Büyük hayaller kuran adamlar nerede?

Kendi ifadesiyle, İran devrimini yapan HUMEYNİ’nin büyük hayranı, Milli görüş ve N. Erbakan’ın taraftar ve müntesibi, Meclis Başkanı Bülent Arınç’ın basın danışmanı, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Basın Başdanışmanı ve Anadolu ajansı eski Genel müdürü, şimdinin Yeni şafak yazarı Kemal Öztürk ciddi bir hayal kırıklığı ve ümitsizlik içerisinde; İslam alemi ve Toplumumuz içerisinde Büyük HAYALLER kuran, büyük FİKİRLER üreten adamlar arıyor.

Kemal Bey, genç yaşlarında önemli mevkilere getirilmiş, görevlerde bulunmuş başarılı muhafazakar bir AYDIN. 

Sayın Öztürk gibi bir hayli, “Seyyid Kutup, Mevdudi, Humeyni, N. Erbakan v.s.” hayranı ve mensubu müslüman aydın, ülkemizde 16 senedir siyasal islamcı bir iktidar bulunmasına rağmen şu an bir tatminsizlik, yetersizlik ve arayış içerisine girmiş bulunmaktalar. 

Onlar zannediyorlardı ki, Müslümanlar iktidara gelince bir anda veya kısa sürede, ortam ve toplum tertemiz, güllük gülistanlık olacak, asr-ı saadet hayatı yaşanmaya başlayacak.

Beklediklerini tam olarak bulamayıp, bir de maddi imkan, makam ve güce kavuşan bazı müslümanlarda ki yozlaşma, dünyevileşme ve bozulmayı da görünce ciddi bir ümitsizlik ve karamsarlığa kapıldılar.

Ancak, SİYASAL İSLAMCI kesime mensup bir müslüman olan Kemal bey, “AYDIN” bir insan olmasına rağmen malesef, ülkemizde yaşamış, 20. yüzyılın ve günümüzün en büyük İSLAM mütefekkirlerinden, müceddit Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin hayatını ve mücadelesini bilmiyor. Ayrıca telifatı olan RİSALE-İ NUR külliyatını da, ya okumamış veya okumuş ise de mahiyet ve hakikatini kavrayamamış demektir. 

Kemal bey, Bediüzzaman’ı tanımış, Risale-i Nurları anlamış olsaydı, şu an YEİS içerisinde, “bülyük fikirler üreten adamlar” aramak peşinde olmazdı.

Haydi diyelim ki, Kemal Öztürk ve onun gibi muhafazakar aydınlar, Bediüzzaman’ı ve Risale-i Nurları araştırmadılar, hakkıyla tanıyamadılar veya anlamadılar.

Siyasal islamcı iktidar döneminde de islam aleminde ve toplumumuzda bekledikleri müspet düzelme ve değişimi göremediler, bulamadılar, yeise kapıldılar. 

Peki bu gelişmeler karşısında, NUR talebeleri ne yapıyorlar? Özellikle Risale-i Nur talebelerinin ilim, irfan sahibi, münevver, muallim, mütefekkir, muharrir, akedemisyen, ve bürokrat kesimi ne ile meşgul oluyor? Ne gibi temsil ve tebliğ çalışması yapıyor, faaliyette bulunuyor, gayret gösteriyor, caba sarf ediyor?

İyi gözlem ve tespit yapamamış, yanılıyor olabilirim ancak kanaatimce (istisnalar vardır) mevcut Nur talebesi gruplarının önemli ve büyük kısmı, içe dönük bir hizmet ve faaliyet yapıyor gibi. Yani şahsi okuma, Cemaati dersler ve ziyaretler, Nur dershanesine gelenlere yapılan tebliğ ile sınırlanmış bir hizmet faaliyeti. (tabii ki bu faaliyetler çok hayati, önemli ve öncelikli) Hazret-i Üstadımızın 1950 yılına, 3. cü Said dönemine kadar yaptığı hizmet tarzı. 

Halbuki Üstadımız 1950 den sonra Risale-i Nurların geniş dairelerde, farklı kesimlerde, kalabalıklarca tanınması, duyulması, topluma mal olması için çok çeşitli ve müessir faaliyet ve hareketlerde bulunmuş, dikkati Risale-i Nurlar üzerine çekecek, basında ve kamuoyunda gündem oluşturacak, ilgi uyandıracak teşebbüsler yapmıştır. Risale-i Nurların mahiyetini ve davasını anlatmak ve duyurmak için lahikalar neşretmiş, gazetelere yazılar ve haberler göndertmiş, beyanatlar vermiştir.

Şu an İslam ümmetinin ve toplumumuzun, özelliklede müslüman kesimin her zamankinden daha fazla şiddetle ve aciliyetle, Risale-i Nur’lar da yazılı tahkiki İman hakikatlerine ve  hizmet metodlarına ihtiyacları vardır. 16 senelik İslami iktidar döneminde maddi olarak imkanları artan, zenginleşen, makam, mevki, güç sahibi olan müslümanlar bu dünyevi imkanlar, şeytanın tuzakları ve nefsani istekleri karşısında maneviyatlarını nasıl muhafaza edecekler? Yıpranmaktan ve yozlaşmadan kendilerini ne şekilde koruyacaklar? 

Bu hastalıklarını tedavi edecek reçeteyi ve hakikatleri ancak asrın tefsiri olan Risale-i Nur’lardan öğrenebilirler.

Bu bakımdan tekrar ediyorum bütün Risale-i Nur talebelerine, özellikle ilim, irfan sahibi, eli kalem tutan yazarlarına, dili laf yapan hatiplerine çok çok daha fazla vazife düşmekte, mesuliyet yüklenmektedir. 

“Ya işte bu sorunların ilacı Risale-i Nur’larda var. Alıp okusunlar, derslere gelip dinlesinler” demek yol göstermek ve çözüm değildir. Hazret-i Üstadımızın tarzı da değildir. Hastaya ilacını bizler götürmeliyiz. 

ALLAH (C.C.) rızası için NUR TALEBELERİ olarak; çok geç olmadan, hastalık ilerlemeden, yozlaşma, gevşeme, bozulmalar artmadan, ümitsizlik ve karamsarlık yaygınlaşmadan hızla silkinip harekete geçelim, temsil ve tebliğ vazifemizi hakkıyla yapalım inşallah.

En kalbi muhabbet ve hürmetlerimle.

Erdoğan Esenkal

Sende yorum yazabilirsin