Göstergebilim ve Namaz

Julie Kristeva bir psikanaliz, temsil üzerinde yaptığı  tasnifte temsili ikiye ayırıyor. Biri göstergebilimsel temsil diğeri simgesel temsil. Bediüzzaman klasik din anlatımının toplumu dine ısındırmaya yetmediğini görür, bu yüzden meal vermekle yetinen klasik metodun yerine ayetin hakikatını en iyi temsil edebilecek yolları araştırır. Bu metodu bütün eserlerinde uygular, namazın emredilmiş  bir din buyruğu olduğunu hatırlatmakla iktifa eden geleneksel metodun yerine Bediüzzaman hayat ile namaz arasında kurduğu empatileri, temsillerle anlatır. Temsil mekan şahıs gibi öğeler taşıdığından etkisi büyüktür.

namaz kılan adamDördüncü sözdeki istasyon, iki yolcu, yol, çöl,ve biletten oluşan temsil namazın insan hayalinde zorunluluğu ortaya çıkacak bir şekilde anlatılır.Temsiller iki kısımdan oluşur, önce temsilin serimi , teşhiri daha sonra temsilin yorumu gelir, Bediüzzaman bu tekniği uygular. Temsillerde yorumlar yazarın anlattığı ile sınırlanmaz. Yorum hakkı daha uzun boylu olabilir. Konuşmalar temsili canlı tutar, iki arkadaş arasındaki konuşmalar hakikatı daha da tebarüz ettirir. “Yahu şu liranı bir bilete ver. Ta  bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerimdir, belki merhamet eder, ettiğin kusuru afveder . Seni de tayyareye bindirirler. Bir gün de mahal-i ikametimize gideriz. “

Bediüzzaman yorumlara  işte  kelimesi  ile başlar.İşte açılım demektir.

“İşte eynamazsız adam ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim! O hakim ise;  Rabbimiz  Halıkımızdır.

O iki hizmetkar yolcu ise ; Biri mütedeyyin namazını şevk ile kılar, diğeri gafil namazsız insanlardır.

O yirmidört altın ise ; Yirmi dört saat her gündeki ömürdür.

O has  çiftlik ise ; Cennettir

O istasyon ise ; Kabirdir

O seyahat ise ; kabre haşre ebede gidecek  beşer yolculuğudur. Amele göre takva kuvvetine göre  o uzun yolu mütefavit derecede katederler. “

İse, lerden sonra hep yorumdur.  İse den önceki cümleler hayattan alınma sonrakiler ise ahretle aralarında empati kurulan durumlar veya mekanlardır. Metin gücünü bu mukabillerinden alır. Yirmi dört altın zihnimizde dünyevili ği ile yer etmiş bir durumdur, ama mukabili olan gündelik ömür gücünü bu altının parlaklığından alır. Kabrin bir istasyon olması yine gücünü hayatımızın bir öğesi olan istasyondan alır. Böylece klasik öğretideki donmuş anlamlar canlanır. Bediüzzaman’ın gücü de buradadır.

Yirmi birinci sözdeki göstergebilimsel temsiller namazın luzumunu  canlı bir şekilde anlatır.Namazı dünyadan başlayarak empati kurduğu öğelerle anlatır, insan zihninde manalar kazınır  ve canlanır.

”Acaba bu misafirhane-i dünyada  aciz ve fakir kalbine    kut ve gına

Ve elbette bir menzilin olan kabrinde , gıda ve ziya

Ve her halde mahkemen olan  Mahşerde , senet ve berat

İster istemez üstünden geçilecek Sırat köprüsünde  nur ve Burak olacak namaz neticesiz midir, veyahut ücreti az mıdır? “

Dünya , kabir, mahşer , mahkeme hepsi mekanlardır. Ama namazın oradaki mukabilleri ise, kut ve gına , gıda, ziya , senet ve berat, nur ve Burak

Dünyada bir insanın kalbine güç ve dayanıklılıkne kadar lazımdır, iştenamaz odur

Sırat köprüsünde giden adama ışık ve binek  ne kadar lazımdır, namaz odur

Mahkemede senet ve berat nedir, işte o namazdır

Kabirde  manevi ışık ve ziya nedir işte o namazdır.

Buradaki güç gösterge olanak seçilen dünyevi değerler ve uhrevi mekanlar arasındaki empatilerdir, bu okuyanlar için değil yazan için ciddi bir yazım öncesi düşüncesinden kaynaklanır. Bediüzzaman metinlerinin gücünü de bu temsillerden aldığını çok yerde söyler, göstergebilimsel temsiller. Bir de simgeseller vardır ki o başka bir bahistir. Bediüzzaman’ın Kristevadan çok önce bunları bulup uygulaması da Kur’an ın da aynı göstergebilimsel temsillerikullanmasından ileri gelir.

Dördüncü sözün başındaki cümle de bir tezattan hareket eder. Mühim ve kıymettar kelimeleri kendilerine eş değer bir mukabil anlam isterler. Bir şey mühimse kolay elde edilmez, mesela altın mühimdir, kıymettardır, elmas da öyle ama ne kadar zorluklarla elde edilirler. Namaz kıymettar ve mühim ama kıymettar ve mühimliğine göre zorluğu yok, altından daha değerli çünkü ahiret azığı,ama elde edilmesi ise hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ilekazanılır. Namazın masrafı ne kadar hiç , su bedava akar, ucuzluğu ne kadar , bu kadar ucuz bir masraf ile ebedi bir hayatı kazanmak burada insanın namazdan hoşlanmayan nefsine hitab eder.

Bir de namazı teneffüse ve pencereye benzetir. Nasıl ki  okulda ders anlatırken insanlar bir sürelik teneffüse çıkmak ister, yine insanlar sıkılınca pencereden seyreder ve rahatlarlar. Namaz  da “Şu kasavetli , ezici ve sıkıntılı , geçici ve zulumatlı ve boğucu olan ahval-i dünyeviye içinde “Ruh üzerinde

Kasavetli

Ezici

Sıkıntılı

Geçici

Zulumatlı

Boğucu

Nasıl ki öğrenciler teneffüs zili çalınsa kapıya koşarlar sa insan da hayatın bu altı türlü  olumsuz tesirinden bir süre kurtulmak için camiye koşmalı. Kelime ile manayı nasıl canlı tutar. Ya pencereye ne dersin, pencereden dışarı seyredilir ve insan ruhen bir süre rahatlar. Namaz da bu altı türlü olumsuzluğun tesirinden ruhunu namazın penceresi ile kurtarır, ya seyredilen nedir? Namazın penceresi dinin ve hayatın , mevsimlerin, zamanların bütün hakikatlerine pencereler açar , dokuzuncu sözün   son iki bölümü bu pencerelerden oluşur. İşte hayatın içinde kullandığımız nesneler ve durumlardan elde edilen göstergelerle namazın hakikatını anlatan bir mantık, o Bediüzzaman’a ait. Onun namaz ile ilgili gösterimleri dramatik durumları bir sinema olacak kadar geniş , zaten o her şeyi sinema ile anlatır. Tarihin ve insan hayatının sıradan şeylerini sinema ile bakileştiren beşere rağmen Bediüzzaman dinin hakikatlerini sinema gibi canlı anlatır.

Prof. Dr. Himmet Uç

Sende yorum yazabilirsin