İmanımıza Leke Sürmeden Yaşamak

1. Ehl-i Tevhid ve Ehl-i Kıble olan bütün mü’minler kardeştir.

2. Bütün mü’minler tek bir ümmet meydana getirirler.

3. Her mü’minde Ümmet şuuru bulunmalıdır.

4. Bir mü’mindeki herhangi bir mezhebe, tarikata, cemaate, gruba, zümreye, fırkaya, hizbe mensubiyeti varsa? Başkalarını tenkit etmemek şartı ile şuur ve asabiyeti; ondaki ümmet şuur ve hassasiyetinden üstünse. mü’minde bu hisler çok yanlıştır. (Bu hususta Bediüzzaman hazretlerinin sözü çok ilginç! Her mümin benim cemaâatım daha güzeldir diyebilir, fakat güzel yalnız benim cemaatimdir demeye hakkı yoktur.)

5. Kendisinden çıkan böyle bir itikat, söylediği böyle bir sözü, yazdığı böyle bir yazı veya yaptığı böyle bir iş , vazifeli ve selahiyetli gerçek bir müftü tarafından ispat edilmeden ve bu fetva, yine yetkili ve vazifeli bir karar mercii tarafından şer’î hüküm ve ilam haline getirilmeden hiçbir mü’min başkasını suçlayamaz hele kat’iyyen tekfir edemez. Biz hüsni zanmla memuruz, Çok dikkat etmeliyiz, Bir mü’mini haksız ve yersiz olarak tekfir edenin kendisi kâfir olur.

6. Müslümanları amelî olarak birleştiren şey cemaatle kılınan beş vakit namazdır. Camiler, Ümmet’in günde beş kez toplandığı meclislerdir. Her mezhebe, her meşrebe, her tarikata, her cemaate mensup mü’minler bu mekânda saf tutarak Allah’a ibadet ederler. Nakşîsi, Kadirîsi, Rufaîsi, Risale-i Nur talebesini,  Muhyiddin Arabî’yi seven, velhasıl her fırkaya ve gruba mensup mü’min namaz vaktinde camide bir araya gelir, saf tutar ve ibadet eder. Birlik böyle olur. Onlar camide birleşmiştirler, onlardan hangisinin i’tikatlarında hata varsa? O başka mes’eledir. O kendisi ile Allah arasındadır.

7. İslâm dininin ve şeriatının asıl, temel, esasi, muhkem hükümleri ve ilkeleri bellidir. Mü’minler bunları kabul edip bunlarda hataları yoksa kurtulurlar. Bu hükümlerde, yani esasatta  ictihad yapılamaz, tartışılınmaz. Muhkem olan ahkâmın dışında müteşabihat, muhtelefün fih yani dinımızde:( Üzerinde tartışılan meseler vardır. Fakih olmayan, tabakat-i fukaha içinde bulunmayan sıradan mukallid Müslümanların müteşabihat, muhtelefün fih mesail konusunda müzakere yapmaları, tartışmaları, çekişmeleri kesinlikle caiz olamaz.

8- Kur’ân’da meâlen “Allah katında en üstün olanınız, en faziletliniz en takvalı olanınızdır” buyurulmuştur. Takva ilimle, irfanla, ahlâkla, faziletle olur. Mü’minlerin derecelerinin üstünlüğü şu veya bu mezhebe, tarikata, meşrebe, cemaate mensup olmakla değil, takva iledir. İ’tikatta hata olmamak şatıyladır. Üç ayrı tarikata mensup üç Müslüman var; biri Nakşî, biri Şazelî, biri Bedevî tarikatine mensup. Bunların hangisi üstündür? Takvası en fazla olan üstündür. Mü’minler bu ölçüyü, bu kıstası hiç unutmamalıdır.

Kur’anı Kerimden zamanın ihtiyacına göre 350.000 tefsir çıkıp meydana gelmiştir. Allah katında Bunların dereceleri ayni olmayabilir Müfessirlerin çalışma esnasında niyeti halisanelerine bakılır ona göre onlara derece verilir. Mesela günümüzde çok tefsir mevcuttur. Fakat asrımızın ihtiyacına noksansız cevap verecek tefsir, Risale-i Nur eserleridir. Zaten mübarek yazarın Âlimler tarafından kendisine verilen Bediüzzaman unvanı Bu zata anlamaya kâfidir. 3 ay tahsil ile 14 yaşında bu unvanı alabilmek ve ondan sonra genç yaşında İstanbula gelip Fatih semtinde Şekerci Han isimbi bir Handa kiraladığı bir odanın dış tafında “ Burada her suruya cevap var biz kimseden soru sormuyoruz” yazarak bütün müderrisleri şaşırtmış ve gazeteler büyük puntalar ile Üstad hazretlerini medh-ü sena etmişler. bir Sempoziyumda Profesorlerden biri: ( araştırdık Türkiyede bu eserleri 20.000.000 kişi okuyormuş demişti. Ve Üstad Risalereri yazdığı esnada yanında Kur’anı Kerimden  başka eser olmadığı halde, bu eserler bu gün 57 dile tercüme edilen eserler olabilmeri   Risale-i Nurlar harika eserler olduklarını gösteriyor. Evet, fen hakim olduğu bir devirde ispat hakim olduğunu kimse inkar edemez. Tabiatçilik fikri veren okullarda tahsil görüp ateist olan birine hangi ayeti okursun? Yok kardeş ona ayet okuyamazsın Onun karşısına 2×2=4 eder derecesine inkar edilemez delillerle çıkacaksın, ancak böylece vazifeni yapmış olursun. Ayeti kerimeler ve Hadisi şerifler yalınız imanlı insanlara okunur. Bu sebepten Risale-i Nurlardan faydalanmaya çalışanların % 80 ni fen tahsil etmiş kimseler olduğundan Bediüzzaman Hz. ri Zatın ortaya serdiği bu inkâr edilmez delilleri ortaya sermek kolay bir iş değildir. Risale-i Nur eserleri müstesna eserlerdir. Hapishanede, sürgünlerde, savaş esnasında yazılan eserleri muannidlerden başka herkes kabul etmesi harika eserler demek olduğunu gösteriyor.

9. Evet bütün mü’minler bizdendir. “Şu Müslüman bizden, bu Müslüman bizden değil…” gibi ayırımlar yapmak bizim için  tehlikelidir. Onun i’tikadında hata varsa Allahla kendisi arasında bir husustur

10. Sağlam imanlıda esas olan ilim, irfan, takva, ihlas, istikamet, ahlâk, edeb, fazilet, cömertlik, hayır ve hasenat, büyük ve küçük cihad yapmak ve bunlar gibi hasletlerdir. Mücerret (sadece) sakalla, sarıkla, cübbe ile, tac ve hırka ile, görünüşle, basit alametlerle, İnsanın fazilet, derece yüksekliği alamaz. Kimse kendini aldatmasın, kimse aldanmasın.

11. “Müslüman o kimsedir ki, diğer Müslümanlar onun dilinden ve elinden emîn (güvenlikte) olurlar.” (Hadîs-i şerif)

12. Nefs-i emmâresine (benliğine) tâbi bir Müslüman iyi, vasıflı, güçlü, üstün bir Müslüman olamaz.

13. Mü’min kişi, mü’min kardeşini hor ve hakir görmez.

14. İman kardeşliği, Allah’ın kurmuş olduğu bir kardeşliktir. Kur’ân’da “Hiç şüphe yok ki, bütün mü’minler kardeştir” mealinde ayet vardır. Bu kardeşlik, talakı olmayan (boşanmaları vuku bulmayan) bir nikâh gibidir. Hiçbir mü’minin, diğer bir mü’minle iman kardeşliği bağını kopartmaya hakkı yoktur. Yalınız i’tikadındaki bozukluğunu ortaya sermiş ise o başka meseledir 

15. Mezhep, meşreb, tarikat, görüş, tercih bakımından paralel olan mü’minler kardeştir; aralarında mezhep, meşreb, tarikat, tercih ihtilafı olan mü’minler ise “Has kardeştir”. Aksi taktirde şeytan onları istilâ eder de rezil olurlar, rezilliklerinden de haberleri olmaz. ( Bunuda unutmayalım ki: Her mümin işi ile ameli ile Müslümanlığının derecesini ortaya serer. Sokakta yürürken hanımından belli olur. Sokakta yürüyen kızları açık saçık mı örtülümü, bu erkeğin Müslümanlığı onları din ile bağlanma derecelerine göre  belli olur. Çükkü Alla Kur’anı Kerimde: “Ey iman edenler kendinizi ve âilenizi yakıtı insan ve taş olan cehennem ateşinden koruyun buyuruyor

16. Allah’ın birbirini kesin şekilde kardeş yapmış olduğu mü’minler arasında ihtilaf ve çekişme zuhur ederse onların aralarını bulmak, barıştırmak, kardeşliği pekiştirmek gerekir.

17. Kendi şahsî ihtirasları, menfaatleri, nüfuzları, çıkarları,  uğrunda mü’minleri birbirine düşman edenler çok şerli, çok kötü kişilerdir. Böylelerinin tuzaklarına düşmemek gerekir.

18. Peygamber aleyhissalatü vesselama üç kere peş peşe “Din nedir?” diye sorulmuş, o da cevaben üç kere “Nasihattir…” buyurmuştur. Tashih-i itikad, namaz, cemaat, ahlâk, fazilet, takva, azgınlıklardan kaçınmak gibi hususlarda Ümmet-i Muhammed’e devamlı şekilde nasihat edilmesi gerekir. Bu nasihat terk edilirse büyük bozukluklar fitneler, fesatlar zuhur eder, İslâm toplumunun düzeni bozulur. Evet Mü’minin vazifelerinden biri de: “Emri maruf nehyi anil’münkerdir” 

19. Bir insanda, öncelikle iman alametlerine bakılır. Mü’min olduğuna delalet eden tarafları varsa mü’mindir, artık küfür tarafına bakılmaz.

20. Akıllı, terbiyeli, firasetli, hikmetli, edebli mü’minlerin, meşreb ve tarikat konusunda bazı kardeşlerini üzecek, öfkelendirecek şekilde konuşmamaları gerekir.

21. Peygamberler dışında herkes hatâ edebilir, yanılabilir.

22. Başkalarını tenkit eden, ayıplayan, kendisini hatasız sanan kimselerde hayır yoktur.

23. Gerçek müftüler, kendilerinden bir fetva istendiği vakit, şayet o konuda çeşitli fetvalar varsa, soranın durumuna en uygun ve en şefkatli olan fetvayı ve ruhsatı vermelidir. Kolay, eşfak, evfak fetva varken, kişiyi kaldıramayacağı bir zora sokmak münasip olmaz. Dinimiz, kolaylık dinidir.

24. Ahir zamanda yaşıyoruz. Herkes azimet yolundan gidemez.

25. Birbirlerini tanıyan mü’minler telefonla, mektup yazarak, kart atarak aralarındaki iman kardeşliğini pekiştirmelidir. Rahatsız etmemek şartıyla telefonla hal hatır sormalıdır. Yine rahatsız etmemek şartıyla birbirlerini ziyaret etmelidir. Zamanımızda telefon yaygın hale gelmiştir. Mutlaka önceden randevu alınmalı, haber verilmelidir.

26. İman kardeşliğini pekiştirmek için, maddî ve malî imkânlar derecesinde küçük, fakat değerli hediyeler verilmelidir. En değerli hediyeler faydalı kitaplardır. (Dikkat edilecek husus: Hediye edilecek kitaplarda İslâm dininin esaslarına, itikada, ahlâka aykırı hususlar bulunmamalıdır.

27. İslâm dini tecessüsü yasaklamıştır, yani mü’minler birbirlerinin gizli ayıplarını, kusurlarını, günahlarını araştıramazlar. Biz ancak açıkta olan kötülüklerle mücadele ederiz, kardeşlerimizin gizli ayıplarını araştırmayız. Hadîs-i şerifte “Bir din kardeşini, bir ayıbından dolayı ayıplayıp kötüleyen kimsenin canını almaz, ta ki ayni ayıbı kendisine vermeden Allah almaz” buyrulmuştur.

28. Din ve iman kardeşliği hukukuna riayet etmeyen Müslüman toplumlar bozulur, içlerinde tehlikeli ihtilaflar zuhur eder, birlikleri yıkılır ve çeşitli afet, azap şeklini alır.

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin