Hükümet-i Hazıra ve Reis-i Cumhura

Bediüzzaman Said Nursi’nin 1. Meclise Hitabesinden Günümüze

Alem-i İslama asırlarca sancaktarlık yapmış olan bir ülkenin pay-ı tahtında kurulmuş ve bu millet manevi/kalbi olarak daima bu sancaktarlığı gönlünde hissetmiştir. Risale-i Nur Külliyatı ve Müellifi Bediüzzaman Said Nursi de daima müsbet hareket metodunu takip ederek gönüllerinde sancaktar-ı islamiye hissinin şuurunu sinelere nakşetmiştir.

Bu ülkede bu millette hükümet süren hal-i hazır Ak Parti Hükümeti ve Reis-i Cumhur Recep Tayyip Erdoğan’a Risale-i Nur Külliyatından 1923’te yazılmış lakin geçerliliğini muhafaza eden nutku nazara vermeyi ehemiyetine binaen derc ediyorum.

Bu Mektubun Tamamı Tarihçe-i Hayatta Geçmektedir.

Necib bir milletin torunları olan “Ey mücahidîn-i İslâm ve ey ehl-i hall ve akd!

Şu muzafferiyetteki harikulâde nimet-i İlâhiyye bir şükür ister ki devam etsin, ziyade olsun. Yoksa, nimet böyle şükür görmezse, gider. Madem ki Kur’anı, Allahın tevfikiyle düşmanın hücumundan kurtardınız. Kur’anın en sarih ve en kat’î emri olan “salât” gibi feraizi imtisâl etmeniz lâzımdır; tâ onun feyzi, böyle harika suretinde üstünüzde tevali ve devam etsin.[1]” Allahın izniyle 15 senedir hüküm sürmektesiniz. Buna şükür olarak Allah’ın farzlarına riayet etmeniz bu millet namına boynunuza borçtur. Muvaffakiyetin yolu budur.

İslamiyet namına yaptınınız icraatlarla ve islamiyetin onurunu savunmak gayretinizle “Âlem-i İslâmı mesrur ettiniz. Muhabbet ve teveccühünü kazandınız; lâkin o teveccüh ve muhabbetin idamesi, şeair-i İslâmiyeyi iltizam ile olur. Zira müslümanlar, İslâmiyet hasebiyle sizi severler.[2]” Bu muhabbetin devamı ise islamiyeti tatbik etmeniz ve şeair hükmünde olan manaları kuvvetlendirmenizdir. Zira milletimiz sizi İslamiyet namına sevmektedir. Sizler de İslamiyeti ihya etmenizle milletimiz daha da etrafınızda kenetlenecektir.

Şanlı tarihimiz zaferlerle ve şehametle kahramanlıkla doludur ve şimdi sıra sizde “Bu âlemde, Evliyaullah hükmünde olan gazi ve şühedalara kumandanlık ettiniz!.. Kur’anın evamir-i kat’îsine imtisâl etmekle, öteki âlemde de o nuranî güruha refik olmaya çalışmak, âlî himmetlilerin şe’nidir. Yoksa, burada kumandan iken, orada bir neferden istimdad-ı nur etmeye muztar kalacaksınız. Bu dünya-yı deniyye, şan ve şerefiyle öyle bir meta’ değil ki, aklı başındaki insanları işbâ etsin, tatmin etsin ve maksud-u bizzat olsun.[3]” Mazisi Şüheda ve Gazi ile dolu olan bu milletin mümessili sizlersiniz. En elzem vazifeniz İslamiyetin emirlerini tahkim ve Rasul-ü Zişan efendimiz (a.s.v.) sünnet-i seniyyesini imtisaldir.

Bu millet-i İslâmın cemaatleri, her ne kadar bir cemaat namazsız kalsa, hattâ fâsık da olsa, yine başlarındakini mütedeyyin görmek ister.[4]” Milletimiz fıska da düşse kebaire de düşse sizler asla fısk ve sefahet ile meşgul olmamalı veya onları öyle idare etmemelisiniz. Çünkü milletimiz din ve diyanetine ne kadar fasıkta olsa hürmetlidir.

Tarihe baktığımızda “Enbiyanın ekseri Şarkta ve hükemanın ağlebi Garbda gelmesi Kader-i Ezelinin bir remzidir ki, Şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir; akıl ve felsefe değildir. Madem Şarkı intibaha getirdiniz.. fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa sa’yiniz ya hebaen-mensurâ gider veya sathî kalır.[5]” 80 küsür sene boyunca ihmal edilen şark vilayetlerine tabir-i caizse geçmişin kazasını yaparcasına maddi yatırımlar yaptınız. Bunlar gelip geçici hükmündedir lakin milletin kalbine yapacağınız yatırımlar ilelebed kalacaktır. Çünkü “O Vilâyât-ı Şarkiye, Âlem-i İslâmın bir nevi merkezi hükmündedir; fünun-u cedide yanında, ulûm-u diniye de lâzım ve elzemdir. Çünkü: Ekser enbiyanın Şarkta, ekser hükemanın Garbda gelmesi gösteriyor ki; Şarkın terakkiyatı dinle kaimdir. Başka vilâyetlerde sırf fünun-u cedide okuttursanız da, Şarkta her halde; millet, vatan maslahatı namına, ulûm-u diniye esas olmalıdır. Yoksa, Türk olmayan müslümanlar, Türke hakikî kardeşliğini hissedemiyecek. Şimdi, bu kadar düşmanlara karşı teavün ve tesanüde muhtacız.[6]” seksen küsür senedir ihmal edilen şarkta sosyalist ve komunist ve ateist fikri ve misyonelerin faaliyetleri yayıldı bu ihmalle beraber. Sizler laakal seksen senelik bir ihmali devraldınız. Tabiri caizse enkaz haline gelmiş olan bir ülkeyi devraldınız ve ihya etmek gayretindesiniz. Allah yardımcınız ve yardımcımız olsun inşaallah. Şark vilayetlerinde fıtratlarına muvafık olan İslamiyet cereyanını vermeniz ve bunun için de mevcud STK’ler ve Diyanet işbirliğiyle ve okullarda Değerler Eğitiminin kapsamını genişleterek muvaffak olabilirsiniz.

“Sizin muzafferiyetinizi ve hizmetinizi takdir eden ve sizi seven cumhur-u mü’minîndir ve bilhassa tabaka-i avamdır ki, sağlam müslümanlardır. Sizi ciddî sever ve tutar ve size minnettardır; ve fedakârlığınızı takdir ederler; ve intibaha gelmiş en cesim ve müdhiş bir kuvveti size takdim ederler. Siz dahi, evamir-i Kur’aniyeyi imtisâl ile onlara ittisal ve istinad etmeniz, maslahat-ı İslâm namına zaruridir. Yoksa, İslâmiyetten tecerrüd eden bedbaht, milliyetsiz, Avrupa meftunu, frenk mukallidlerini avam-ı müslimîne tercih etmek, maslahat-ı İslâma münafi olduğundan; Âlem-i İslâm, nazarını başka tarafa çevirecek ve başkasından istimdad edecektir.”

“zarurî vazifeniz, şeairi ihya ve muhafaza etmektir. Yoksa şuursuz olarak, şuurlu düşmana yardımdır. Şeairde tehavün, za’f-ı milliyeti gösterir. Za’f ise, düşmanı tevkif etmez, teşçi eder.”

Tarihten gelen “hasmınız ve İslâmiyet düşmanı İngiliz, dindeki kayıdsızlığınızdan pek fazla istifade ettiler ve ediyorlar. Hattâ diyebilirim ki; Yunan kadar İslâma zarar veren, dinde ihmalinizden istifade eden insanlardır. Maslahat-ı İslâmiye ve selâmet-i millet namına bu ihmali, a’mâle tebdil etmeniz gerektir.” Dinden uzak ve tavizkar bir şekilde olmanız halinde ise İslamiyet namına ve sizden şeairlerin ihyasını bekleyen bu millete için büyük bir tehlikedir. Malumdur ki tavizler tavizi getirir. Bu sebeple azimet ve ruhsatlarla amel etmelisiniz.

Son dönem Osmanlıya bakınca “ittihatçıların o kadar azm ü sebat ve fedakârlıklariyle; hattâ, İslâmın şu intibahına da sebeb oldukları halde, bir kısmı dinde lâubalilik tavrını gösterdikleri için, dahildeki milletten nefret ve tezyif gördüler. [7]” Sizler inşaallah onların bu hatasına düşmeyecek ve düşmemek gayretinde olmalısınız. Yoksa “Hariçteki İslâmlar, dindeki ihmâllerini görmedikleri için, onlara takdir ve hürmet verdiler ve veriyorlar.[8]” İdi ittihadçılara. Sizler de şeairle amel etmelisiniz.

Hal-i alem şahittir ki tarihten günümüze “Âlem-i küfür; bütün vesaitiyle ve medeniyetiyle, felsefesiyle, fünuniyle, misyonerleriyle; Âlem-i İslâma hücum ve maddeten uzun zamandan beri galebe ettikleri halde; Âlem-i İslâma dinen galebe edemedi. Ve dahilî bütün firak-ı dâlle-i İslâmiye, birer kemmiyye-i kalile-i muzırra suretinde mahkûm kaldığı ve İslâmiyet, metanetini ve salâbetini sünnet ve cemaatle muhafaza eylediği bir zamanda, lâubaliyane, Avrupa medeniyet-i habisesinden süzülen bir cereyan-ı bid’akârâne sinesinde yer tutamaz. Demek Âlem-i İslâm içinde mühim ve inkılâbvari bir iş görmek; İslâmiyetin desatirine inkıyad ile olabilir; başka olamaz, hem olmamış, olmuş ise çabuk ölüp sönmüş.[9]” Bu ülke Osmanlının pay-i tahtıdır ve jeopolitik konum gibi sebeplerle başı boş bırakmazlar ki siz de bunun farkındasınız. Bir şey nerede kaybolursa orada aranır. Gemi nerede battı ise batık oradan çıkartılır. Alem-i islamın başı, tahtı bu ülkedeydi ve tekrar bu ilkeden bu ittihad u ittifak çıkacak biiznillah lakin bu sadece siyasi faaliyetlerle olamaz. İslami ülkeler arasında istişare sistemini geliştirmek, alimler arasında istişare sitemini geliştirmek ve teknolojik ve ekonomik manada da birliktelikle mümkün olabilir. Unutmayın ki “Türkiye, İslâm dünyasının garbî kalesidir. Türkiye’siz ittihad-ı İslâm mümkün değildir.[10] ” sizler de “CEMAHİR-İ MÜTEFERRİKA-İ İSLAMİYE”yi tesis etmekle mükellefsiniz. Bu saik ile meşgul olmayı ihmal etmeyin. Alem-i islamın yek sada olması da sizin gayretinizle doğru orantılıdır. ” şu istikbal inkılabı içinde en yüksek gür sadâ, İslâm’ın sadâsı olacaktır!” [11]

AB’nin parçalanmaya yüz tutması gibi ve “Za’f-ı dine sebeb olan Avrupa medeniyet-i sefihanesi yırtılmaya yüz tuttuğu bir zamanda ve medeniyet-i Kur’anın zaman-ı zuhuru geldiği bir anda, lâkaydane ve ihmalkârane müsbet bir iş görülmez. Menfice tahribkârane iş ise, bu kadar rahnelere maruz kalan İslâm, zaten muhtaç değildir.[12]” Müsbet manada hadim-ül islam olmanın yolu müsbet ve ciddi hareket ile olabilir başka olamaz.

“Acaba, dine ve dünyaya zarar olan ihmâl ve feraizin terkine ne bahane bulunabilir? Hamiyet nasıl müsaade eder? Bahusus, bu mücahidîn kumandanlar ve büyük meclis taklid edilir. Kusurlarını, millet ya taklid veya tenkid edecek. İkisi de zarardır. Demek onlarda hukukullah, hukuk-u ibadı da tazammun ediyor.

Sırr-ı tevatür ve icmaı tazammun eden hadsiz ihbaratı ve delâili dinlemiyen ve safsata-i nefs ve vesvese-i şeytandan gelen bir vehmi kabul eden adamlarla, hakikî ve ciddî iş görülmez. Şu inkılâb-ı azimin temel taşları sağlam gerek… [13]” yol arkadaşlarınızı iyi seçiniz ki sağlam ve ciddi manada hizmetlere imza atasınız ve milletçe destek göresiniz.

Parlamentomuz ise Şu meclisin şahsiyet-i maneviyesi, sahip olduğu kuvvet cihetiyle, manâ-yı saltanatı deruhde etmiştir. Eğer şeair-i İslâmiyeyi bizzat imtisâl etmek ve ettirmekle manâ-yı hilâfeti dahi vekâleten deruhde etmezse, hayat için dört şeye muhtaç; fakat an’ane-i müstemirre ile günde lâakal beş defa dine muhtaç olan, şu fıtratı bozulmayan ve lehviyat-ı medeniye ile ihtiyacat-ı ruhiyesini unutmayan milletin hâcât-ı diniyesini Meclis tatmin etmezse; bilmecburiye, mânâ-yı hilâfeti tamamen kabul ettiğiniz isme ve resme ve lâfza verecek; ve o mânâyı idame etmek için, kuvveti dahi verecek. Halbuki Meclis elinde bulunmayan ve Meclis tarikiyle olmayan öyle bir kuvvet, inşikak-ı asâya sebebiyet verecektir. İnşikak-ı asâ ise,  وَ اعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَمِيعًا Âyetine zıddır. [14]” Hilafetin ilgası ile o vazife meclisimize geçmiştir ve halen de  öyledir. Bu sebeple meclis eliyle İslami faaliyetlere ve STK’lere destek verilmelidir ki mecliste rahat etsin.

Şu zamanda hilafet şahs-ı manevi konumundadır şahıs değildir. Ama bu şahs-ı manevinin de bir mücessem mümessili vardır. Alem-i İslamın teveccühüne mazhar olan reis-i cumhurumuz bir mümessil gibidir. Zaten “Zaman, cemaat zamanıdır. Cemaatin ruhu olan şahs-ı manevî daha metindir ve tenfiz-i ahkâm-ı şer’iyyeye daha ziyade muktedirdir. Halife-i şahsî, ancak ona istinad ile vezâifini deruhde edebilir. Cemaatin ruhu olan şahs-ı manevî eğer müstakim olsa, ziyade parlak ve kâmil olur.[15]” Bu sebeple bir vazife alan kimse daha ziyade teyakkuz halinde olmalıdır. Ve bir iş hassaten islami hususlarda olacak ise mutlak surette enaz bir istişare heyeti şarttır. ve bir şahs-ı manevi teşkil ettirip yapmak en istikametlisidir.

“Bilirsiniz ki; ebedî düşmanlarınız ve zıdlarınız ve hasımlarınız, İslâmın şeâirini tahrip ediyorlar. Öyle ise zarurî vazifeniz, şeairi ihya ve muhafaza etmektir. Yoksa şuursuz olarak, şuurlu düşmana yardımdır. Şeairde tehavün, za’f-ı milliyeti gösterir. Za’f ise, düşmanı tevkif etmez, teşçi eder.[16]”

Risale-i Nurdan burayı okurken dedim burası halen güncel bir yer o sebeple bu tarz-ı nazarla tekrar edilmeli diye düşündüm bu yazıyı kaleme aldım.

Ülkemizi idarede eden hal-i hazırdaki hükümetimiz, hayırlı hizmetlerinizin tezyid edilmesi ve bu hususta muvaffakiyetinize dua ederiz ve Risale-i Nur külliyatının tamamının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından neşredilip hutbeler ve vaazlarla ümmete ders verilip okullarda ders olarak okutulmasını niyaz ederiz.

Biz nur talebeleri olarak beklentimiz budur sizden.

Muhammed Numan özel

 


[1] Tarihçe-i Hayat ( 139 )

[2] Tarihçe-i Hayat ( 139 )

[3] Tarihçe-i Hayat ( 139 )

[4] Tarihçe-i Hayat ( 140 )

[5] Tarihçe-i Hayat ( 140 )

[6] Tarihçe-i Hayat ( 143 )

[7] Tarihçe-i Hayat ( 140 )

[8] Tarihçe-i Hayat ( 140 )

[9] Tarihçe-i Hayat ( 140 )

[10] Tarihçe-i Hayat ( 720 )

[11] Tarihçe-i Hayat ( 133 )

[12] Tarihçe-i Hayat ( 141 )

[13] Tarihçe-i Hayat ( 141 )

[14] Tarihçe-i Hayat ( 142 )

[15] Tarihçe-i Hayat ( 142 )

[16] Tarihçe-i Hayat ( 142 )

 

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin