Gönül Kabı Nasıl Dolar?

“İyilik ederseniz, kendinize iyilik etmiş olursunuz. Şâyet kötülük ederseniz o da kendinizedir.” (İsra suresi; 7. Âyet-i Kerîme)

“Sabret. Çünkü Allah, iyilik yapan, iyi harekette bulunanların mükâfatını zâyi etmez.” (Hud suresi; 115. Âyet-i Kerîme )

Dervişe bir gün sormuşlar:

“Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?”

Derviş “Size farkı gösteriyim.” deyip, önce sevgiyi dilden kalbine indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi sofrada yerlerini almışlar. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar getirilmiş.

Derviş şöyle bir şart koymuş:

“Bu kaşıkların sapının ucundan tutup öyle yiyeceksiniz.”

“Peki” deyip çorbalarını içmeyi denemişler.

Fakat kaşıklar uzun geldiğinden sıcak çorbayı döküp saçmaktan hem kendilerini yakmışlar hem de ağızlarına bir damla bile götürememişler. En sonunda bakmışlar olacak gibi değil sofradan aç kalkmışlar.

Daha sonra derviş, bu defa sevgiyi gerçekten bilenleri yemeğe çağırmış. Onlara da aynı şartı dile getirmiş.

Her biri uzun kaşığını çorbaya daldırmış, sonra karşısındakine uzatarak çorbalarını içmişler. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve sofradan afiyetle, şükrederek kalkmışlar.

Derviş sevgiyi gerçekten yaşayanların farkını soranlara:

“Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim karşısındakini düşünür de doyurursa o da onun tarafından doyurulacaktır. Şüphesiz şunu da unutmayın. Hayat pazarında her zaman alan değil, veren kazançlıdır.”

Hikaye, dinimizin iyilik ve güzel ahlakla ilgili emirlerinin hikmetini güzel anlatıyor. Nefsimizi terbiye edip açgözlülükten kurtulur, başkalarını düşünürsek gönül kabımız da ahiret azığımız da o zaman dolacak. Yoksa bedenimiz doyarken gönlümüz hep aç kalacak.

Bekarlar kendilerini mutlu edecek eş adayını bekliyorlar, nişanlılar nişanlısından dertli, “beni mutlu etmiyor” diye, evlilerin gözü eşinin yaptıklarında ya da yapmadıklarında. Kimsenin kendini gördüğü yok. Erkekler “İyi bir kavvam olmak için ne yapmalıyım?” kadınlar ise “Saliha bir eş olmak için ne yapmalıyım?” sorularını kendilerine pek sormuyorlar.

Rabbimiz, bizi iyilik ettiğimizde mutlu olacak şekilde dizayn etmiş. Fakat maalesef son elli yıldan beri ortaya çıkan özgürlük salgını, bencillik mikrobu ile kitlelere bulaştırıldığı için elimizdeki kaşıklar uzadıkça uzadı, önümüzdeki yemekler çeşitlendikçe çeşitlendi; fakat genel bir açlık hali var. Tüm dünyada depresyon oranları yüzde yüz artarken mutluluk sonuçları da gittikçe aşağı düşüyor. Avrupa genelinde intihar oranları son on beş yılda iki kat artmış.

Eskiden insanlar bir odaya sığıp bir ömür geçirmişler; şimdi ise birkaç odalı evlere sığamıyorlar. Neredeyse her şey varken birkaç eksik yüzünden birbirlerini yiyorlar.

Sevmek en çok ihtiyacımız olan şey; fakat sevmekten çok sevilme derdindeyiz. Elbette sevilmeyi istemek de doğal fakat sevilmek için gayret göstermek gerek; fakat biz direktifler veriyoruz. Zorla ve cepren sevgi almaya çalışıyoruz. Oysa sevgiyi ancak iyilik ederek elde edebiliriz.

“İyilik de eşit değildir, kötülük de. Sen kötülüğü en güzel olan hareketle sav. O zaman görürsün ki seninle kendisi arasında bir düşmanlık olan kimse, sanki yakın/candan bir dost oluvermiştir.” (Fussilet suresi; 34. Âyet-i Kerîme)

Oysa bizler, kötülük edenlere iyilik yapıp sevgi oluşturmayı bırakın, bencilliğimiz ve iyilik beklentimiz yüzünden sevgiyi öldürüyoruz ve en sevdiklerimizle hasım oluyoruz. Büyük aşklarla evlenenler kısa sürede birbirlerine düşman oluyorlar.

“Ben takıntısı” yüzünden bitiyor evliliklerin pek çoğu. “Beni ihmal ediyor, ben böyle bir evlilik istememiştim, ben mutsuzum, ben daha iyisine layığım, ben daha iyisini hak ediyorum…”

Gönül alırken değil, verirken mutlu olmaya programlanmışken eşini sadece onun ihtiyaçlarını karşılayacak bir araç olarak görenlerin gönül kabı nasıl dolar ki?

Sema Maraşlı / Vahdet Gazetesi

Sende yorum yazabilirsin