Meşveret ve şûrânın enfüsî mütalâası

Meşveret ve şûrânın enfüsî mütalâası

İçtimaî konuların tanziminde, âyetten alınan en mühim ders meşverettir.

Allah’ın emri olma noktasından da meşveret bir ibadettir. Resul-i Ekrem’in (asm) hayatı pahasına tatbik ettiği sağlam bir sünnetidir. Üstadımın da, âyet ve hadise dayanarak ısrarla vurguladığı, hizmetin selâmeti noktasından olmazsa olmazı anlamında ehemmiyet verdiği bir esastır.

Rahmetli Zübeyir Ağabeyin Üstadımızdan tevarüsle, hizmetin tanziminde en esaslı karar organı, Risale-i Nur’un şahs-ı mânevisini temsil eden ve amir makam olan meşveret heyeti ve şûrâdır.

Meşveret hür bir zeminde yapılmalıdır. Her müşavir, fikrini serbestçe, ama müşavere kurallarına uygun olmak kaydıyla söyleyebilmelidir. Âyetin ve hadisin emri gereği meşverete ehil, görüşülecek konuya muhatap kişilerle hakkı verilerek meşveret edilmelidir. Meşveret heyeti bir takım grup ve kanaatlerin tasdik makamı olmaktan azade olarak her bir üyenin fikir ve kanaatini çekinmeden ifade edeceği kalitede olmalıdır. Şûrânın üyeleri, hizmetin her bir meselesi ile alâkadar, tenkide müheyya, hatayı kabul etmez, yalanı çok çirkin görür bir heyet olmalıdır. Bu hakikatler ile meşveret adam harcama yeri olmamalı, yerinde adam istihdam etme makamı olmalıdır.

Nur Talebesi, hayatı ve içerisindekileri, maharet ve salâhat zaviyesinden değerlendirdiği için meşverette de salâhat önemli olmakla beraber Nur Risalelerinin meslek ve meşrebinin doğru idrakî ve yorumu da kesinlikle ehemmiyetlidir. İşte bu noktadan meşverete seçilecek kişinin ehl-i takva olmasıyla beraber meslek ve meşrep prensiplerinin yorumu ve uygulamasında mahir olmasına dikkat edilmelidir.

Meşveret edilecek insanın şahsiyeti çok önemlidir. Yeni Asya Nur Cemaatinin meşveret heyetine ve yönetim kuruluna seçilecek kişi evvelâ bütünüyle Risale-i Nur’a fevkalâde vakıf olmalıdır. Bu noktadan meşverete dâvet edilen kişi, Risale-i Nur prensiplerinin imbiğinden süzülmüş ölçü ve vasıfları kişiliğine, karakterine sindirebilmiş, yerleştirebilmiş olmalıdır. Hayatın içerisindeki hadiseleri, şahıs ve vesilelerin değil, hizmetin selâmeti açısından değerlendirecek kapasitede olmalıdır. Heyet ve kurula seçilmeyi genel seçim havasıyla karıştırmadan, kendisinin değil de gerçekten ehil kardeşlerinin tensip edilmesinin daha doğru olacağı kanaatinde samimî olarak, menfaatini ve kendisini geri, ehil kardeşini ileri tutabilmelidir. Ama seçilerek meşverete gitme görevini de bir hizmet bilerek o şuurla kabullenmelidir.

Özgeçmişi, kişiliği, özgüveni, idarecilik ve müdebbiriyette yeterliliği, ileri görüşlülüğü, başkalarının etkisinde kalmaması, kararlı olması, alınan kararlara uyması, malî ve ailevî konularda mümkünse probleminin olmaması, mütevazı kişiliğe sahip özellikleri olan kişiler seçilmelidir. İşin özü meşvereti hakkıyla yapacak kişi seçilmelidir.

Meşveret, her meselemize hâkim olmalıdır. Dolayısıyla hadiselerin ve alınan kararların üzerinde kaderin de kararı ve hükmünün olduğu unutulmamalıdır. İmtihan dünyasında bitmeyecek olan ihtilâf ve fitnenin en az zararla atlatılması istikametinde feraset ve belâgatle hareket edilmelidir. Tarihin sürekli tekerrür ettiği gerçeğinden hareketle bazı hadiseler yaşanmadan ders alınamayacağı da unutulmamalıdır.

Her ne yaşanırsa yaşansın cemaatin uhuvveti, tesanüdü esastır. Fikir ve kalbe danışılarak, münakaşasız şekilde yapılan meşveretler her zaman ehemmiyetle muhafaza edilmelidir. Bu noktadan her meşveret heyeti adayı ve üyesi Ümmet-i Muhammedi (asm) sahil-i selâmete çıkaran geminin hademesi olduğunu katiyen unutmadan, meşveret heyetine veya yönetim kuruluna seçilmeyi bir hizmet makamı bilip, nefsine de makam sahibi olmadığını aksine hizmetkâr olduğunu kabul ettirmelidir. Bu cümleden hareketle cemaat içerisinde “Yönetim kurulu üyesi ağabeyimiz” şeklindeki takdimler, kişiyi uçurmaya değil sorumluluk altına girmeye ve daha fazla şuurlu olmaya hazırlamalıdır. Bu nev’î takdimlerde cemaat de dikkatli ve hikmetli olmalıdır.

Sistem dışı çare aramak,  tahribattır. Sistem içi çözüme odaklı olmak dâvâ adamının şiarıdır. Eski halin artık muhal, yeni halin ise izmihlâl değil, aksine şûrâ olduğunu, bedellerini ödeyerek dersimizi aldık. Haklı şûrâmız bütün kuvvetini, haktan, tesanütten ve ihlâstan almaktadır.

Mehmet ÇETİN

www.NurNet.Org

Sende yorum yazabilirsin