Bilgi Araç Mıdır Amaç Mı?

Bilgi, günümüzün olmazsa olmazları arasında.

Bilginin ne kadar kıymetli bir olgu olduğunu hepimiz biliyoruz. Bilgili birini gördüğümüz zaman, “bu kişi âlimdir” diyor, saygıda kusur etmiyoruz.

Bilimde ileri gitmenin, dünyaya yön vermek olduğunu düşünüyoruz.

Dünya’nın dört bir tarafında insanlar bilimle uğraşıyor. Bilimsel verilere bir katkı da kendileri yapabilmek için ömürlerini tüketiyorlar. Bunun sonucunda her an bir miktar bilgi insanlık için meçhul âlemden bilinen âleme aktarılıyor.

Peki, bu kadar önemli ve değerli olan bilgiye sahip olmak insan için bir araç mıdır yoksa bir amaç mı?

Çevremizde bazı insanlar görürüz. Evinde binlerce kitap olur onların. Cilt kapağının rengine göre, dekoratif maksatla kitap toplayanları söylemiyorum. O kitapların hepsini okumuş olanları kast ediyorum. Daha çok şey bilme uğruna eline geçen her şeyi okurlar bu kişiler. Asla doymayacak bir bilgi açlığına sahiptirler. Genellikle de birden fazla alanda bilgi sahibi olurlar. İçlerinde, sohbet ortamlarında çevreye hava atmak amacıyla bunu yapanlar da olabilir tabii. Bu kişilerle oturup sohbet ettiğinizde o okuduklarından pek çok bilgi aktarırlar size.

İşte bunların bir kısmı için bilmek amaçtır. Onlar bu bilgilerini faydalı bir maksat için kullanmazlar. Yani hayata tatbik etmezler. Sadece daha çok, daha çok bilmek isterler.

Ancak bilginin sonu yoktur. Ne kadar ilerlerseniz ilerleyin hep daha ilerisi olacaktır. Diyelim ki bugün değil de üç yüz yıl önce dünyaya geldiniz. Bütün ömrünüz boyunca, belki at sırtında binlerce kilometre yol kat ederek ve türlü meşakkatlerle elde ettiğiniz tüm bilgiler, bugün belki bir ortaokul öğrencisine verilen bilginin sadece bir kısmını oluşturuyor olacak.

Ya da diyelim bugünden üç yüz yıl sonra dünyaya geldiniz. –Dünya’nın o kadar ömrü olup olmadığı başka bir konu.– Üç yüz yıl sonra bütün bilimsel gelişmeler tamamlanmış, bilinecek hiçbir şey kalmamış mı olacak?

Hayır?

Bin yıl da iki bin yıl da geçse bu böyle olacak. Hep öğrenilecek, hep merak edilecek bir şeyler olacak.

Buradan anlaşılıyor ki bilgiyi amaç edinmek, yani hep daha fazlasını bilmeyi amaçlamak hiçbir zaman sonuna erişilemeyecek bir hedeftir. Bu yüzden çok bilmektense bildiğinden en fazla yararı elde etmek daha akıllıcadır.

Az önce tarif ettiklerimiz gibi öğrenmeyi amaç edinenlerin dışında yaygın kanı, bilimin amaç değil araç olduğudur.

İnsanlar ihtiyaçları ve hedefleri doğrultusunda bilgi edinir ve bilgi üretirler.

Mesela, bir hekim bir alanda bilgi edinip uzmanlaşır ve insanlara o alanda faydalı olur.

Bir ziraat mühendisi nasıl daha fazla verim alabileceğini araştırır ve yeni teknikler geliştirir.

Bir hacker bilgisayar programcılığını öğrenir ve bundan kendine çıkar sağlar.

Özetle, bilgi hayata bir etki yaptığında, kendisinden bir verim elde edildiğinde bir değere sahiptir. Yani bir araç olarak kullanıldığında… Ne kadar çok olursa olsun kendisinden bir verim elde edilmeyen bilginin hiç bir değeri yoktur.

Eğer insana, dünyaya hatta en azından sahibine bir fayda sağlamıyorsa kitapta duran bilgi ile kafada duran bilgi arasında bir fark yoktur.

Belki abartılı bir örnek olacak ama kitaplar, kafasının üzerine koyup düzgün yürümeyi öğrenenlerin hayatına, okuyup da kafasının içinde saklayanlardan daha fazla şey katar.

Sanırız mesele anlaşılmıştır. Bilgi bir amaca yönelik kullanılırsa değerlidir. Kendisi bir amaç olamaz. Çünkü hiçbir zaman tamamına sahip olunamaz. Sahip olunan kadarından en iyi verim alınmalıdır.

İki bin yıl sonra da dünyaya gelsek yine de keşfedilecek bir şeyler olacak dedik. Demek kâinat bu kadar büyük bir bilgi ile donatılmış. Bu kadar büyük veri ta ilk yaratılışta kâinata yüklenmiş.

Peki, bu verinin yani bilginin kaynağı nedir?

Tabi ki âlemlerin Rabbi, sonsuz ilim sahibi olan Allah’tır (cc). Kâinatta var olan bilginin miktarı, kâinatı var eden zatın ne kadar büyük bir bilgiye sahip oluğuna işaret eder. Sadece “ol” deme kolaylığında yarattığı kâinatta bu boyutta bilgi mevcutsa kendisinin sahip olduğu bilgi hangi sıfatla tarif edilebilir?

Aslında kâinatın yaratılış amacı da bilgiye dayanır. Bizim ve tüm kâinatın yaratılış sebebi, kendini gizli bir hazine olarak tarif eden Rabbimizin “bilinmek istemesidir”. Yani aslında ulaşabildiğimiz tüm bilgiler, bizim Rabbimizi bilmemiz içindir.
Zaten insan ne kadar çok şey bilirse bilsin, sahip olduğu bilgi tüm bilginin yanında sonsuz küçük kalacaktır.

Rabbini bilen tüm kâinattaki bilginin özünü bilmiş, sahip olduğu bilgiyi en doğru şekilde kullanmış demektir.

Rabbini bilmeyen ise bilgisini asıl amaç doğrultusunda kullanamamıştır.

Sözün özü:

Rabbine ulaştırmayan bilgi kellede yüktür.

Muhiddin YENİGÜN

Bu yazı gözden geçirilerek Zafer Dergisinin 2016 Ağustos (476.) sayısında yayınlanmıştır.

Sende yorum yazabilirsin