Bediüzzaman’ın penceresinden “Gençlik çağı ve cazibedar fitne ”

Hayat ağacı gittikçe büyümeye devam ederek çocukluktan sonra gençlik çağına ulaşır. Gençlik üzerinde, herkes tarafından kabul edilen bir gençlik tanımı ve yaşı yoktur. Genel olarak 15- 30 veya 15-35 yaş aralığı kabul ediliyor.

2014 yılında 77 milyon 695 bin 904 kişi olarak belirlenen Türkiye nüfusunun 12 milyon 782 bin 381 kişisi,  15-24 yaş grubundaki gençlerden oluşmaktaydı. Bugün daha da artmış bulunuyor.

16-19 yaş dönemine ”keşif çağı”, 20-24 yaş dönemine “deneyim çağı” ve 25-35 yaş dönemine ise “altın çağ” diyenler de oluyor.25 yaş yetişkinliğe gelindiğini, 30 yaş ise birçokları için karakterin oturduğu yaştır. 40 yaş ise gençliğin tam olgunluk yaşıdır. Dünya nüfusunun üçte bir gençlerden meydana gelmiştir.

*Ve keza, o Zatın (a.s.m.) dört yaşından kırk yaşına kadar geçirmiş olduğu gençlik devresinde (İ.İCAZ)

*Nev-i insanın üçten birisini teşkil eden gençler, (11.ŞUA, 8.Mesele)

Bediüzzaman gençliği “zarif ve güzel bir gül çiçeğine” benzetir. Ergenlik dönemi de bu zaman aralığında yaşanır. İnsanlar, hayvanların aksine 15 yaşında ancak fayda ve zararı anlayabilecek yaşa gelirler. İslam dininde de bu yaş mükellefiyet yaşıdır. Bu yaşta bazı gençler hayata atılıp mücadeleye başlarken büyük çoğunluk da eğitim görmektedir. İster çalışan gençlik olsun isterse eğitim gören gençlik, ikisi de bu çağı dikkatli geçirmek zorundadır. Kötü arkadaşlar onları bekleyen en büyük tehlikedir.

“Evet, cesedin genç iken lâtif, zarif ve güzel gül çiçeğine benzerse de, ihtiyarlığında kuru ve uyuşmuş kış çiçeğine benzer ve tahavvül eder. (M. NURİYE)

İstanbul boğazını geçmek isteyen gemiler, fırtınalı havalarda kılavuz kaptan alarak yollarına kazasız belasız devam ederler. Peki, bu vücut gemisinin kaptanı olan gençlerin hayat yolculuğunda tehlikelere karşı, gemiye yara aldırmadan, onu batırmadan yoluna devam etmeleri için bir kılavuza ihtiyaçları yok mudur?

Bediüzzaman bu nedenle gençliği önemser, onlarla görüşerek konuşur ve onlara kılavuz olacak öğütlerini  “Gençlik Rehberi” isimli kitapta toplar. Ve bu olayı şu şekilde anlatır:

“Câzibedâr bir fitne içinde bulunan ve daha aklını kaybetmeyen bazı gençlerle bir muhâveredir. Bir kısım gençler tarafından şimdiki aldatıcı ve câzibedâr lehviyât ve hevesâtın hücumları karşısında, “Âhiretimizi ne sûretle kurtaracağız?” diye Risâle-i Nûr’dan meded istediler. Ben de Risâle-i Nûr’un şahs-ı ma‘nevîsi nâmına onlara dedim ki:”

Bir çocuğun yetiştirilmesinde anne babaları belki de en çok zorlayan, fiziksel özelliklerin belirginleştiği, beğenilmek duygusunun öne çıktığı bir dönemdir. Kişilik gelişmesindeki en önemli dönemeçler buradadır. Aile dışındaki çevrenin etkisinin daha çok olduğu bir süreç başlamıştır artık. Otoriteyle ya da ebeveynle inatlaşma, sürekli hayır deme, kendi fikrini belirtme adına sürekli karşı gelme durumuyla sıkça karşılaşılır.

Nefsi isteklerin, cinsellik duygusunun, heyecanlı ve atak oluşun tavan yaptığı bir dönemdir. Akıldan çok duyguların ve arkadaşların etkisinde kalınır. Ailenin çok dikkat etmesi gerekir, her türlü zevki tatmak uğruna sefahat, içki, kumar ve uyuşturucu gibi kötü alışkanlıkların ve çağımızın bir hastalığı olan sosyal medya ve internet bağımlılığının kazanıldığı bir yaştır. Bu asrın “cazibedar fitneleri” bunlardır. Anlayış, ilgi ve kendisine destek olan anne baba yardımıyla bu çağ kolay atlatılabilir. Evde sınırsız internet bağlantısı olması, tatil dönemlerindeki aşırı internet kullanımı, sosyal paylaşım ve eğlence amaçlı internet kullanımının bağımlılık riskini artırır.

Aile, anne ve baba olarak çocuklarına zaman ayırmalı, akşam yemeklerini mutlaka birlikte yemelidir. Bilim insanları her akşam aynı masaya oturup birlikte yemek yemenin, o masanın etrafında toplanmanın kötü alışkanlıklara meyilli çocuklarda suçluluğu ve madde kullanımı isteğini azalttığını tespit etmişler. Bu konuya çok önem vermek gerekiyor, yoksa çocukların asrın cazibedar fitnelerine yakalanması çok kolay olacaktır.

Gelenek, görenek ve değerlerimizi, aile birliğini kaybetmemiz yüzünden çocuklarımız birtakım yalnızlıklara, sıkıntılara düşüyor. Okul öncesinden başlayarak önlem almak gerekiyor. Her şeyi öğretmene veya devlete bırakmak da doğru değil. Ailenin çocuklarına sahiplenmesi olmadan polisiye önlemlerle bu sorunu çözmek mümkün değildir.  

*Hem hevesât-ı nefsâniyenin heyecanlı zamanı ve hararet-i gariziyenin galeyanlı hengâmı ve ihtirâsât-ı dünyeviyenin feveranlı vakti olan gençlik ve şebabiyet ise, (MEKTUBAT, 23. Mektup)

*Evet, gençlik damarı akıldan ziyâde hissiyâtı dinler. His ve heves ise kördür, âkıbeti görmez; bir dirhem hazır lezzeti, ileride bir batman lezzete tercih eder; bir dakika intikam lezzeti ile katleder, seksen bin saat hapis elemlerini çeker; ve bir saat sefâhet keyfiyle, bir nâmus meselesinde, binler gün hem hapsin, hem düşmanın endişesinden sıkıntılarla ömrünün saadeti mahvolur.(SÖZLER, 13.Söz)

*gençler, hevesatları galeyanda, hissiyata mağlûp, cüretkâr akıllarını her vakit başına almayan o gençler, (11.ŞUA, 8.Mesele)

Çocuklar aslında ilk başta her şeyi ilgi görmek adına yaparlar. İlgi görmek için yaptıkları bazı davranışlar görmezden gelinirse bu defa ikinci aşamaya geçerler ve güç gösterisinde bulunurlar. O da görmezden gelindiği takdirde intikam alma duygusuyla yaklaşmaya başlarlar. Bu artık karşıt gelme bozukluğunun kaçınılmaz olduğunu gösterir. Bu dönem evebeynler tarafından çok iyi yönetilmelidir.

Bir insanın İslam dininin emir ve yasaklarına uyma yaşı 15 yaşta başlar ölünceye kadar da devam eder. Gençlik çağı bütün istek ve arzuların en hararetli zamanıdır. Bu devir çok tepkisel bir devirdir. Bu çağı İslam’ın emir ve yasaklarına göre yaşamak büyük bir azim ister.

*İnsan ise bir iki senede ancak ayağa kalkar, on beş senede ancak menfaat ve zararı farkeder.(MEKTUBAT, 26.Mektup)

*Sinn-i mükellefiyet on beş sene kabul ediliyor. (MEKTUBAT, 23. Mektup)

Bu dönem İslamiyet’in emir ve yasakları doğrultusunda yaşansa gençlik huzur ve mutluluk içinde geçer. Akıl ve kalp bu yolda kullanılsa, ibadet ve hayır işleriyle uğraşılsa ebedi hayatı kazanma yolunda çok önemli adımlar atılmış olur. İffet ve takva içinde istikametli ilerlenir, taşkınlıklardan uzak durulur. Hem dünya hayatı kurtulur hem de ahiret. Aksine bir yaşam sürülse hem dünya hayatı gam ve keder içinde geçecektir hem de ebedi hayatı. Artık tercih kendisinindir.

*gençlik, eğer ehl-i kalb, ehl-i huzur ve aklı başında ve kalbi yerinde bulunan mü’minlerde olsa, ibadete ve hayrâta ve ticaret-i uhreviyeye sarf edilse, en kuvvetli bir vesile-i ticaret ve güzel ve şirin bir vasıta-i hayrattır. Ve o gençlik, vazife-i diniyesini bilip sû-i istimal etmeyenlere, kıymettar, zevkli bir nimet-i İlâhiyedir. Eğer istikamet, iffet, takvâ beraber olmazsa, çok tehlikeleri var; taşkınlıklarıyla saadet-i ebediyesini ve hayat-ı uhreviyesini zedeler. Belki hayat-ı dünyeviyesini de berbat eder. Belki bir iki sene gençlik zevkine bedel, ihtiyarlıkta çok seneler gam ve keder çeker.(LEMALAR, 26.Lema)

*gençler, âhiret imanını kaybetseler ve Cehennem azabını tahattur etmezlerse, hayat-ı içtimaiyede, ehl-i namusun malı ve ırzı ve zayıf ve ihtiyarların rahatı ve haysiyeti tehlikede kalır. 

Bazı, bir dakika lezzeti için bir mes’ut hanenin saadetini mahveder ve bu gibi, hapiste dört beş sene azap çeker, canavar bir hayvan hükmüne geçer. (11.ŞUA, 8.Mesele)

*Eğer iman-ı âhiret onun imdadına gelse, çabuk aklını başına alır.Gerçi hükümet hafiyeleri beni görmüyorlar ve ben onlardan saklanabilirim. Fakat Cehennem gibi bir zindanı bulunan bir Padişah-ı Zülcelâlin melâikeleri beni görüyorlar ve fenalıklarımı kaydediyorlar. Ben başıboş değilim ve vazifedar bir yolcuyum. Ben de onlar gibi ihtiyar ve zayıf olacağım” diye, birden, zulmen tecavüz etmek istediği adamlara karşı bir şefkat, bir hürmet hissetmeye başlar. (11.ŞUA, 8.Mesele)

Bir hadis-i şerif şöyle der:

*Gençlerinizin hayırlısı ihtiyarlarınıza benzemeye çalışanlar; ihtiyarlarınızın kötüsü de gençlerinize benzemeye çalışanlardır. (MEKTUBAT, 23. Mektup)

*İşte ey hayat-ı dünyeviyenin zevkine mübtela ve endişe-i istikbal ile istikbalini ve hayatını temin için çabalayan bîçareler! Dünyanın lezzetini, zevkini, saadetini, rahatını isterseniz; meşrû dairedeki keyfe iktifa ediniz. O, keyfinize kâfidir. Haricinde ve gayr-ı meşrû dairedeki bir lezzetin içinde bin elem olduğunu sâbık beyanatta elbette anladınız. Eğer mazi, yani geçmiş zamanın hâdisatını, sinema ile halihazırda gösterdikleri gibi; istikbaldeki ahval dahi, meselâ elli sene sonraki halleri bir sinema ile gösterilse idi, ehl-i sefahet şimdiki güldüklerine yüzbinlerce nefrin ve nefret edip ağlayacaktılar. Dünya ve âhirette ebedî ve daimî süruru isteyen, îman dairesindeki terbiye-i Muhammediyeyi (A.S.M.) kendine rehber etmek gerektir. (SÖZLER, 13.Söz)

*Sizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşrûada kalmazsanız, o gençlik zâyi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem âhirette kendi lezzetinden çok ziyâde belâlar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslâmiye ile, o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak, iffet ve nâmusluluk ve tâatte sarf etseniz, o gençlik mânen bâkî kalacak ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebep olacak. (SÖZLER, 13.Söz)

*Elhâsıl: Gençlik gidecek. Sefâhette gitmiş ise, hem dünyada, hem âhirette binler belâ ve elemler netice verdiğini ve öyle gençler ekseriyetle sû-i istimâl ile, israfât ile gelen evhamlı hastalıkla hastahânelere ve taşkınlıklarıyla hapishânelere veya sefâlethânelere ve mânevî elemlerden gelen sıkıntılarla meyhânelere düşeceklerini anlamak isterseniz, hastahânelerden ve hapishânelerden ve kabristanlardan sorunuz. Elbette hastahânelerin ekseriyetle lisân-ı halinden, gençlik sâikasıyla israfât ve sû-i istimâlden gelen hastalıktan enînler, eyvahlar işittiğiniz gibi, hapishânelerden dahi, ekseriyetle gençliğin taşkınlık sâikasıyla gayr-i meşrû dairedeki harekâtın tokatlarını yiyen bedbaht gençlerin teessüflerini işiteceksiniz. Ve kabristanda ve mütemâdiyen oraya girenler için kapıları açılıp kapanan o âlem-i berzahta, ehl-i keşfe’l-kuburun müşâhedâtıyla ve bütün ehl-i hakikatin tasdikiyle ve şehâdetiyle, ekser azablar gençlik sû-i istimâlâtının neticesi olduğunu bileceksiniz. (SÖZLER, 13.Söz)

Selçuk Eskiçubuk

Sende yorum yazabilirsin