Miraç Geceniz Mübarek Olsun!

Resulüllah (S.A.V.)’ın Miraç Mucizesi

İsrâ ve Miraç hadisesi; nübüvvetin 12. Yılında, 621 yılı başlarında, Hicretten bir veya bir buçuk yıl önce (bu konuda çeşitli ihtilaflar vardır), Recep ayının 27. gecesinde Hz. Muhammed (s.a.v.) Efendimiz’in Mescid-i Haram’dan başlayıp Mescid-i Aksâ’ya, oradan da Sidretü’l-Münteha’ya ve huzur-u Rabbil Âlemin’e kadar devam eden bin bir hikmet ve sırlarla dolu olan yolculuğudur.

Kuran-ı Kerim’de Allah-u Teâlâ (c.c.) şöyle buyurmaktadır:

“Kulu Muhammed’i geceleyin, Mescid-i Haram’dan kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah, her türlü noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki her şeyi hakkıyla işiten, hakkıyla gören O’dur.” (İsra suresi:1)

Miraç, Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz’in en büyük koruyucusu olan amcası Ebû Tâlib ile maddeten ve mânen her zaman yanında bulunan zevce-i tâhiresi Hz. Hatîcet-ül Kübra validemizin vefat etmeleriyle sıkılan ve üzüntü içinde bulunan Peygamberimiz (s.a.v.)’in “HÜZÜN YILI” olarak bilinen bu zamanda huzur-u İlâhîye çıkmasıdır.

Mekkeli müşriklerin ablukasının da devam ettiği bu dönemde Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz’in Miraç hadisesiyle rahatlaması, bunlara gösterilen sabrın mükâfatlandırılmasıdır.

Cenabı Allah, lütuf ve keremiyle şereflendireceği kullarını (Peygamber de olsa) çeşitli imtihanlardan geçirir. En büyük mükâfatlara nail olan peygamberler de herkesten daha çok meşakkatlerle karşılaşmışlardır. Tabi ki en büyüğüyle de, Efendimiz maruz kalmıştır. Allah (c.c.), tebliğ esnasında karşılaştığı her sıkıntıya göğüs geren ve İslâm’ın yayılması uğrunda her fedakârlığa katlanan Sevgili Kulunu ve Habibini bu Miraç hadisesiyle mükâfatlandırmıştır.

Miraç hadisesi, gerek Rasulüllah(s.a.v.) ve gerekse sahabeler için, o hüzün döneminde büyük bir sevinç ve teselli kaynağı olmuştur.

Miraç kelimesi, Arapçada merdiven, yukarı çıkmak, yükselmek anlamlarını dile getirir. İslam’da ise Hz. Muhammed (s.a.s)’ in göğe yükselerek Allah’ın huzuruna kabul edilmesi olayıdır. Bu da, bu yolculuğun ardından, Resulüllah’ın yüksek gök tabakalarına çıkması, sonra insan, cin, melek ve diğer mahlûkatın bilgilerinin tükendiği sınıra ulaştırılması anlamında kullanılmaktadır.

Bu büyük mucizeyi anlatan olayın iki aşaması vardır:

1- Hz. Muhammed (s.a.v.) Mescidül Haram’dan Beyt-ül Makdis’e (Küdüs) götürülür. Kuran’ın andığı bu aşama, gece yürüyüşü anlamında İSRA adını alır.

2- Miracın ikinci merhalesi de Mescid-i Aksa’dan başlayarak semanın bütün tabakalarından geçip tâ İlâhi huzura varmasıdır. Buna da MİRAÇ denilir. Bu safha da Necm Suresinde şöyle’ anlatılır: “O ufkun en yukarısında idi. Sonra indi ve yaklaştı. Nihayet kendisine iki yay kadar, hatta daha da yakın oldu. Sonra da vahyolunacak şeyi Allah kuluna vahyetti. O’nun gördüğünü kalbi yalanlamadı. Şimdi O’nun gördüğü hakkında onunla mücadele mi edeceksiniz? And olsun ki onu bir kere daha hakiki suretinde gördü. Sidre-i Müntehâda gördü. Ki, onun yanında Me’vâ Cenneti vardır. O zaman Sidre’yi Allah’ın nuru kaplamıştı. Gözü ne şaştı, ne de başka bir şeye baktı. And olsun ki Rabbinin ayetlerinden en büyüklerini gördü.” (Necm Suresi, 7-18.)

İslam Bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre Miraç olayı, uyanıkken hem ruh, hem de bedenle gerçekleşmiştir.

Hadislerden alınan bilgilere göre, Hz. Muhammed (s.a.s), Kâbe’de Hatim’de ya da amcasının kızı Ümmühani Binti Ebi Talib’in evinde yatarken Cebrail (a.s.) gelip göğsünü yarıyor, kalbini Zemzem suyu ile yıkadıktan sonra içine iman ve hikmet dolduruyor. “Burak” adlı bineğe bindirilerek Beyt’ül-Makdis (Küdüs)’e getiriliyor. Burada Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa ve diğer bazı peygamberler tarafından karşılanıyor. Hz. Muhammed (s.a.v) imam olarak diğer peygamberlere namaz kıldırıyor.

Hz. Muhammed (s.a.v.), Küdüs’te Cebrail (a.s.) ile beraber göğe yükseliyor. Göğün ;

1. katında Hz. Adem,

2. katında Hz. İsa ve Hz. Yahya,

3. katında Hz. Yusuf,

4. katında Hz. İdris,

5. katında Hz. Harun,

6. katında Hz. Musa ve

7. katında Hz. İbrahim ile görüşüyor.

Cebrail (a.s.) ile beraber yükselişi Sidretü’l-Münteha’ya kadar sürüyor. Cebrail (a.s.): “Buradan bir parmak ucu ileri geçecek olursam yanarım” diyerek Sidretü’l Münteha’da kalıyor. Hz. Muhammed (s.a.v) buradan itibaren “Refref” adlı başka bir binekle yükselişine devam ediyor. Bu yükseliş sırasında Cennet ve nimetlerini, Cehennem ve azabını müşahede ediyor. Sonunda Allah (c.c.)’nün huzuruna kabul ediliyor.

Burada Cenab-ı Allah (c.c.) tarafından Kendisine, ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların Cennet’e gireceği müjdelendi, Bakara suresinin son ayetleri verildi ve beş vakit namaz farz kılındı. Yeniden Refref ile Sidretü’l-Münteha’ya, oradan Burak’la Kudüs’e, oradan da Mekke’ye döndürüldü.

Hz. Peygamber (s.a.v) ertesi günü Miraç olayını anlattı. Olayı duyan müşrikler yoğun bir kampanya başlatarak Hz. Peygamber (s.a.v)’i suçlamaya, alaya almaya başladılar. Bu kampanya bazı Müslümanları da etkileyerek şüpheye düşürdü. Olayın gerçek olup olmadığını araştırmak isteyenler Beytü’l-Makdis’e ve Mekke’ye gelmekte olan bir kervana ilişkin sorular sorarak Hz. Peygamber (s.a.v)’i sınadılar. Hz. Peygamber (s.a.v)’in verdiği bilgilerin doğruluğu Müslümanları şüpheden kurtardıysa da müşriklerin inatlarını kırmaya yetmedi. Miraç olayı inatlarını ve düşmanlıklarını artırarak onlar için bir fitne nedeni oldu. Bu olay karşısındaki tutumu nedeniyle Hz. Ebu Bekir, Hz. Peygamber (s.a.v)’e “Sıddik” lakabıyla onurlandırıldı. Hz. Ebu Bekir olayı kendisine anlatarak hala inanmaya devam edip etmeyeceğini soran müşriklere “O söylüyorsa şüphesiz doğrudur” cevabını vermişti.

Miraç olayının gerçekleştiği gece, Müslümanlarca kadir gecesinden sonra en kutsal gece sayılmış ve bu gecenin ibadetle ihyası gelenekleşmiştir.

Üstad Bediüzzaman Hazretleri de, Peygamberimizin Miracı konusunda 31. Sözde şöyle açıklamada bulunmaktadır:

“Mi’rac-ı Nebeviyyeye dairdir (A.S.M.)

İHTAR: Mi’rac mes’elesi, erkân-ı îmâniyenin usûlünden sonra terettüb eden bir neticedir. Ve Erkân-ı îmâniyenin nurlarından medet alan bir nurdur. Erkân-ı îmâniyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı elbette bizzat isbat edilmez. Çünkü: Allahı bilmeyen, Peygamberi tanımayan ve melâikeyi kabûl etmeyen veya semâvatın vücudunu inkâr eden adamlara Mi’racdan bahsedilmez. Evvelâ o erkânı isbat etmek lâzım geliyor. Öyle ise biz, Mi’racda istib’ad ile vesveseye düşen bir mü’mini muhatap ittihaz ederek, ona karşı beyan edeceğiz. Ara-sıra makam-ı istimâda olan mülhidi nazara alıp serd-i kelâm edeceğiz. Bazı sözlerde hakikat-ı Mi’racın bir kısım lem’aları zikredilmişti. İhvanlarımın ısrarı ile ayrı ayrı o lem’aları hakikatın aslıyla birleştirmek ve Kemalât-ı Ahmediyenin (A.S.M.) cemâline birden bir âyine yapmak için, inâyeti Allah’dan istedik.

…Bir abdini bir seyahatta huzuruna dâvet edip, bir vazife ile tavzif etmek için, Mescid-i Haram’dan mecma-ı Enbiya olan Mescid-i Aksâya gönderip, enbiyalarla görüştürüp, bütün Enbiyaların usûl-ü dinlerine vâris-i mutlak olduğunu gösterdikten sonra, tâ Sidret-ül Müntehâ’ya, tâ Kab-ı Kavseyn’e kadar mülk ve melekûtunda gezdirdi.

İşte çendan, o bir abddir ve o seyahat, bir mi’rac-ı cüz’îdir. Fakat bu abdin, bütün kâinata taallûk eden bir emanet beraberindedir. Hem şu kâinatın rengini değiştirecek bir nur beraberdir. Hem saadet-i ebediyenin kapısını açacak bir anahtar beraber olduğu için, Cenâb-ı Hak kendini, «bütün eşyayı işitir ve görür» sıfatıyla tavsif eder. Tâ o emânet, o nur, o anahtarın cihan-şümul ve muhît ve umum kâinata âmm ve bütün mahlûkata şâmil hikmetlerini göstersin.”

 

Mi’racın netice ve faydaları:

Hadsiz fayda ve neticelerinden en mühim beş tanesi şunlardır:

1- Gaybî olarak inandığımız Allah, melekler, cennet ve cehennem gibi bütün iman esaslarının hak ve gerçek olduğunu insan nev’ini temsilen insanların en yücesi görüp gelmiştir.

2- Başta beş vakit namaz olarak İslâmiyet’in esaslarını, cinlere ve insanlara hediye getirmiştir.

3- Vaat olunan ebedî ahiret saadetini bizzat görmüş ve ebedî saadetin varlığının hak olduğu müjdesini cin ve inse hediye etmiştir.

4- Allah’ın cemalini görmek meyvesini kendi aldığı gibi, o meyvenin her mümine dahi mümkün olduğunu, cin ve inse hediye getirmiştir.

5- İnsan, kâinat ağacının en kıymetli meyvesi olduğu ve Allah’ın en sevgili kulları oldukları, Mi’rac ile anlaşılmıştır.

Mescid-i Aksa’nın bulunduğu Kudüs ve etrafı; Mübarek, mukaddes topraklardır.

Kudüs, Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’den sonra üçüncü kutsal şehirdir. Kâbe, yüce Allah (c.c.) tarafından kıble olarak tayin edilmeden önce Müslümanlar namazlarını Mescid-i Aksa’ya yönelerek kılarlardı. Mescid-i Aksa, hem Müslümanlar, hem de Yahudi ve Hıristiyanlarca da mukaddes beldelerden sayılır. Kudüs ve çevresi, mübarek kılınmıştır. Yüce Allah (c.c.) bu mıntıkayı dini ve manevi bakımdan şereflendirmiş, maddî yönden de bağlar, bahçeler ve nehirlerle bereketlendirmiştir.

Cenab-ı Allah (c.c.), bütün Müslümanlara birlik ve beraberlik nasip eylesin. Onlara şuur versin. Yüce Rabbimiz, O Miraç sahibinin hürmetine, kendisine ulaştıracak manevi miraçları bizlere ihsan eylesin. Amin…

***** MİRAÇ KANDİLİNİZ MÜBAREK OLSUN *****

Ahmet Tanyeri – DİYARBAKIR

www.NurNet.org

1 tane yorum yapılmış

  1. mehmet dedi ki:

    HEYECAN VERİCİ BİR KONU
    HEYECAN VERİCİ BİR YAZI
    AYRICA RENKLERİN YAZIDA KULLANILMASI DA GÜZEL OLMUŞ KANAATINDEYİM.

Sende yorum yazabilirsin

%d blogcu bunu beğendi: