Çocuğun Yetiştirilmesinde Okulun Rolü

Çocuktaki dini duygunun gelişmesinde etkisi olan çevre faktörlerinden birisi de okuldur. Risale-i Nurlar, okullardaki eğitimde yalnız dünyevî fenlerle zihni terbiye etmenin, çocuğun dinden uzaklaşmasına sebep olduğuna dikkati çeker. Bunun doğru formülünün, fen derslerinin yanında din derslerinin de verilmesi olduğunu belirtir ve şöyle der:

Vicdanın ziyası, ulum-u diniyedir. Aklın nuru funun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder, o iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit; birincisinde taassup, ikincisinde hile şüphe tevellüd eder’’.

Aslında, okullarda okutulan fen dersleri, kendi dilleri ile devamlı Allah’tan bahsetmekte, bir Yaratıcıyı tanıtmaktadır. Mesela coğrafya dersi dağlardan, ovalardan, denizlerden, ırmaklardan bahseder. Biyoloji dersi bitkileri, hayvanları ve bütün canlı varlıkları konu alır. Uzay bilimi ise yıldızlardan, fizik-kimya tabiattaki kanunlardan, elementlerden bahseder.

Neticede bunların hepsi, Allah’ın sonsuz ilmini, iradesini ve kudretini gösteren eserlerdir. Bir eser ise, ustasız olamaz. Kâinat Allah’ın kudret kalemiyle yazılmış büyük bir kitaptır. Yeryüzü ise, onun bir sahifesidir. Bütün bilimler de, bu kitabın manalarını okuyup anlamaya çalışıp çabalarlar. Onun için bir bilim adamı olan Nobel ödülü sahibi Pakistanlı fizikçi Abdüsselam, fen bilimleri ile ilgili çalışmaları: “Allahın sanatlarını anlama gayreti” diye ifade eder.

Astronomi Alimlerinden Edward Young ise; “İnanmayan astronom delidir.” Diye hükmetmiştir. Meşhur bilim adamı Newton: “Hiçbir şeye lüzum yok, bir baş parmak bile Allah’ın varlığını ıspata yeter.” Diyor ve ilave ediyor: “Allah’a inanmaksızın kâinatın nizamı izah edilemez.” Yine Bediüzzaman’ın tabiri ile mülhem keşşaflardan Pasteur: “Kâinata, zerre nakş edilen bu harika bilgi ancak Allah’ın nihayetsiz ilim ve kudretiyle olabilir. Marifet bahrine daldıkça imanım kemale eriyor.” Demektedir. Galilei ise beyanında: “Kâinat matematik dille ve geometri yazısıyla telif edilmiş bir kitaptan farksızdır.” Diyor .

Bediüzzaman Hazretleri de kendisini ziyarete gelen lise talebelerinin;

Bize Hâlikımızı tanıttır, muallimlerimiz Allah’tan bahsetmiyorlar’ şeklindeki suallerine cevaben:

Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusiyle mütemadiyen Allah’tan bahsedip Hâlikı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz…

Nasıl ki mükemmel bir eczahane ki, her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla alınmış hayattar macunlar ve tiryaklar var; şüphesiz gayet maharetli ve kimyager ve hakîm bir eczacıyı gösterir. Öyle de, Küre-i Arz eczanesinde bulunan dörtyüzbin çeşit nebatat ve hayvanat kavanozlarındaki ziyahat macunlar ve tiryaklar cihetiyle, bu çarşıdaki eczahaneden ne derece ziyade mükemmel ve büyük olması nisbetinde- okuduğunuz fenn-i tıp mikyasiyle- Küre-i Arz eczahane-i kübrasının eczacısı olan Hakîm-i Zülcelâl-i hatta kör gözlere de gösterir, tanıttırır.
Bediüzzaman bu gibi başka misalleri de verdikten sonra konuyu şu şekilde bağlamaktadır:

“İşte bu fenlere kıyasen, yüzer fünundan herbir fen, geniş mikyasiyle ve hususî aynasiyle ve dûrbinli gözüyle ve ibretli nazariyle bu kâinatın Hâlik-i Zülcelâlini esmasiyle bildirir. Sıfâtını, kemâlâtını tanıttırır.” Bunun üzerine bu dersi dinleyen liseli gençler: “Hadsiz şükür olsun Rabbimize ki; tam kudsi ve ayn-ı hakikat bir ders aldık. Allah senden razı olsun.’ Demişlerdir.!

İşte çocukların ve gençlerin eğitiminde eğitimciye düşen görev, onların hem kalblerine, hem akıllarına ve hem de ruhlarına hitap edecek tarzda bilgiler vermektir.

Eğitimde sadece akıl dikkate alınırsa, genç nesiller şüpheci, isyankâr ve anarşist olurlar. Yalnız kalp nazara alınırsa, o zaman da mutaassıp olurlar. Bu dengenin dikkate alınmasına ihtiyaç vardır. Hem din ve hem de fen sahasında mütahassıs şahısların yetişmesiyle, bilgili ve faziletli bir millet vücuda gelecektir. İnsanlığı mesut edecek bir medeniyet bu şekilde doğacaktır. Konu ile ilgili olarak Risale-i Nurlar’da şöyle denmektedir:

Bir miletin gençliği, ne zaman Kur’an ve ondan lem’an eden ilimlerle teçhiz ve tahkim edilmiş ise, o vakit o millet terakki ve teali etmeye başlamıştır.

Bunun için çocukların ve gençlerin iman ve İslamiyet ihtiyaçıyla yanan ruhlarını, Kur’an tefsiri Risale-i Nur’un feyizleri ve nurlarıyla doldurmalıdır. Böylelikle, tahkiki bir imana sahip olacak gençlik, Allah’ını, peygamberini, vatanını ve milletini sevecek, o millet birlik ve beraberlik içerisinde hem maddî ve hem de manevî olarak yükselecektir.

Sende yorum yazabilirsin