerle hatırlatma ve ikazda bulunmuştur. Meselâ, Hacı Ali’ye yazdırdığı mektupta: “Ben her sabah haslar içinde onun ismiyle bütün mânevî kazançlarıma, defter-i a’malime geçmek için hissedar ediyorum. Öyleyse o da bütün hayatını Risâle-i Nur’a vermeye mükelleftir.”5, Mükellef bir nevi ikaz ve hatırlatma olduğu anlaşılmaktadır.

Üstad, talebelerine daima pozitif (müsbet) yaklaşmış ve önem vermiştir. Kardeşim demekle dostluğu, uhuvveti ve sadakati işaret ettiği cihetle, “Laakal on beş günde bir İhlâs Risâlesini okuyunuz” tefrikaya girmeyiniz, birbirinizi gıybet etmeyiniz, hal ve ahvalinizle sair insanlara örnek olunuz, ikaz ettiğini düşünüyorum. Vesselâm…

Rüstem Garzanlı

14.04.2017

1-Müsnedi Ahmet, 3/186-281

2- Tarihçe-i Hayat, s.630

3-Tarihçe-i Hayat, s.741,

4- “ “ Konferans,

5-Emirdağ Lah. Mek. 340,

Sende yorum yazabilirsin