Dimağın son mertebesi “itikad”

Dimağın son mertebesi “itikad” olarak bilinir. İtikat mertebesinde insan bildiği bir şeyi yapmaya inanır.

Kendisini ona adar ve onun için mücadele etmeye başlar. Hatta bu konuda hayatını feda etmek derecesine gelir. “Öldürseniz bundan vazgeçmem ve geçemem!” der. İşte bu itikad mertebesidir. Bu mertebede iman kemale ermiş ve kişi “İman-ı Kâmil!”makamına çıkmış olur. İtikad mertebesinde insan “hukuk-i diniye ve dünyevîyesi için canını feda eder; meşrû olmayan şeylere karışmaz.”1  Ayrıca “hakkı hak bilir, imtisal eder; batılı batıl bilir, içtinab eder.”2 Böylece “Her hâlde, beşerin bu umumî itikadı, mebadi-i zaruriyeden neş’et eden ve müşahedat-ı vakıadan hâsıl olan ve muhtelif emarelerden tevellüt eden hadsî bir hükmün neticesidir.”3

İtikad mertebesinden salâbet  doğar.4 İtikad, bir şeyi kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmek demektir. Artık bu aşamada fikirler ve düşünceler düşünce ve fikir değil, inanç meselesi haline gelmiştir. Bu inancın da çok mertebe ve makamları vardır. Düşünce fabrikasının mahsul ve ürün verme merhalesi denilebilir. Salâbet-i diniye ve imaniye hiçbir zaman enaniyet ve benlik olamaz. Çünkü “Enâniyeti terk etmeyen, salâbet-i diniyeyi ve kısmen de dinini terk eder.”5  Salâbet-i diniye ve imaniye, bütün Müslümanlar için şâyân-ı misal olan yüksek bir seciyedir. Bundan dolayıdır ki Müslümanlar salâbet-i imaniyelerinin ve ihlâslarının ayinedarlığını bizzat îfa ederler. Müslümanların maddî ve mânevî terakkileri “dinin evâmir-i kudsiyesiyle ve takvâ ve salâbet-i diniye ile olur.”6

“Evet, İslâmiyetin şe’ni metanet, sebat, iltizam-ı hak olan salâbet-i diniyedir. Yoksa cehilden, adem-i muhakemeden neş’et eden taassup değildir.”7 “Dindeki salâbet ise; takva, hakta sebat etme ve ahlâkta metanet göstermektir.”8 Çünkü, her şeyden evvel Müslümandırlar, hem de salâbet-i diniyeyi taassub derecesine îsal eden hakikî Müslümanlar”dır9. “İman, mantıkî tasdikten terekküb eder.”10

Eğer denilse: İman kendi lâzımı ile birlikte mantıkî tasdikten ibaret olduğu halde, yine de onunla mükellef kılınmış. Halbuki mükellef olan şey ise, ihtiyarî bir fiildir. Bununla beraber imandaki lüzum, zarurî; onu tasdik etmek ise infiâlîdir. Yani fiile geçme durumudur?

Cevap: Teklif ise, mukaddematın tertibiyledir. (Yani meselâ evvelen iman, sonra tevhid, sonra teslim vesaire gibi…)11 Bunu teyiden “Demek, iman tevhidi, tevhit teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder.”12

Bediüzzaman Hazretleri küfrün mahiyetinde bulunan ilim, yakîn, itikad, tasdik ve iz’an hallerini şöyle izah etmiştir.” Küfür, iki kısımdır. Bir kısmı, bilmediği için inkâr eder. İkincisi, bildiği hâlde inkâr eder. Bu da birkaç şubedir: Birincisi, bilir, lâkin kabul etmez. İkincisi, yakîni var, lâkin itikadı yoktur. Üçüncüsü, tasdiki var, lâkin vicdânî iz’anı yoktur.”13 Ayrıca itikad-ı küfriye, iki kısımdır:

Birisi: Hakaik-i İslâmiyeye bakmıyor. Kendine mahsus yanlış bir tasdik ve bâtıl bir itikad ve hatâ bir kabuldür ve zâlim bir hükümdür. Bu kısım bahsimizden hariçtir. O bize karışmaz, biz de ona karışmayız.

İkincisi: Hakaik-i imaniyeye karşı çıkar, muaraza eder. Bu dahi iki kısımdır: Birisi: Adem-i kabuldür. Yalnız, ispatı tasdik etmemektir. Bu ise bir cehildir; bir hükümsüzlüktür ve kolaydır. Bu da bahsimizden hariçtir. İkincisi: Kabul-ü ademdir. Kalben, ademini tasdik etmektir. Bu kısım ise bir hükümdür, bir itikaddır, bir iltizamdır. Hem iltizamı için nefyini ispat etmeye mecburdur.14

Fikir itikad mertebesine ulaşırsa kemalâta ermiş olur ve salâbete kavuşmuştur. Hem de iman hem tasdik, hem iz’an, hem iltizam, hem teslim, hem mânevî imtisaldir. Mü’mine-i arife olan nefis ise, herşeyi iman ve iz’an ile isbatlı olarak Allah’a verir. Risale-i Nur hakikatleri bu salâbet-i îmâniye mertebesini taşır. Onun için hakikat mesleğine lâyıktır. Risale-i Nur mesleği hakikat mesleği, talebeleri de salâbet-i îmâniyeye kavuşmuş olur. Bu sebepledir ki en tesirli, hatasız, selâmetli yol da bu zamanda Risale-i Nur yoludur.

Dipnotlar:

1- İşârâtü’l-İ’câz, 2013, s. 46.

2- İşârâtü’l-İ’câz, 2013, s. 46.

3- İşârâtü’l-İ’câz, 2013, s. 407.

4- Metanet, dayanma, sağlamlık, mukaddesatı korumak hususunda cesaret, metanet ve sebat gibi sıfatlarla muttasıf olmak.

5- Mektubat, 2013, s. 739.

6- Lem’alar, 2013, s. 305.

7- Eski Said Dönemi Eserleri (Münâzarât), 2013, s. 294.

8- Eski Said Dönemi Eserleri (Hutbe-i Şamiye).

9- Eski Said Dönemi Eserleri (Makalat), 2013, s. 109.

10- Talikat’tan.

11- Talikat’tan.

12- Sözler, 2013, s. 501.

13- İşârâtü’l-İ’câz, 2013, s. 112.

14- Şuâlar, 2013, s. 175-176.

Abdülbakî ÇİMİÇ

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin