Değişim ve Güvenlik Alanımız

Yeni bir bilgiyi genellikle bunu iyi zamanlarda kullanmak gibi bir meyille karşılıyoruz. İyi vakitlerde çocuğumuzla iletişim biçimimiz, eşimize söylediklerimiz genelde bu bilgiler üzerinedir ve muhataplar sorun yaşamazlar. Ama mesele kriz anı olduğunda, pek çok kimse için okudukları bir işe yaramaz ve eski kalıplarla davranmaya devam ederler.

Değişimin önündeki engellerden biri de budur zaten. Bilmediğimizden değil, bir türlü kriz anlarında bildiklerimizi hayata geçiremediğimizden bu kısır döngüyü yaşamaya devam ederiz.

İnsanın en temel duygusu güvendir. Bir davranışımız, sonuçları istediğimiz gibi gitmese de süreci ve sonucu itibariyle güvenlik alanımızda sıkıntı oluşturmadığından o eylemi yapmaya devam ederiz. Yeni öğrendiğimiz bilginin zihnimizde oluşturduğu bir güvenlik alanı olmadığı içinde, kaygılandığımız için ya problemden kaçar ya da saldırgan biri oluruz. -Bilmek ve uygulamak arasında uzun bir yol var ve o yüzden bunca seminere, kitaba rağmen değişemiyoruz.

Halbuki, beynin yeni bir bilgiyi güvenlikli bulması için, o eylemle sıkça muhatap olması ve artık o eylemi kendine ait kılması gerekir. Diyelim ki, öfke kontrolünde zorlanan biriyiz ve bildiğimiz her öğreti bize öfkenin zararlı olduğundan bahsediyor. Biz de sakin zamanlarda, kendimizi kaybetmenin doğru olmadığını biliriz. Bunca bilgiye rağmen hala öfkeli biri olmak, ve “ ben böyleyim” kolaycılığına kaçmak işte bu güvenlik alanımızın bizde oluşturduğu etkidir. Biri saldırmak ( Sonucunda dediğiniz olur) biri kaçma( Değişmeniz gerekmez) halidir. Halbuki, öfkeli anlarda yapılan yanlış davranışı, o an telafi etmeye başladığınızda, o an o davranışı düzelttiğinizde, bilinçaltınıza da bu eylemin artık tanıdık olduğu mesajını vermeye başlarsınız ve değişime dair yolculuk başlar.

Anneler içinde bu böyledir. Çocuğuna bağıran, şiddet uygulayan bir anne, tüm bunların yanlış olduğunu biliyor olsa da, bildiği ve dolayısıyla kendini güvenli hissettiği yöntem bu olduğu için  davranışlarını devam ettirir. (Bağırdığında çocuğu sözünü dinler mesela) Çünkü sonucu istediği gibidir. Eğer bu alanı , kendi savunma alanı yapmaktan vazgeçerse, yaptığı yanlış davranışı o an değiştirirseartık yavaş yavaş değişimin başlangıcı için tohumlarını atmış demektir.

Evlilik ilişkilerinde de durum bundan farklı değildir. Hepimiz kendimiz için güvenli alan sınırları içinde davranır ve kriz anlarını böyle götürmeye çalışırız.

Harwil Henrix “ Hakettiğiniz Aşkı Yaşayın” kitabında eş seçimimizin bu güvenlik alanından beslendiğinden bahseder. Bu sebeple annemize ya da babamıza benzeyen eşler seçiyoruz kitaba göre. Bir eylem, bizi rahatsız etse de, yanlış bulsak da, bildiğimiz en iyi yöntem olduğu için o çarktan çıkmamak için, bu tercihi yapıyoru yani.

Bu sebeple, anlam veremeyiz şiddete rağmen devam eden evlilikleri, hep aynı sorunda debelenenleri, çocuğuna onca kitap okumasına rağmen şiddet uygulamaya devam edenleri. Mesele yüzleşmek yani.  Bunun da derin bir farkındalık istediği muhakkak.

Fark etmenin, değişmenin ve güvenlik alanımız için yeni bir bilgiyi normalleştirmenin hemen gerçekleşmeyen bir süreç olduğu muhakkak. En az altı hafta gerekiyor yeni bir davranışı kazanmamız için.

“ Neden karşımdaki değişmiyor?”, “ Onca şeye neden değişemiyorum?” diye düşünenler varsa, bunun alışılmış ve sonucu bilinen eylemlerimizden kaynaklandığını söylemeliyim.

Ancak özgür ruhlar değişime açıktır, değişimle gelecek bedelleri göze alır, güzelliklerin tadını çıkarır velhasıl.

Tuğba Akbey İnan – cocukaile.net

Sende yorum yazabilirsin