Dimağda iz’an mertebesi…

Dimağda iz’an mertebesi…kainat

 

Dimağın beşinci mertebesi iz’andır.

İz’an; akıl ve kalbin bir şeyin doğruluğu hakkında mutabık olmasıdır. O mutabakatı akıl kabul eder, kalb de o kabulü tasdik eder. Bu mertebede kişi yanlıştan kaçmaya ve doğru olanı yapmaya çalışır. Bu hâl “akıl fakültesinde değil, kalb ve gönül dünyasında gerçekleşir ve “iz’an” kelimesiyle ifade edilir. Kalben gönülden benimseme, iman etme, kabul anlamına gelen iz’an; mücerret bilgiden ziyade hissî algılamayla veya duygularla işlenmiş bilgiyle ortaya çıkar. İz’anın oluşmasında bilgiden ziyade duygular ve sezgiler ön plândadır. Gönülden his ağırlıklı bir kabul ve benimseme olan imanın yeri, bu yüzden akıl değil, kalbdir.”1

Dimağın iz’an mertebesinde imtisal (emre uyma, itâat etme) hâleti vuku bulur. İz’an; basîret, anlayış ve teslim olup itâat etmek mânâlarına geliyor. Bir şeyin hakikatine, hakkaniyetine ve doğruluğuna kalp ve akıl ile beraber karar vermek bu makamda meydana gelir. Bazen kalb bilir akıl bilemez, bazen de akıl bilir kalp karar veremez. İz’an da ise hem akıl, hem de kalb şuur ve idrak içerisindedir. İz’an akla kalbden aktarılan efkâra kalbten destek alınmasıdır, böylece iz’an sür’atli bir intikal hâlidir. Kalb bütünlüğünün ve kalbin destek verdiği sürecin başıdır. Tasdikde niyet, iz’anda ise bu niyete meyletmek vardır. İz’an meyil şeklinde kendini gösterir. Dimağdaki fikir bu mertebede artık o kişi için bir anlayıştır. Bu fikre o kişi artık sahip çıkar, benimser ve de tasdik eder. Zihin ile hariç arasında bir nev’i muamele olan iz’an ise, iki taraf ortasında bir münasebet-i tamme gibidir ki, nefsin inkıyadını lüzumlu kılar. Bu noktadan dolayı denilebilir ki; “İman, mantıkî tasdikten terekküb eder.” “Hem iz’anın mahkûm-u aleyhi yani (hakkında hükme varılan bir şeyi) tasavvur etmesi lüzumlu bir iştir.”2 Böylece iz’an vicdânî bir yakînidir. Öyleyse “İlimde iz’an-ı kalb olmazsa cehildir.”3 Tasdik ve iz’an bir mizana tâbidirler. Bundan dolayıdır ki tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür tasdik ve iz’an değiller.

Bu hakikate binâen “iman hem tasdik, hem iz’an, hem iltizam, hem teslim, hem mânevî imtisaldir.”4 Neticede hakka iz’an ve hakikati tasdikte ittifak esastır. Teshir-i akıl ve iz’an biaynilyakîn bir hükümdür. “Ve o insanın vazife-i fıtratı ve fariza-i zimmeti, mârifetullah ve iman-ı billâhtır ve iz’an ve yakîn ile vücudunu ve vahdetini tasdik etmektir.”5 “Ve tevhid-i hakiki öyle bir hüküm ve tasdik ve iz’an ve kabuldür ki, her bir şeyle Rabbini bulabilir.”6

Hads-i kalbînin ve iz’ân-ı aklînin pek çok menbaları vardır. İz’an-ı yakînî bürhan-ı kat’înin talebine muhtaçtır. Çünkü ”tahayyül, tevehhüm, tasavvur, tefekkür; tasdik-i aklîden, iz’an-ı kalbîden ayrıdırlar, başkadırlar.”7 “Zira îmân, tasdîkle beraber hem iz’ândır, iz’ân ile beraber teslîm ve iltizâmdır.”8 “Bil ey kardeş! Sen her şeyi Cenâb-ı Hak’tan bildiğin ve ona göre iz’an ve yakîn getirdiğin zaman, elbette lâzım gelir ki; onun verdiği sürurlu olsun, zararlı olsun bütün hallere razı olasın.”9 Amma mü’mine-i arife olan nefis ise, her şeyi iman ve iz’an ile isbatlı olarak Allah’a verir.10 “Kâinatın gidişatında teemmül eden bir kimse, hadsî bir iz’an ile; fâiliyet ve te’sir, latif ve nuranîlerin ve maddeden mücerredlerin şe’ni olduğunu bilecek… Fakat infial, kabiliyet ve teessür ise, maddî ve kesif ve cismanî şeylerin işi olduğuna yakîn hasıl edecektir.”11

Dipnot:

1- http://hikmet.net/tag/taakkul/

2- Talikat’tan bazı parçalar

3- Mektubat (Hakikat Çekirdekleri), 2013, s. 798.

4- Eski Said Dönemi Eserleri, 2013, s. 631.

5- Şuâlar, 2013, s. 172.

6- Şuâlar, 2013, s. 255.

7 -Nurun İlk Kapısı, 2000, s. 129.

8- Eski Said Dönemi Eserleri, 2013, s. 769.

9 -Mesnevî-i Nuriye (Trc: Abdülkadir), Şule.

10- Mesnevî-i Nuriye (Trc: Abdülkadir), Şemme.

11- Mesnevî-i Nuriye (Trc: Abdülkadir), Habbe-    nin Zeylinin Zeyli.

 

Abdülbakî ÇİMİÇ

Sende yorum yazabilirsin