Muhasebe zamanı

Mehmet Abidin Kartal

Muhasebe, ekonomik faaliyetlerde bulunan işletme ve şirketlerin mali nitelikteki işlemleri ve olayları para ile ifade edilmiş şekilde kaydeden, sınıflandıran, özetleyerek rapor eden ve sonuçlarını yorumlayan ve analiz eden bir bilim dalıdır.

Ekonomik faaliyette bulunan kuruluşlar, yıl boyunca yaptıkları para ile ifade edilen işlemlerini belgelendirerek tutmak zorunda oldukları defterlere kaydederler. İşletmeler zaman zaman kayıtlar sonucu ortaya çıkan raporlarının sonuçlarını yorumlayarak, işletmeleri hakkında bilgi sahibi olurlar. İşletme kar mı, zarar mı etmiş, ne kadar ciro yapmış, piyasaya ne kadar borcu var, piyasadan ne kadar alacağı var, kasasında, banka hesaplarında ne kadar parası var? Bu ve buna benzer soruların cevabını muhasebe raporlarını okuyarak cevabını öğrenirler. İşletmelerin hepsi  yıl sonlarında mutlaka muhasebe raporlarının sonuçlarını yorumlayarak, yeni yıla bu yorum sonucu aldıkları kararlarla başlarlar. Alınan kararlar işletmenin hayatiyetini devam ettirebilmesi ve  daha iyi bir konuma getirmek için olur.

İşletmeler nasıl ki yıl sonlarında hesaplarının raporlarını kontrol ederek kar ve zarar durumlarını gözden geçirerek yeni stratejiler belirleyerek, yeni yılı daha verimli, karlı geçirmenin yollarını arıyorlarsa, insanlar da nefis muhasebesi yaparak hayatlarını karlı, hayırlı, güzel geçirmenin yollarını aramalıdırlar.

İnsanın en önemli özelliklerden biri sahip olduğu duygularıdır.  Bu duyguları, şefkat, sevgi, adalet, sabır, merhamet, yardımlaşma gibi sayabiliriz. İnsanın en güçlü özelliği duygularında görülebilir. İnsanın duygularının tatmini ve terbiye edilmesi onu mutlu ve huzurlu yapar. Duyguları terbiye edilmeyen insan tehlikelidir. Duygularımız imana ve küfre, hidayet ve delalete,  doğru ve yanlışa, güzel ve çirkine aynı uzaklıktadır. İnsan maddi ve manevi yapısı olan bir varlıktır. Duygular doğru kullanılırsa insanın maddi ve manevi yükselişine sebep olur. Yanlış kullanılırsa alçalmanın sebebi olur.

Nefis muhasebesi yapmak duyguları doğru kullanmanın ilk adımıdır. Yılbaşı nefis muhasebesi yapmak için bulunmaz bir fırsattır. Her bir insan, “Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?” sorularına doğru cevap vererek işe başlarsa duygularını doğru kullanmaya başlar.

Muhasebe hesap verme, hesap görme, hesaba çekme, sorgulama anlamlarına da gelir. Nefis muhasebesi, insanın yaratılış fıtratı doğrultusunda kendisini hesaba çekmesidir. İnsanın bir işe başlamadan, bir sözü söylemeden önce sonunu hesap ederek hareket etmesi, sonradan duyacağı pişmanlık ve yanlış anlaşılmalara önceden engel olması demektir.

Kainattaki kayıt ve koruma, bir muhasebe (hesaplaşmak, hesap görmek) içindir. Cenab-ı Hakkın Adil, Hakim, Hafiz ve Rakib isimleri hesap görmek için amel defteri tutulmasını ve insanın yaptıklarının harfiyen yazılmasını gerekli kılmaktadır. Koca baharın çiçekli meyveli bütün bitkilerinin amel defterleri eksiksizce tohumlarında yazılmakta ve ikinci bir baharda onlara göre eşsiz bir muhasebe içinde sayfa sayfa neşredilmektedir. Böylece kocaman diğer bir baharın, önceki baharı aratmayacak derecede yeryüzünü kaplaması Cenab-ı Hakkın Hafiz isminin ne derece şiddetle tecelli halinde bulunduğunu göstermektedir.

Hafiz (1) isminin bu yüksek tecellisi gösteriyor ki, insan için önemli bir amel muhasebe defteri açılacak, mahiyetçe en büyük, en şanlı ve en şerefli olan insanın amelleri, fiilleri, mühim bir hesap ve mizana girecek. Ona göre muamele görecek.

İnsan başıboş yaratılmamıştır. Yaptıkları Amel defterine kaydedilmektedir. Yaptıklarının hesabını verecektir. Zerre miktarı hayrın ve şerrin karşılığını bulacaktır. “İyilik, iyi, faydalı iş ve fayda” anlamlarına gelen hayır, Allah’ın emrettiği, sevdiği ve hoşnut olduğu davranışlardır. “Kötülük, fenalık ve kötü iş” demek olan şer de Allah’ın hoşnut olmadığı, sevmediği, meşru olmayan, işlenmesi durumunda kişinin cezaya müstahak olacağı davranışlardır. Deftere yazılan hayır ve şerlerin şahitleri kendi nefsinden olacaktır. Herkesin sustuğu günde kişinin kendi azaları konuşacak ve defterde yazılanlara şahitlik edecektir. Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükafatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir şer,  kötülük işlerse onun cezasını görecektir. (Zilzal Suresi 7. ve 8.ayetler)

Bir önceki yılda maddi kazançlarımızın ve giderlerimizin muhasebesini yaparak, bir sonraki yılın plan ve projelerini yapıyoruz.  Geçen yılda manevi kazancımızın kar ve zararını, hayır ve şerrini masaya yatırıp muhasebesini yapıyor muyuz? Her gün yatmadan önce o günün muhasebesini, Peygamberimizin, (sav) “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin.” hadisini hatırlayarak yapabiliyor muyuz? Hazreti Ömer’in “Ey Ömer, bugün Allah için ne yaptın?” veya ‘ben nasıl bir kulum?’ Sorusunu kendimize sora biliyor muyuz?

Zaman zaman kendi kendimize bu soruları sorup, bir iç muhasebe yapmalı ve o büyük hesaptan önce, bu dünyada iken kendimizi hesaba çekebilmeliyiz. Sorumluluk duygusuyla ve adaletiyle insanlığa örnek olmuş o büyük insan Hazreti Ömer okuduğu bir hutbede: “Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz. Amelleriniz mizanda tartılmadan önce siz onları vicdanınızda tartınız. Allah’a arz edileceğiniz büyük Hesap günü için kendinizi salih amellerinizle süsleyiniz. ‘Hepiniz Allah’a arz olunursunuz. Sizin hiç bir şeyiniz gizli kalmaz. ’ ayetini unutmayınız. Şüphesiz kendilerini dünyada muhasebe edenler için ahiret hesabı kolay olacaktır. Dünyada ölçülü yaşayan ve vazifelerini yerine getirenlerin ahiretteki sevapları ağır olacaktır.” Buyurduğu gibi; bizler de son nefesimizi vermeden ve zerre kadar şüphe duymadığımız hesap günü gelmeden kendimizi muhasebeye çekebilmeliyiz. Çünkü öldükten sonra artık o gün tövbeler kabul olmayacak ve artık hiçbir şeyin telafisi de mümkün olmayacaktır.

Yılbaşı insanlık için bir muhasebe, bir murakabe ve bir tefekkür vakti olmalıdır. Geçen bir yılın karla mı, zararla mı kapatıldığının hesap edileceği an olmalıdır. Yaklaşmakta olan ebedi yolculuğun menzilinde verilecek büyük hesap için kalan vakitler şuurlu, dikkatli, güzel ameller yaparak kullanmanın dönüm noktası olmalıdır.

Yeni yıla kavuşmak insanlar için bir ‘muhasebe’ vesilesi olması gerekirken, tam aksine, çılgınlıklara, içki tüketimine, fuhşa, hayat boyu üzüntü verecek haram anlık zevklere, yuva yıkan, maddi kayıplara neden olan kumara, çılgınca israfa ve piyangonun teşvik edilmesine vesile kılınıyor. Günler, hatta aylar kala yılbaşındaki büyük piyango kumarının tanıtım ve reklamları yapılıyor.

Her yılbaşı yaklaştığında, özellikle İstanbul’un belli piyango bayilerinin önünde uzayan kuyruklar çarpar gözüme. Sanki hayatlarının çok önemli olaylarından biriymiş gibi bilet almak için büfe önüne gelen insanlar soğuğa rağmen kuyruğa girerek, “Ne olur ne olmaz, belki piyango bana çıkar!” umuduyla paralarını yatırırlar, sonu hayal kırıklıklarıyla biteceği belli olan lüzumsuz bir hayale. Devletin vatandaşını kendi eliyle kumara alıştırması, umut satması, hatta çok komik bir şekilde piyangoyu, yani kumarı “milli”leştirmesi başlı başına irdelenmesi gereken konular arasındadır.

Kapitalizm dünyayı bir piyango arenasına döndürerek insanın işini ve aşını zehirlemiş, insanların  feleğini şaşırtmıştır. Haram zenginliğin getirdiği şeytani refahla sarhoş olmuş bir azınlık, şeytan pisliklerinin perişan ettiği büyük kitlelerin sefalet ve gözyaşları üstüne saltanat kurmuş bulunuyorlar. Bu büyük kitleler piyangoya ümit bağlayanlardır. Kapitalizm güç ve paradır. Piyango kapitalizmin uydurduğu soygun yollarından birisidir. Adil değildir. Bir işin doğruluğu adil sonuçları ile ölçülür. Kapitalist sistem insanı paranın kulu yapmaktadır.

Piyangoları kazananların hangisi mesut olabilmiştir, kim o haram paralardan hayır görmüştür ki? Piyango kazananların gazetelerin birinci sayfalarında çıkan parlak haberleri, bir müddet sonra kötü akıbetleri bildiren haberlerin yer aldığı 3. sayfalardaki haberlerle yer değiştirmiyor mu?

Piyangonun alın teri ve çalışmanın önüne geçtiğini ve medyanın da bu haksız kazancı teşvik ettiğini belirten Münir Arıkan, “Piyangodaki ikramiyeyi kazananlardan hepsinin ortak söylemi; ‘Önceki yaşantımı özlüyorum’ oluyor. Parayı hak eden, alının teriyle hak etmesi gerekiyor. Piyango ise hayatın hilesi, yanlışı ve haramı. Allah haramda şifa yaratmamış. Şifa yaratmamışsa mutlulukta yaratmaz… Son 30 yılda büyük ikramiye kazananlarının tümü intihar etti. Nasıl ki sigara paketlerinin üzerinde öldürür veya büyük zarar verir yazıyorsa, piyango biletleri üzerine; 1980 yılından itibaren piyango kazananlarının hayatlarının nasıl rezil olduğu ve o insanların artık aramızda olmadığı yer almalı… Devlet şu anda eğer vatandaşına iyilik yapmak istiyorsa. Nasıl sigarada öldürür, felç bırakır veya zarar verir gibi yazıyorsa, 1980 yılından itibaren bu 54 intihar, tecavüz, gasp ve iflas eden insanın hayatının nereye gittiği yazılmalı. 54 insandan şuan 53’ü aramızda değil. Yani para saadet getirmiyor, hayatını da götürüyor. Piyangonun herhangi bir yüzüne büyük bir şekilde bu insanlar yer almalı. Halkımız aza kanaat etmeli. Kanaat etmek, en büyük zenginlik. Milletin çalıntı parası ile hayır da yapsan, işte kursan boş. Huzurun da, aileden de ve paran da gider diyordu.(Yeni Haber Gazetesi 19 Aralık 2018)

‘Herkesin bütün saadetleri bir Rabb-i Rahim’e olan teslimiyete bağlıdır. Aksi takdirde pek çok rablere muhtaç olur.’(Mesnevi Nuriye) Bir Allah’a teslim olmayan, O’na güvenmeyenler, birçok rablere muhtaç oluyorlar. Bunların başında da parayı kendilerine rab edinenler geliyor. Paranın haksız yollardan kazanılması, piyango bileti almak, haramdır. Allah’a güvenmemenin, teslim olmamanın, ümidi kesmenin belirtisidir. Bir kişi Allah’a güveniyorsa, rızkını verdiğine, vereceğine inanıyorsa, ümidini kesmemişse piyango bilet almışsa hemen yırtarak bunu ispat etmesi gerekir.

İslam’da, taraflardan birisinin kazanıp diğerinin kaybetmesi esasına dayalı bütün şans oyunları kumar kapsamında değerlendirilip haram kılınmıştır. Çünkü bir taraf kaybederken, diğer taraf da hak etmeden kazanmaktadır. Ortada adaletsiz, haksız bir durum vardır. Buna göre şans faktörüne dayalı olan piyango, toto, loto, iddia, müşterek bahis, ganyan gibi tertip ve oyunlar da kumardır ve haramdır. Bu tür kumarların, geniş kitlelerin iştirak etmesi sebebi ile zararı daha da yaygın olmaktadır.

Yılbaşı gaflet vakitleri olarak değil, birer muhasebe vakti olarak değerlendirilmelidir. Yılbaşı sayılı ömür sermayesinin harcanarak eksilmesi demektir. Akıllı olmak, sermayeyi kara, hayra, güzel amele dönüştürmektir. Bunun yolu sağlam tahkiki imandır. Gaflete düşme, haram işler içinde bulunma, piyangoya ümit bağlama iman zayıflığının sonucudur. Sonuç şerdir, zarardır. Muhasebe-i kübrada hayrında, şerrinde hesabı görülecek, muhasebe eleğinden geçecektir.

‘Hiç mümkün müdür ki, gökte, yerde, karada, denizde yaş kuru, küçük büyük, âdi âli herşeyi kemâl-i intizam ve mizan içinde muhafaza edip bir türlü muhasebe içinde neticelerini eleyen bir Hafîziyet, insan gibi büyük bir fıtratta, hilâfet-i kübrâ gibi bir rütbede, emanet-i kübrâ gibi büyük vazifesi olan beşerin, Rububiyet-i âmmeye temas eden amelleri ve fiilleri muhafaza edilmesin, muhasebe eleğinden geçirilmesin, adalet terazisinde tartılmasın, şayeste ceza ve mükâfat çekmesin? Hayır, asla!’(Sözler – Onuncu söz)

 ‘Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan değildir. Ancak, onun da bütün harekat ve ef’âli (fiilleri) yazılıyor, tespit ediliyor. Ve a’mâlinin (işlerinin) neticeleri hıfzediliyor ki, muhasebe-i kübrada ona göre derece alsın. Hülasa, her güz mevsiminde yapılan tahribat, gelecek bahar mevsimlerinde gelen yeni misafirler için yer tedarik etmek ve bir nevi terhis ve izinlerdir. Ve keza, bu alemde tasarruf eden Sâniin öyle bir kitab-ı mübîni vardır ki, ne küçük ve ne büyük, o kitapta yazılıp hıfz edilmemiş hiçbir şey yoktur.’   (Mesnevi-i Nuriye – Lasiyyemalar)

(1)- el-Hafiz, koruyup gözeten, kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, kullarının yaptığı işleri bütün tafsilatıyla bilen; kullarının niyetlerini ve gönüllerinden geçenleri bilen, Kendisine gâip ve gizli olan hiç bir şey bulunmayan, hadisatı eksiksiz kaydedip hesaba çekmek üzere muhafaza eden, has kullarını helak ve şer yerlerinden muhafaza eden, kudretiyle, her şeyi dengede tutan demektir.

Sende yorum yazabilirsin