Dr. Sadullah Nutku’yla İlgili Hatıralar..

PEK MUHTEREM MERHUM  VE MAĞFUR DOKTOR SÂDULLAH NUKTU AĞABEYDEN BİRAZ BAHSEDEĞİM

Bu mübarek zatla aramızda bazı hatıraları bahsetmeden önce: Beynelmilel bir da’va olan NUR davasının temeli nasıl atıldı? Sorusunun cevabını araştırmaya gayret edeceğiz.

Bu hak da’vanın yürümesi için hiç tahmin edilmeyen kimseler bile, sürgün ve hapishaneyi göze alarak, yani ne pahasına olursa olsun “Fıtrat fıtri olmayan şeyi red eder” kaidesi gereğince günahlardan korunma gayretini taşıyanlara, Allahın avnu inasyeti yetişip onların mantık ve vicdanlarını bencillikten kurtarıp Hak dava olan Nurculuk davası âleme yayılmasında az da olsa yardımda bulunup, insanlığa iman hakikatlerini yayma davasına ciddi sahip çıkmayı Rabbim onları sevk etti.

Üstadın birinci talebesi olabilen Merhum Hulusi ağabeyden başlayarak, Risale-i Nurların yazılmasında hisse alan Merhum Şamlı Hafız Tevfik ağabey, Merhum Hüsref ağabey, onları takip eden, Merhum Zübeyir Gündüzalp ağabey, Merhum Yahşi Şaban ağabey, Merhum Ali İhsan Tola ağabey; Mustafa Sungur ağabey, Abdullah Yeğin ağabey, Ahmed Aytimur ağabey, Hüsnü Bayram ağabey, Badıllı ağabey, Mehmed Fırınci ağabeyler ve isimlerini sayamadığım daha birçok ağabeyler, tarif edilemeyecek fedakârlıkları yaparak, Nur hizmetleri dünyanın dört tarafına yayılmasına sebep oldular. Hatta sav köyünün iki hacı ve bir hocası hariç bütün köy Risalei Nurları teksir etmeye gayrette bulunmuşlardı.

Bugün Risale-i Nur camaatinin dışında hangi cemaatte Nur hizmetine kendini feda eder gençler gibi vakıf gençlerin eşlerini bulabilirsiniz. Bu mübareklerin sayısı binden fazladır. Yut içinde ve yurt dışında bir dershaneye kapanıp insanların bilhassa laik okullarda imansız bırakılan gençlerin imanlarını kurtarmak gayreti ile, o gençlerin imanlarını tehlikeden kurtarıp onların kalplerine imanı aşılamak için orada, yani dershanelerde sabrederek gençlerin kafalarından şüpheleri silmek için beklerler. Arkadaşları gayri meşru yollarda gece gün koşarken, bu mübarekler harama değil meşru hakları olan evlenmeyi bile ya tamamen terk, veya ne kadar geçe braksalarsa kâr bilerek hedeflerine ulaşmak için devam ederler (Allahıma bin şükür Nurullah isminde benim de bir oğlum 18 sene dershanelerde hizmet etti).

Öteki cemaatlerden çok kimse Ashabı Suffayı ve Peygamberimizin a.s.m.”İnsanların hayırlısı insanlara hayrı dokunandır” Hadisi şerifini unutarak, (nasıl olur evlenmemek) Peygamberimiz a.s.m. evlenmeyi emretmiştir gibi sözlerle tenkide yöneliyorlar. Okullardan gelen dinsizlikten korunmak için evlatlarını okula göndermeyerek, bazıları, imam hatipten çıkan imamlara bile imam hatap yani (odun hoca) diyerek, dinden olmamak için okul düşmanlıği ile hayatlarını devam ettiler. Bir derece haklı olarak, Dinsiz kalmak daha kötü. Çünkü Risale-i Nurlar tam yayılıncaya kadar 1970 şe akar açıkça namaz kılan ilk okul öğretmenini göremezdiniz. Elhamdülililah o putları Risale-i Nurlarla ve Nura talebe olan talebelerin Gayreti ile bugün Çok Profesör Doktorlar takva sahibi olup tadili erkânla namazlarını çekinmeden kılıyorlar. İtiraz eden entel tabayada Nurdan aldıkları kuvvetle mukni cevap verebiliyorlar.

Bu fakir her nekadar evladı fatihandan biriyim ama Türkiye’mizde din aleyhine yapılan inkilaplardan ötürü oranın lideri Yugoslavya lideri Tito ile Adnan Menderesin anlaşmalarıyla Türkler Türkiyeye gelebilir. Bu anlaşmadan sonra Türkiyeye 1952-60 arasında Türkler. Arnavut, Boşnak ve Pomaklarda Türk olmak için nüfus dairesinde memura rüşvet verip o tarihlerde 2,5 000.000 nüfüs Türkiye’ye göç etti .

Bu fakir her nekadar evladı fatihandan biriyim ama Türkiye’mizde din aleyhine yapılan inkilaplardan ötürü 1959 de bize Risale-i Nur eserleri geldikten sonra karar değişti ve 2 defa bu eserleri ve Nur cemaatını görmeye geldikten sonra ancak 1970 te bugünkü parayla 15.000 lirayla benden başka çalışanım olmadıği halde 8 nüfusu bir minibuse atıp geldim.

O zaman Nurcuların gazatesi olan Yeni Asyanın neşriyat binasına gittim ve Dr. Sadullah ağabeyin muayenehanesi gazete binasında olduğu için oraya giderdim Dr. Merhum Sâdullah ağabeyle orada görüşürdüm.

Çok takva sahibi Sadik Nur talebesi Merhum ve magfur Dr. Sâdullah Nuktu Ağebeyden Birkaç hatırayı nakletmeğe başlıyorum:

1- Geldiğim zaman şimdi bulunduğum K. Çekmecede suyu, elektriği, yolu olmayan çayır gibi bir yerde bir evcez yapabildim, evin altı döşemesiz olduğu için 2 yaşında olan Fahrettin oğlum üşüyüp öksürmeye başladı. Dispansere götürdüm bir hanım doktora muayene ettirdim ilaç yazdı ilaçları içti öksürük aynı devam ediyor, tekrar götürdüm gene ilaç yazdı, çocuk ilaçları içtiği halde üksürük kesilmedi. Broşit olacak korkusu ile çocuğu kucağıma aldım trenle Dr. Sâdullah ağabeye gittim. Aldı baktı Buradaki doktorun yazdığı ayni ilaçları yazdı . Fakat reçetenin başında Arap harfleri ile “BİSMİLLAHİŞŞAFİ yazdı ve bana Şifa Allahtandır dedi” sordum borcum nekadar dedi 10 lira, sonra aklına geldi bana sen muhacirsin senden para alınmaz dedi ve para almadan beni uğurladı. Çocuğu eve getirdim çocuk ilacı 2 defa içti hastalıktan öksürükten eser kalmadı.

2- Bir gün gittim muayenesine, bana “kaç evladın var?” dedi. “4” dedim, büyüğü ne yapıyor ikincisi ne yapıyor teker teker sordu? Benim bir kızım var, Laik devletlerin okullarında manen bir şey vermedikleri için onu hiç bir gün okula göndermedim, onu ben okutarak 6 yaşındayken ona hatim ettirmiştim ve çok düzgün mahreç ve tecvit üzere hatasız Kur’an okuyordu. Korkutup bazen dövmek icap ettiği için babalar evlatlarını Hafız yapamazlar bu sebepten hafızlığa çalışırken ben onun derslerini dinleyemedim, evimden 1,5 k.m. uzak çok sevdiğim İbrahim Çetin isimli, Nur talebesi bir cami imamı hocaya 4 sene götür getir elhamdülil-lah Hafize oldu. Şimdi de Üniversite talebelerine Nur dersi verir.

Dr. Sâdullah ağabey evlatların ne yapıyor sorusuna? Kızım hafızlığa çelışiyor dedim. O bana,” Kardeşim! Risale-i Nur okumazsa emeğin boşa gider dedi, çünkü 1000 seneden beri birikmiş bugün önümüze çıkmış bir dalalet var ondan kurtulmak için yalınız Risale-i Nur eserlerinden istifade etmekle olur, çok hafızlar şarkıcı olmuş Sadettin Gökkaynak ta hafız ama şarkıcı olmuş ” dedi.

3- Gene bir gün muayene hanesine gittim çok fazla hastaları olmadığı için, Dava adamı olan Dr. Sâdullah Nuktu ağabey çok ciddi meselelerden bahsetti, bana ders verirdi biz konuşurken Ezan-ı Muhammedi okumaya başladı, bana camiye gidelim mi dedi. Gidelim Ağabey dedim. Nuru Osmaniye camisine gittik. Caminin kapısına geldik, bana sen gir ben şimdi gelirim dedi ben camiye girdim oturdum. Önümden sarıklı cübbeli biri geçti baktım ki Dr. Sâdullah ağabey. Ve yürüyor yavaş yavaş insanları rahatsız etmemeye dikkat ederken saflardan geçerek en ileride bir yer buldu oturdu. Sonradan öğrendim ki Dr. Sâdullah ağabey, alameti küfür olan şapkalının arkasında namaz kılmıyormuş.

4- Merhum Dr. Sâdullah ağabeyin evi Beşiktaş ta zemin katta imiş. Gazete binasından taşındıktan sonra, evinin bir odasını muayenehane yapmış, hastaları orada muayene ediyordu, bir gün bölük çağında kız kardeşim biraz rahatsız oldu, muayene ettirmek için Dr. Sadullah ağabeyden başkasına mı giderim dedim. Adresi öğrendim Beşiktaş’a gittim ve muayene etti. Kadınları muayene ederken elbisesini soymadan elbisesi üstüne kalp atışlarını dinledi ve kadınların yüzüne bakıp görmemek için kafasını yan tarafa çevirdi öyle kardeşimi muayene etti. Ettikten sonra kardeşimin yüzüne bakmadan kardeşime nasihat’e başladı. Ve dedi Kardeşim sen hasta değilsin asıl hasta sokakta tesettüre riayet etmeyip Allahın kanunlarına karşı gelenlerdir. Seni tebrik etmek lazım sen onlara uymamışsın, Allah’ın kanununa uyarak tesettüre bürünmüşsün Maşaallah dedi.

5- Merhum Dr. Sâdullah Nuktu ağabey hayatının son yıllarında Polislere Risale-i Nur dersi yaparken yakalanıp yanlış hatırlamıyorsam 3 ay hapis yattı. Hapishaneden çıktıktan sonra, Balıkesirli Dr. Mehmet Kardeş ile beraber Fatih semtinde bir muayenehane açmışlardı. O sıralarda epey hocalık yapan teyzemin beyi boğazından hasta olup sesi kesilmişti. Doktorların kararı onun o hastalıktan kurtulması için ses tellerini kesip nafes almasını boğazından değil boğazı altına bir hortum koyup, ancak öyle yaşabileceğini karar verirler. Ben ona çok acıdım ve dedim, gel bizim doktormuz Dr. Sâdullah ağabeye seni götüreyim. Götürdüm muayene etti ve enişteme bunu yiyeceksin bunu içeceksin , sigara dumanı olan yere girmeyeceksin dedi. Halbuki o çok sigara içerdi. Doktor ağabeye muayene ettiği hastası hoca olduğunu anlatınca, sevindi bir yarım saat kadar kendisine güzel bir nasihat etti. Daha önce dediğim gibi reçetenin başına Bismil-lahişşafi ile başlayarak ilaç yazdı. Ondan sonra benim eniştem Ağabeyin tavsiyelerine uyarak iyileşti boğazının ses tellerini kesmekten kurtuldu Elhamdülillah.

6- Bunuda Bir hoca efendiden işittiğimi nakledeyim 1960 li yıllarda Suudi Arabistan, Türkiye den gönüllü Doktor istemiş Dr. Sâdullah ağbey hemen yazılıp gitmiş. Oradayken tabii hac zamanı geliyor. Dr. ağabeyimiz hac ederken, tabii o zaman Beytullah ta Medine-i Münevverede deki cami de şimdi ki gibi gelişmiş vaziyette değil, Yani beton ve çini döşenmiş şeklinde değil. Beytullahın ve Medine-i Münevveredeki camiin dışında, her taraf kum. Dr Sâdullah ağabey kumlarda namaz kılarken buradan giden Türk hacıları Dr Sâdullah ağabeyi kumlarda namaz kıldığını görünce, ağabey namazda iken önüne bir seccade atıyorlar. Dr. Ağabey selam verdikten sonra. “Kardeşim ben seccadede namaz kılmaya gelmedim, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz hazretlerinin kıldıği kumlarda namaz kelmaya geldim” demiş. Ve hatırladığıma göre Fatih semtinde muayene hanesinden çıkıp ana yolun karşısına geçerken araba çarpmıştı ve ruhunu Rahmana Teslim etmişti. Cenaze namazında bulunmuştum Elhamdülillah ve Eyüp Sultan kabristanına defnettik.

İşte Öyle bir babanın bıraktığı oğlu olan, Prof Dr. Mustafa Nuktu Ağabeyimiz Nur talebelerinin kendisi ile iftihar edecekleri şahsiyettir. Allah onun neslini de babalarının ve dedelerinin izinde gitmelerini nasip ve müyesser kılsın. Bu yazıyı okuyanlardan Merhum ve mağfur Dr. Sâdullah ağabeyimize bir Fatiha okumalarını rica ederim.

Nurun kemter talebesi: Abdülkadir Haktanır

1 tane yorum yapılmış

  1. Prof.Dr.Mustafa NUTKU dedi ki:

    Bu yazı, ehl-i iman, şuurlu Müslüman ve kadir-kıymet bilmek vasfı taşıyan, 40 Yıl önce vefat etmiş olan babamın Risale-i Nur talebeliği ile ilgili ibretli hatıraları zihinlerinde tazeliğini muhafaza etmekte devam etmiş kişilerden birinin yazısı. Risale-i Nur talebesi ve onları Arnavutçaya çevirmekte çok hamiyetli ve gayretli muhterem Abdülkadir Haktanır kardeşimin bu yazısı için daha önce takdirkâr ifadelerle böyle bir yorum yazmış olsaydım, o yorumumu belki yazısının son kısmındaki benimle ilgili iltifatıyla ilişkilendirenler de olabilirdi. Risale-i Nurlar’a sadece onun yazıldığı Türkçe dilini bilenlerin değil, anadili çeşitli bütün insanların ve ana dili Arnavutça olanların da ihtiyacı olduğundan, Arnavutça dilinden başka dil bilmeyenlerin de bu eserlere ihtiyacını karşılayacak şekilde tercüme faaliyetleriyle, kâinattaki en yüksek hakikat olan İslâm imanını neşretmesinden dolayı, kendisini bu yazısı vesilesiyle tekrar tebrik ediyorum.

Sende yorum yazabilirsin