İlk Yaratılan Şey Nedir?

Ebû Hafsa’dan (rivayet edildiğine göre); Ubâde İbn Sâmit (kendi) oğluna:

Ey oğulcuğum. (Kaderinde) sana isabet eden şeyin (sana ulaşmakta) şaşmayacağını, (kaderinde) sana isabet etmeyen şeyin de sana erişemeyeceğini (iyice) bilmedikçe hakiki imanın tadını bulamazsın. (Nitekim ben) Rasûlullah’ı (asm) (şöyle) derken işittim:

Allah’ın ilk yarattığı şey kalemdir. (Yüce Allah kalemi yaratınca) ona: Yaz! Emrini verdi. (Kalem): Ey Rabbim neyi yazayım, dedi (Yüce Allah da:) Kıyamet kopuncaya kadar (olacak) her şeyin kaderini yaz! Buyurdu.

Ey Oğulcuğum! Ben Rasulullah’ı (asm); “Bundan başka (bir inanç) üzerinde ölen kimse benden değildir” derken (de) işittim.

Her ne kadar bu hadis-i şerifte, ilk yaratılan şeyin bütün yaratıkların kaderlerinin kendisiyle Levh-i Mahfuza yazıldığı kalem, olduğu ifade ediliyorsa da bu öncelik nisbîdir. Yani Arş ve suyun dışındaki yaratıklara nisbetledir.

Arş ve su bu kalemden daha önce yaratılmıştır. Hatta rüzgârlar da bu kalemden önce yaratılmıştır. Gerçekte ilk yaratılan nur-u Muhammedî’dir. (Sünen-i Ebu Davud)

Aclûnî, Cabir’den (ra) şöyle bir hadis nakletmektedir: “Babam anam sana feda olsun ya Resulullah, Allah’ın eşyadan önce yarattığı ilk şeyin ne olduğunu bana haber ver” dedim: Resulullah (asm) şöyle dedi: Ey Cabir! Allah Teâlâ, eşyayı yaratmadan evvel kendi nurundan senin nebinin nurunu yarattı” Bu nur, Allah’ın dilediği şekilde onun kudretiyle deveran ediyordu. Bu vakitte, Levh, Kalem, Cennet, Cehennem, Mülk, Sema, Yer, Güneş, Ay, Cin ve İnsan ortalarda yoktu.

Ne zaman ki Allah, mahlûkatı yaratmayı diledi; bu nuru dört parçaya böldü. Birinci bölümden kalemi, ikincisinden levh’i, üçüncüsünden de Arş’ı yarattı. Sonra da dördüncü bölümü tekrar dört parçaya ayırdı. Bunun ilk parçasından Hameletül Arş’ı, ikincisinden Kürsi’yi, üçüncüsünden de kalan melekleri yarattı. Sonra da dördüncü parçayı tekrar dört kısma ayırdı. Bunların ilkinden gökleri, ikincisinden yerleri; üçüncüsünden de Cennet’i ve Cehennem’i yarattı. Dördüncü kısmı tekrar dörde böldü. Birinci bölümle müminlerin gözlerinin nurunu, ikincisiyle marifetullah (Allah bilgisi) olan kalplerin nurunu, üçüncüsüyle de Kelime-i Tevhidi yarattı”. Aclûnî’nin naklettiği bu hadisi Abdurrezzak, İbn Cabir’den rivayet etmiştir. Aclûnî, Mevahib’de de hadisin aynı şekilde rivayet edildiğini kaydetmektedir. (el-Aclûnî, Keşful-Hafâ)

Bu hadis ve diğer bazı hadisler çerçevesinde Arş’ın Kalem’den önce yaratılışı hakkında ihtilafların varlığı zikredilmiş ve hadiste geçen nur’un ne anlama geldiği açıklanmaya çalışılarak, yanlış bir anlamanın önüne geçilmek istenmiştir: Allah Teâlâ için muhal olduğundan dolayı O’nun nurundan kastedilen, kelimenin zahirine göre, O’nun zatıyla kaim olan bir nur değildir. Çünkü nur ancak cisimlerle birlikte var olabilir. Burada kastedilen, Muhammed’i, nurundan önce yaratılmış bir nurdan var ettiğidir. Buna ek olarak şu ihtimal de eklenebilir. Muhammed’i yarattığı nur, O’nun zatıdır. Ancak bu, Muhammed’in yaratıldığı nurun madde olduğu anlamında değildir. Aksine Allah Teâlâ’nın, hiç bir şeyi aracı kılmadan, nuru yaratması hakkındaki iradesine ilişkin bir manası vardır. (Aclûnî)

(Şamil İslam Ansiklopedisi)

Sende yorum yazabilirsin