Hareket ve Fizik

Bediüzzaman’ın Zerre risalesi hareketin etrafında döner.

Çünkü Natüralist ve Materyalist filozofların atomun hareketini tesadüfî göstermesi varlığın anlamını yıktığından Bediüzzaman bu konuya çok önem verir. Bu eserinde hareket ve onun benzeri kelimeleri kullanır, bahsi onların etrafında dokur, bu kelimeler tahavvülat, ihtizazat, cevelan kelimeleridir.

Varlığın Yapı Taşı: Zerre

Zerre varlığın yapı taşıdır, ilk hareket ettiği andan itibaren sürekli yeni maddeleri dokur bu tahavvülat, bir de dokuma anındaki ihtizazatı, yani titremesi. Tıpkı bir kalemin yazı yazarken hareketi gibi, kalem her yaptığı manalı harf ve cümleler sırasında tahavvül eder.

Bediüzzaman’ın fiziğin önemli konularından olan ve faili meçhul hareket eden, hareketi en çok zerre bahsinde irdeler. Bu zerre bahsi bir yönü ile bir fizik kitabıdır. Hareketi serseri bir tutum olarak gören maddeciler ve tabiatçılara, fizikçilere, kimyacılara matematikçilere en önemli bir cevaptır.

Bahsin ilk cümlesi hareket üzerine kurulmuştur.

Tahavvülat-ı zerrat, Nakkaş-ı Ezeli’nin kalem-i kudreti, kitab-ı kâinatta yazdığı ayat-ı tekviniyenin hengâmındaki ihtizazatı ve cevelanıdır. Yoksa maddiyyun ve tabiiyyunların tevehhüm ettikleri gibi tesadüf oyuncağı ve karışık manasız bir hareket değildir.” (30. Söz)

Bu cümleyi Galileo ve Newton okumalıydı. Ünlü fizikçiler okumalıydı ve Bediüzzaman’ın ne olduğunu anlamalıydı. Asıl mutlu olacağımız şey Bediüzzaman’ın fikirleridir, onları yaymaktır. Zerratın tahavvülü sadece zerratın değil, gezeğenlerin de tahavvülü, insanın tahavvülü, hayvanların tahavvülü ne kadar canlı varsa hepsinin tahavvülü buna dâhildir.

Fizikçiler hareketi nasıl görürler, Bediüzzaman cevap veriyor.

Tesadüf oyuncağı, karışık, manasız bir hareket, işte Bediüzzaman’ın maddeci fiziğe ve tabiatçılara açtığı müspet savaşın nedeni, hareketi başıboş, karışık, manasız görmektir.

Bediüzzaman burada Hareket’ e o kadar çok maksad yükler ki hayret edilir. Hareketin bir başlangıcı vardır, buna fizikçiler ilk hareket prensibi der. İlk hareketin hareketten sonra doğacak olan faydaları konusunda bütün bilimler bir şey söylemiyor.

Bediüzzaman ilk hareketi “mebde-i hareket” olarak ifade ediyor.

Çünkü bütün mevcudat gibi zerreler ve her bir zerre mebde-i hareketinde Bismillah der.”

Hareket bütün varlıkları ilgilendirir, çünkü hareketsiz bir varlık yok ki.

Bir otomobil sürülmeye başlamadan önce şoför nereye gideceğini bilir, nereye uğrayacağını bilir. Şimdi her mevcut şuursuz olduğu için nereye, niçin gideceğini nasıl bilsin?

İşte Bismillah demek ona hareket hattını belirliyor.

Harekete geçen şey dolaştığı her şeyden ortaya bir sanat eseri çıkarır. Tıpkı fırçayı kullanan ressamın harekete ilk başladığı andan itibaren bitirdiği anda eserin ortaya çıkması gibi.

Ukulü hayrette bırakan hikmetli bir sanat cemali, faideli bir nakş-ı hüsnü gösterir…” Hareketten birçok sanat ve nakış ortaya çıkar.

Bilim bu hareketten doğan şeyleri hesaba katmaz. Katamaz.

Galileo; “Yatay düzlemde hareket sonsuzdur, sürtünme yok edilemeyeceği için bu sonucun idealleştirme olduğunu unutmamak gerektir.” der.

Düz bir caddede giden otomobilin hareketi gibi. Ama boşluğa bak, hareketin başlangıç nedeni ve nereye gideceği ve sonucu belirtilmez.

Ressam resmi bitirdikten sonra sevinir, “Elhamdülillah” der. Yani bana bu başarıyı veren şuurlu hareketler zincirinden bir eser çıktı.

Bediüzzaman da; “Vazifesinin hitamında Elhamdülillah der.” diyor.

Hareket Kanunları ve İman

Hareket ve bu hareketi meydana getiren kuvveti birlikte inceleyen mekanik bölümüne dinamik denir. Dinamik hemen hemen bütün mekanik bölümünü kapsar. Kuvvetin harekete etkisini anlatan matematik bağlantılara Newton’un hareket kanunları denir.”

Allah’ı icraattan çıkarmak için masa başına oturmuş bunu nasıl yapalım demişler, fennin her meselesine bir isim takmışlar. Bugün Avrupa’nın mühim bir yüzdesinin dinsiz olması bilimin böyle yorumundan dolayıdır. İlim adamları ve Nur talebelerinin bu sahalardaki uzmanları fizik kitaplarını eline alıp Tanrısal bir fizik kitabı yazmaları gerekir. İnsanların itikadı ancak ateizmin elinden böyle kurtulur.

Çalışmayan, hayatın rahatına mağlub olan, insanların davası olsa ne çıkar.

Fizik, hareketin sürekliliği ve şuurluluğu ile ortaya çıkan eserler, nakışlar konusunda bir şey söylemiyor. Bütün şubeleri ateizm kokan bir büyük harita, bilim denen yutturmaca.

Hareketin bir planı, programı, uygulaması var.

Bediüzzaman bu tasarıma “İmam-ı mübin” diyor, uygulamaya da “Kitab-ı mübin”. Ressamın kafasındaki tasarım ve program, ortaya çıkan eser de uygulama sonucu. Bu büyük dehalar Galileo ve Newton nasıl böyle düşünmüşler, hayret bir şey.

Hareket, hareketin başlangıcı, hareketin meydana getirdiği sanatlar ve nakışlar, hareketin tasarımı, hareketin sonuçları, uygulamaları. Hareket o kadar sonsuz ki sonsuz duraklar ve sonsuz eserler hepsinin tasarımı, uygulaması akla zarar bir hayal durumu.

Bediüzzaman kendi ifadesi ile bunları nasıl anlatıyor.

Biz anlatamıyoruz, el âlem de görmek istemiyor. Ne söyleyelim?

Bütün bilimlerin hipotezlerinin nasıl bir aldatmaca olduğunu söylüyor. İşte Bediüzzaman’ın büyüklüğü bu noktada. Bediüzzaman büyük adam da ne yapalım anlatamadık bu büyük adamı?

El âlem kargasını bülbül yapıyor biz ise …

Zerratın tahavvülü gayb âleminden olan her şeyin geçmiş aslında ve gelecek neslindeki intizamata medar ve ilim ve emr-i ilahinin bir unvanı olan İmam-ı mübinin düsturları ve imlası tahtında ve hazır zaman ve şahadet âleminden teşkil ve eşyanın icadında tasarrufa medar ve kudret ve Allah’ın iradesinin bir unvanı olan Kitab-ı mübinden istinsah ile ve seyyal zamanın hakikatı ve misali sahifesi olan Mahv ve isbat levhası kudretin kelimelerini yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve manidar ihtizazattır.” (Sözler, 30. Söz)

Bir hareket bitiyor, ikinci hareket o biten hareketten sonra başlıyor. Hidrojen ve oksijen bir maziden çıkıyor bir araya gelip su oluyor, su bir gaye ama ondan sonra onun yer aldığı varlıkların vücudunda dönüştüğü mahiyetler ve sanatlar, bir meyveye dönüşen su, sonra insan bedeninde yeni bir hareket başlıyor, böyle sayısız birbiri arkasında hareketlerin bir tasarım, alanı var.

Zaman da bu hareketin birbiri arkasından gidişi.

Bu tasarım alanı İmam-ı mübin, bir arabanın tasarımı araba ortaya çıkınca biter, âlemdeki tasarım bitmez tükenmez. Varlık bir yazı tahtası gibi bu hareketleri ve sonuçlarını gösterir. Çok gayretli insanlarla kıyamet kopmadan biiznillah, ateizmin önünü almalıyız.

Her bir Zerrede Tevhid Nuru Parlıyor

Zerre risalesinin her bahsi hareketle başlar harekete yeni anlamlar yükler. “Her zerrede hem harekâtında, hem sükûnetinde, iki güneş gibi iki nur-ı tevhid parlıyor.”

Zerreyi ilahlaştıran maddeciler ile yaptıklarının ne kadar mantıksız olduğunu izah ederek alay eder. Hareketli havanın her bir zerresinin girdiği bütün varlıkların vücudunun yapısını bilmesi gerekir. Böyle bir hareket bir zerreden beklenemez.

“Müteharrik, hareketli havanın, müteharrik hareketli zerresi ya nebatata ve hayvanata, hatta meyvelerine, çiçeklerine giydirilen suretlerin, miktarların teşkilatını biçimini bilmesi lazım geldiği gibi; sakin toprak, sakin olan her bir zerresi bütün çiçekli nebatatın ve meyvedar ağaçların tohumlarına medar ve menşe olmak kabil olduğundan, hangi tohum gelse ve o zerrede yani misliyet itibariyle bir zerre hükmünde olan bir avuç toprakta kendine mahsus bir fabrika ve bütün levazımatına ve teşkilatına lazım bütün cihazatı bulunduğundan, o zerrede ve o zerrenin kulübeciği olan o bir avuç toprakta, eşcar ve nebatat ve çiçekler ve meyveler envaı adedinde muntazam manevi makine ve fabrikaları bulunması veyahut mucizekar, her şeyi hiçten icad eder ve her şeyin her şeyini ve her cihetini bilir bir ilim ve kudret bulunması lazımdır veyahut bir Kadir-i Mutlak bir Alim-i Külli Şeyin emir ve izniyle, havl ve kuvveti ile o vazifeler gördürülür.” (Sözler)

Zerrenin hareketlerinin bağımsız olması halinde olacakları farazi anlatan, bu faraziyatın ne kadar mantıksız olduğunu nazara veren Bediüzzaman zorunlu olarak bir alim ve kadirin tasarımı ve icrası ile bu varlığın dokunabileceğini ve hareketin mana kazanabileceğini izah eder.

Umum İnsanlık Hayatın Gayesini Öğrenmeli

İşte fizikçi, biyolog, matematikçi, atomun boy gösterdiği her ilim dalında çalışan arkadaşlar önlerine bir fizik kitabı veya biyoloji kitabı alıp yeni bir fizik ve biyoloji kitabı yazabilirler. Bir değil binlerce insanın varlığa anlam vermesini sağlarlar ve ömürleri kıymet kazanır.

Medresetü’z-Zehra böyle büyük bir tasarımdır, bunun uygulayıcıları haydi kitaplarını yazsınlar. “Bediüzzaman büyük adamdır” demek yetmez, o büyük adama yakışır adam olmak ondan istifade edenlerin üstüne borçtur.

Son Güncelleme ( Cumartesi, 17 Kasım 2012 13:35 )

Prof. Dr. Ahmet Nebil Soyer

1 tane yorum yapılmış

  1. Dr.Selçuk Eskiçubuk dedi ki:

    Yazdığınız makale uzun zamandır dillendirdiğim konulara temas etmiş.Gerçekten Prof. ve Doç. Ünvanı almış Üniversitelerdeki Nur talebeleri kendi sahalarındaki konuları Risale-i Nur’da işaret edilen tarzda ne zaman yazacaklar, daha ne bekliyorlar?Bu tarzda eser yazmayan fizik,kimya,biyoloji,zooloji,botanik v.s dallarda yetişmiş akademik personel vebal altındadır.

Sende yorum yazabilirsin