Cüz-Cüzi, Küll-Külli, Harama Bakmak

İnsan denildiği zaman bütün bir insanlık âlemi hatıra gelir. Bu topluluktan birisine insan denilmesi diğerine de denilmesine mâni değil. Yani bu küllî mânâ, ortaklığı men etmez. Ama cüzî, ortaklığı men eder; ismi Hasan olan birisine Osman diyemezsiniz. Hasan da Osman da ortaklığı kabul etmeyen müstakil isimlerdir.

Şu cümle dikkatle incelendiğinde küllînin ıstılah mânâsı çok daha iyi anlaşılıyor:

“Şu kâinatta, şu görünen tasarrufat ve ef’âl ile hükmeden Sâni’-i Kadîr’in kudretine nisbeten, en büyük küll en küçük cüz’ kadar kolay gelir. Efratça kesretli bir küllînin icadı, bir tek cüz’înin icadı kadar sühuletlidir. Ve en âdi bir cüz’îde, en yüksek bir kıymet-i san’at gösterilebilir.” (Sözler)

En büyük küll olarak bütün bir kâinatı, en küçük cüz olarak ise bir atomu alabiliriz. İkisinin yaratılışı arasında İlâhî kudret için bir kolaylık, yahut zorluk söz konusu değil.

“Efratça kesretli bir küllî,” ifadesi üzerinde önemle durmak gerekiyor. Demek ki, küllînin fertleri var. Küllün ise fertleri değil parçaları, kısımları vardır.

İnsan dediğimiz zaman bütün insanları içine alan küllî bir mânâ hatıra gelir. Her bir insan bu küllînin bir ferdidir. Bu ifadeye göre bütün insanların yaratılmasıyla bir insanın yaratılması arasında fark olmadığı anlaşılır. Nitekim Kur’an şöyle der:

“Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz, tek bir kişinin yaratılması ve diriltilmesi gibidir.” (Lokman Suresi, 31/2)

Aynı mânâyı diğer küllî ve cüzîlere de tatbik edebiliriz. Bütün çiçeklerle bir çiçeğin, bütün yıldızlarla bir yıldızın, bütün atomlarla bir atomun yaratılışı arasında fark yok.

Küllî, bir cins, bir topluluk, bir şahs-ı manevî; cüzî ise o küllînin bir ferdidir. Küllî ile cüzî aynı isimle anılırlar, ama küll ile cüze aynı isim verilmez. İnsan küllî bir mânâ, bir tek insana da insan diyoruz. Ama tek bir insanı bir küll olarak düşündüğümüzde onun, meselâ, koluna insan diyemiyoruz; bir ağacın yaprağına yahut dalına ağaç diyemediğimiz gibi.

Bir küllün parçaları yahut küllînin fertleri ayrı İlâhlara isnat edilemez. Parçayı kim yaratmışsa bütünü de o yaratmıştır; fert kimin mahlûku ise nevi de onun mahlûkudur.

Nur Külliyatı’nın bazı cümlelerinde küllî ile küllün, yahut cüzî ile cüz’ün birlikte kullanıldığını görürüz. İlk bakışta aralarında bir fark yok gibi gelir. Ama kanaatimizce bunları tariflerine uygun olarak değerlendirdiğimizde bazı farkların mevcut olduğu anlaşılır.

Bir misâl:

“Evet ey insan! Sen, nebatî cismaniyetin cihetiyle ve hayvanî nefsin itibarîyle; sağir bir cüz, hakir bir cüz’î, fakir bir mahlûk, zaîf bir hayvansın ki; bütün dehşetli mevcudat-ı seyyalenin dalgaları içinde çalkanıp gidiyorsun.” (Sözler)

 

Harama Bakmak, Sure

“Mü’minlere söyle gözlerini sakınsınlar.”(1)

Mü’min kadınlara da söyle gözlerini (yere) indirsinler (erkeklere bakmasınlar), namuslarını korusunlar.”(2)

Burada yüce Allah’ın kadınlara özel olarak hitap etmesi te’kid içindir. Çünkü “Mü’minler’e söyle” sözü yeterlidir. Bu kelime âm (genel) bir lafız olup kadın-erkek bütün mü’minleri kapsar.”(3)

“Ben ve Meymûne ikimiz birlikte Rasulullah (sav)’in yanındaydık. Yaşlı, âmâ (gözleri görmeyen) bir ihtiyar olan Abdulah ibni Ümmi Mektum bize doğru yöneldi. Bunun üzerine Rasulullah (sav) bize:

“Kalkın ve hicaplanın (örtünüze bürünün)” dedi. Ben dedim ki:

“Ey Allah’ın Rasulü, o bizi görmeyen ve bizi tanımayan bir âmâ değil mi?” Rasululah (sav):

“O âmâ, peki yâ ikiniz? Sizler onu görüyor değil misiniz?” buyurdu (4)

“Peygamber (sav) bir gün Hz. Ali (r.a.) a şöyle dedi:

“Ey Ali muhakkak ki cennette senin için bir köşk vardır. Bir bakışa ikincisini ekleme. Birincisi senin için mubahtır. Fakat başkaca bakma hakkın yoktur.” (5)

“Rasulullah (sav)’e ansızın bakış nedir, diye sordum. Bana dedi ki:

“Bakışını çevir.”  yani ikinci kez bakma. Çünkü fitne ve şehvetten emin olamazsın. (6)

Rabbim bizleri iffet ve takva sahibi salih kullardan eylesin… (Amin

Selam ve Dualar ile…

Hatice BAŞKAN

 www.NurNet.org

(1)    Nur, 31

(2)    Nur, 31

(3)    Kurtubi, Tefsir, XII/226; El-âmiri. a.g.e. 262 (dipnottan)

(4)    Ebu Dâvud, Sünen, Libas, 4112; Tirmizi, Edeb, 1778; Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI/296

(5)    Tirmizi, Edeb, 2777; Ebu Dâvud, Nikâh, 2149; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V/353, 357; Deylemî, Müsned, 8312

(6)    El-Âmiri, a.g.e. 266

Sende yorum yazabilirsin