İlahi 3 Sır

Varlık âlemi, 3 İlahî sır üzerine kurulu… Bunlar bilgi, güç ve iradedir. Bu 3 İlâhî sır, birer ana kanun ve realitedirler.[1] Bu kanunlar öyle evrenseldirler ki, atom-altı parçacıklardan en büyük yıldızlara ve galaksi sistemlerine kadar her şeyi içine alırlar. Hem öylesine zaruridirler ki, bu 3 realite olmadan hiç bir şey varlık âlemine gelemez. Hem öylesine bütüncüldürler ki, biri birisiz olamazlar.

Mesela gözümüzle gördüğümüz bir köprü, bir mühendisin bilgisinin, devletin gücü olan paranın, idarecinin iradesinin sonucudur. Bilgi, çizer; irade, ister; kudret ise, yapar. Herhangi biri eksik olduğunda ya o köprü projesi bile oluşamaz veyahut köprü, proje halinde kalır.

Mesela güzel bir film, usta bir senarist bilgisinin; hem set, oyuncular, teknik cihazlar gibi malzeme ve gücün; hem sanatkârlığını gösterme, para kazanma ve saire gerekçelerle film çekme arzusu ve iradesinin eseridir. Eğer senaristin ustalığı ve yönetmenin iradesi olmasaydı, o filmi asla izleyemezdik.

Mesela gökyüzünde lamba gibi parıldayan güneşimiz, her gün belirli miktar hidrojen-helyum dönüşümüyle, hükmedici bir bilginin; hem hareketli cezbedici yapısıyla hayret verici bir gücün; hem ısıtan, ışıtan ve düzen sağlayan yapısıyla, öngörülü bir iradenin mahsulüdür. Eğer yaratıcı bir kudret ve düzenleyici bir irade olmasaydı güneş ne var olabilirdi, ne de bu kadar süre var kalabilirdi.

Evet, edebî bir şiirden teknolojik bir âlete, gökte uçan bir kuştan yerde yuvarlanan bir taşa, hayalî bir sinemadan gerçek bir manzaraya, natürmort bir resimden muhteşem bir hitabeye, el dokuması bir halıdan ekolojik çevreye kadar neyi incelersek inceleyelim karşımıza, ışığıyla her yeri kuşatan güneş gibi 3 hakikat, nüfuz edici 3 sır çıkar:

  1. a) Hünerli, maharetli, sanatlı, ölçülü, dengeli, düzenli, belirleyici, ince ve derin, kuşatıcı bir “ ilim ”.
  2. b) Yapıcı ve yıkıcı, sıcak ve soğuk, çekici ve itici, yaratıcı ve yok edici, güven veren ve korkutan mutlak bir “ kudret ”.
  3. c) Çeşitlendiren, renklendiren, uyumlandıran, güzelleştiren, özelleştiren, odaklayan, bağlantılandıran, meyve verdiren ve devam ettiren küllî bir “ irade”.

Dinde, bilgi ve iradenin çizdiği ve insan dâhil her nesneyi bütün nesnelerle bağlayan bu evrensel düzene “Kader” deniliyor. Bu evrensel yapılı kaderin, bir emir ve kudret eşliğinde gerçekleşmesine ise, “Kazâ” deniliyor. Bu âdil ve merhametli kaderin sahibi olan Allah, insanı kaderinden değil, “Kazâ” ya sebep olan iradesi ve tercihlerinden sorumlu tutuyor. Bu 3 hakikat bu şekilde insanı da içine alıyor.

Bu bilgi-güç ve irade ile kurulan ve işleyen varlık âleminde baskın unsur ve realite, kudrettir. Üstünde yaşadığımız gezegenden güneşimize, yıldızlardan samanyoluna, gök adalardan galaksi kümelerine, toz bulutu geçmiş döneminden düzenli gelecek zamanlarına kadarki hareketli yapısıyla kâinat, sonsuz ve önüne geçilemez bir gücü gösteriyor. Bu uçsuz bucaksız yapısıyla uzay, kudretin çiçekleri olan sayısız yıldızlarla süslenmiş muazzam ve muhteşem bir tarla imajını seyredenlere verir. Büyüklüğü ile bir şaşkınlık ve tatlı bir korku hissini seyredenlere verdiği gibi, yıldız lambalarıyla yaldızlanmış haliyle de sıcak bir sevgi hissini kalplerde uyandırır. Ak enerjinin sıcaklığı ve kara enerjinin soğukluğu, ak deliklerin yapıcılığı ve kara deliklerin yıkıcılığı, güneşlerin çekiciliği ve gezegenlerin boyun eğiciliği, nesneleri yekpare hale getiren çeşitli kuvvetler ve maddenin yapı taşı atomlar, sonsuz kudretin değişik görünümleridir. Bu beliriş ve görünüşlerle uzay tarlası doğum ve ölümlerin yeri oluyor. Kâinat kitabı, itaatkârlar için himayeci, şefkatli ve güven verici; âsiler içinse, yakıcı ve acıtıcı bu sonsuz ve azametli kudretin işlerini bize okutturuyor, ders veriyor. Aldığımız dersleri de bizler, astrofizik ve kozmoloji diye ilan ediyoruz.

İlim ve irade, bu mutlak ve karşı konulmaz kudretin otoritesi içinde ve arka planda kendilerini gösteriyorlar. Bu ince manayı Kâinat Kitabı’nın tercümesi olan Kur’an şöyle dile getirir: “Güneş, kendisine tayin edilen hedefe ulaşmak için, denizde yüzen bir gemi gibi, uzayda akıp gidiyor. Güneşin bu hareketli hali, sonsuz izzet ve ilim sahibi olan Allah’ın takdiri ve programlamasıdır.” (Yâsin Suresi, 38)Kâinat kitabının en dikkatli okuyucusu, ârif ve âlimi olan Hz. Peygamber (ASM) “Ey yarattığı nesnelerle bize sınırsız kudretini tanıtan”[2] diye yaratılışın tamamını okuyup Rabbine seslenir. Hem aynı duasında Yasin Suresindeki bu âyetin sırrını şöyle açar: “Ey kudretiyle her yerde izzetini gösteren Yüce Zât!”[3] Kur’an geçen âyet ile diyor ki, güneşin hareketinde ilk göze çarpan ve çarpması gereken kudretin izzetidir. Perde arkasında ise, ilmin takdiri vardır.

Varlık âleminden canlılık dünyasına doğru gelindiğinde, bu 3 zaruri hakikatin yine var olduklarını gözlerimizle görüyoruz. Bütün canlıların DNA ve RNA’ları[4], genetik kodları ve yapıları bize İlâhî ilim ve takdiri; bütün canlıların fiziksel yapıları, bedenleri ve hareketli iç düzenleri, İlahi güç ve iktidarı; bütün canlılardaki estetik, sanatlı ve zengin özellikler ise, evrensel bir iradeyi bize gösteriyorlar. Canlılar dünyasında en bariz hakikat ve hükmeden unsur ise, ” ilim ” dir. Her bir canlı, cisimleşmiş ve gözle görünür hale gelmiş, İlâhî bir ilimdir.

Bu derin meseleyi Kur’an şöyle anlatır: “İnsan, Bizim onu bir üreme hücresinden yarattığımızı nasıl da görmedi! Kalktı, bir de Bize hasım kesildi. Kendi yaratılışını unutarak Bize meydan okudu ve dedi: ‘ Şu çürümüş ve toz haline gelmiş kemikleri kim diriltecek?!’ Ey Muhammed sen hakikatin gücü ve ışığıyla de ki: ‘ Onları ilk defa Kim yaratmış ise onları O diriltecek. Çünkü O, bütün yaratma modelleri ve şekillerinin ilmine sahiptir.” (Yasin Suresi, 77-79) Kemikler ve canlılar, ezelden beri var olmadıklarını, belirli bir süre önce bir sistem dâhilinde yaratıldıklarını düşünen ve gören birisi bu meydan okumayı yapamaz. Fakat düşünce yapısı sağlıksız olunca bu meydan okuma yapılabiliyor.

Eymen AKÇA

[1] Bu hakikatten dolayı yaşadığımız fâni dünya gibi bâki Âhiret âlemleri de bu sırlarla kurulacak.

[2] Cevşenü’l-Kebîr, 56. Bab, 10. Ukde.

[3] Cevşenü’l-Kebîr, 81. Bab, 4. Ukde.

[4] Bu mütevazı yazıyı okuyan sevgili kardeşlerim! Şu soruyu kendinize bir sorun: Bu DNA ve RNA’lardaki bilgi Kimin Bilgisi? Sayısız çekirdeklerde, tohumlarda, yumurtalarda, üreme hücrelerinde bilgisini ve bilgisi ile mükemmelliğini bizlere gösteren Kim? Bize Kendini tanıtan Kim? Doğru soru Hakikati buldurur. Bu doğru soruları akıl ve vicdanınıza sorunuz. Tâ ki Hakikat bir güneş gibi dünyanızda doğsun ve tulu etsin.

2 tane yorum yapılmış

  1. İlhan dedi ki:

    Yaratiliş sırlarını dikkatle ele alan yazinizi Çok istifade ederek okuyoruz, yazılarından dolayı Eymen Akça beyi tebrik ediyoruz.Yazilarin devamını bekliyoruz…

    • eymen akca dedi ki:

      Bu konu hakikaten çok önemlidir; dinin temeli olan bir mevzudur. Tevhidin temel taşıdır. Bu yazı ile bu muazzam mesele-i tevhide bir nebze temas etmiş olduk. Mevzuun hakkını vermek için binlerce cilt kitap yazmak ve işin daha da derinliklerine inmek lazım. Tâ ki hakikat, gözümüz ve gönlümüzde netleşsin.

Sende yorum yazabilirsin