Dört İsim

“Sâni-i Zülcelâl, hem evveldir, hem âhir, hem zâhirdir, hem bâtın.” Mesnevî-i Nuriye

Kur’an-ı Kerim’de Esma-i Hüsna’dan Evvel ve Âhir, Zâhir ve Bâtın isimleri birlikte beyan edilir.

Evvel ismi bize ezeliyet dersi verirken, Âhir ismi nazarımızı ebediyete çevirir ve sonunda O’na rücu edeceğimizi ihtar eder. Zâhir isminden, şu kâinatı yaratan zâtın varlığı şu âlemden daha açık ve seçik olarak aklımıza görünürken, Bâtın isminden O’nun kudsî mahiyetini anlamaktan âciz olduğumuzu ders alırız.

“O herşeyden sezilen Zâhir, hiçbir şeyle bilinmez Bâtın’dır.” Hak Dini Kur’an Dili

Bu âlemde yaratılan her varlığın bir evveli vardır. Zira, mahlûk hâdistir, yâni sonradan ihdas edilmiş, yaratılmıştır. Ve yine her varlığın bir âhiri vardır. Zira mahlûk fânidir. Öyle ise, bütün evvel ve âhir âlemlerini birden nazara aldığımızda, şu âlemin bu iki ismin tecellileriyle âdetâ kaynaştığını görürüz.

Zâhir ve Bâtın isimleri de öyle.

Nur Külliyatından Asa-yı Musa’da bu dört ismin tecellileri harika bir şekilde izah edilir. Bütün çekirdeklerin Evvel ismine, bütün meyvelerin Âhir ismine, bitkilerin elbise hükmündeki dış vechelerinin Zâhir ismine, birer fabrika mahiyetindeki iç âlemlerinin ise Bâtın ismine âyine oldukları ders verilir. Bu güzel misali yaygınlaştırabilir ve tefekkürümüzü genişletebiliriz. O zaman görürüz ki, mahlûkatta bu dört isim birlikte tecelli ediyorlar.

Her insan güneş sisteminin bâtınında, yer küresinin zâhirinde, dedesinden âhir, torunundan evveldir. Kâinat da bizim gibi. O da

Evvel, Âhir, Zâhir ve Bâtın olan Allah, bâtınlarda nice varlıkları bâtınlarıyla birlikte yaratıyor ve daha sonra onları zâhire çıkarıyor. Hepimizi nufte denilen bir evvel üzerinde inşâ etti. Bu ameliye annemizin batınında icrâ edildi. Ve bizim batınımızda kalp, ciğer, damar, sinir gibi nice organlar ve sistemler yerleştirdi. Sonunda o bâtından bu dünyanın zâhirine çıkardı. O anda kendimizi kâinatın batınında bulduk.Nur-u Muhammed’in âhirinde, arşın batınında, âhiretin evvelindedir.

Önümüzde bir bâtın daha var: Kabir. Oraya girdiğimizde bu bedenimiz nuftenin de evveline yâni elementlere inkılâb edecek. Derken mahşer ile zâhire çıkıp, inşaallah oradan Cennet’e, o eşsiz bâtına gireceğiz.

Not defterimden engin mânâlı bir vecize, kaydetmeden geçemeyeceğim:

Beden halk âlemine, ruh ise emir âlemine misâl. O cihetsiz ruh, bedeni her cihetle kaplamış; her köşesinde tasarruf etmekte. Ruhun bir sıfatı olan hayat, bedenin her hücresine girmiş…

Ruh evveldir, zira o var iken beden yoktu. Âhirdir, beden çürüyüp gitse de o varlığını devam ettirir. Zâhirdir, onun varlığı bedenin her noktasında kendini gösterir. Bâtındır, onun mahiyetini bilmek beşer idrakinin ötelerindedir.

Bu ruhun yaratıcısı olan Allah, elbette cihetten münezzehdir. O, hem Evvel’dir, hem Âhir, hem Zâhir’dir, hem Bâtın…

Prof. Dr. Alaaddin Başar

Sende yorum yazabilirsin