Müslümanlığa Bağlılığını Ana Prensip Edinen İnsanlara İhtiyaç Var

Müslümanların aldıkları kültür ve imanlarının kuvveti derecesinde dinlerine bağlılık gösterirler, bununla beraber biz onları taklidi ve tahkiki imana sahip iki gruba ayırabiliriz.

1)Annesinde babasında gördüğünü taklit ederek dinini  yaşayanlar.

2)Şuurlu anne babanın emrinde hayatını devam eden, veya  arkadaş, eş dostun öncülüğünde ehli’sünnet ve cemaate dahil herhangi gruba bağlı kalıp Müslümanlığa bağlılığını kendilerine ana prensip edinenler.

Birinci guruptaki Müslümanların iyiliği de kötülüğü de sınırlıdır , yani onların günahları da sevapları da kendine aittir, başkasına fazla tesir etmez. Çünkü zamanımızda dinimize her taraftan saldırı olduğu için, bunlar gibi din kültürünü alamayanlarda aradığın dinin mükemmelliklerini bulamazsın. Sebebine gelince bunların inançları tahkiki değil taklididir. Bunlar  ehil kimselerden, veya kitaptan dinlerini öğrenmedikleri için, her zaman nefis ve şeytanın oyununa gelerek hislerine mağlup olabilirler. Bunlarda akıl değil duygular hakimdir. Bunlara herhangi menfaat gösterilse aldanabilirler. Bu gibi kimselerin  tahammülleri azdır.

İkinci kısım Müslümanların imanları taklidi değil tahkikidir. Bunlar din kültürünü ispatlı bir şekilde alan kimselerdir. Bu karakterdekiler  çok dikkatli hareket ederler. Bunların yaptıkları bütün iyiliklerinden, bağlı oldukları grupları da hisse alır, şeref duyar. Yaptıkları kusur ve hatalar da cemaate mal olur. Çünkü, böyle bir gruba bağlı olanların hali, kâr ve zarar ortaklığı yapan şirketlerin haline benzer. Onların kârını da zararını da beraber karşılarlar.

Bu kimselerin bütün hal ve hareketlerinde, âzami dikkat  yazar. Onlar her şeyi konuşamaz, her yere gidemez. Haramlar şöyle dursun şüpheli şeylerden dahi uzak durmaya kendilerini mecbur hissederler. Komşularıyla iyi geçinmekte hassastırlar. Evlerinde kavga ve gürültüden uzak, ahlak kurallarına dikkatli. Yalnız âile reisi değil, hanımı, oğlu, kızı, gelini, yani tüm âile efradı ahlak kurallarına uyma mecburiyetini hisseder. Kısacası cemaate-guruba bağlı olanlar yaşadıkları hayatlarıyla başkalarına örnek olmaları icap eder. Dine lâkayt olanlar, bunları görüp, bunlara gıpta ederek, İslam hayatını yaşamaya başlasalar, yaptıkları sevapların tümünden, sebep olanlarında amel defterine sevap yazılır.

Müslümanlık kabaların dini değildir. Bilakis İslam dini çok ince hassas nazik bir dindir. Yaptığın iyi amellerden gururlanamazsın. Hata edip yaptığın ufak tefek günahlara karşı da üzülmeden kalamazsın. Nasıl ki cahillerde kibir, gurur vardır, kötü bir iş yapsalar  onu fazla önemsemezler, Allah’ın dinini yaşayanlar ise, yaptıkları sevaplı işe güvenerek kendilerinde büyüklük taslayamazlar. Çünkü yaptıkları sevaplı iş ile övünseler o zaman “ucub” denilen bir çeşit gurura sapmış olurlar. Yani, hem iyi işleri yapacaksın hem de onlarla övünmeyeceksin. Belki sana düşen görevi yapabildiğin için Allah’ına şükredeceksin. Yaptığın günahlar ise, mantığını kullanmayıp nefsine ve şeytanına uyduğun için, onlar senin öz be öz mallarındır. Onlardan kahrolmak senin hakkındır. Böylece kurtulup selamete ermen  için,  yaptığın günahlardan ötürü Allah’tan korkup bağışlanmanı dileyeceksin. Yaptığın sevaplar için ucuba düşmeden Allah’hım ibadetlerimi acaba rızana uygun yapabildim mi diyeceksin. Böylece korku ve ümit yolu olan orta yolu takip edip, sapmadan yürüyüp gideceksin. Unutma ki ahlakın zirvesine erdiren İslam, çok sağlam temeller üzere kurulmuştur. Allah Hadisi Kudsi ile bu ifadelerimi çok iyi tasdik etmektedir. ”Ben rızamı iyi ameller içine sakladım. Gazabımı da günahlar içinde sakladım.” Yani iyi amellerin tamamını yapmağa çalışacağız ki Allah’ın rızasına kazanma ümidini elde edelim. Günahların da tamamından çekinmeye gayret edeceğiz  ki kurtuluş ümidi ile yaşayalım.

Tüm insanlar için numune-i imtisal olan Peygamberimiz  aleylissalatu vesselam’dır. Kurtuluş yolumuz, O Zatın (a.s.m.) açtığı yoldur. Ne mutlu ona ki, her hareketinde O Zatı (a.s.m.) kendine örnek seçer.  Bilhassa bu fitneli âhır zamanda Peygamberimiz (a.s.m.) ın sünneti seniyesini yaşayabilsek, yüz şehidin kazandıkları sevabı kazanma imkânı elde edebiliriz. Bunu da  Peygamberimiz (a.s.m.) Bu hadisi şerif ile haber veriyor: “Men temesseke bi sünneti inde fesadi ümmeti felehu ecru mieti şehidin.

O mübareğin örnek ahlakından yalınız iki tanesini nazarınıza sunduktan sonra, Bazı örnek şahsiyetlerden birkaç tanesini de nazarınıza sunacağım.

1-             Aleyhissalatu vesselam sahabelerle bir yerden gelmişler. Namaz vakti girdiği için abdest almışlar. Karınlarını doyurmak için de bir deve kesip, pişirmişler yemişler. Azcık dinlenmek için yerlere oturmuşlar. Namaza kalkacakları sırada Sahabenin birinde hades vuku bulduğunu-abdesti bozulduğunu fark eden Peygamberimiz (a.s.m.) sahabeyi mahcup etmemek için orada bulunan sahabelere: ”Deve eti yiyenler tekrar abdest alsınlar” buyurmuş

2-      Hendek Savaşına hazırlık yaparken, hendek kazan sahabelerden biri, Ya Resülallah, karnım çok aç der ve karnına bağladığı taşı  göstererek, bak karnıma taş bağlamışım. Peygamberimiz (a.s.m.) onu rahatlatmak için, elini kuşağına sokup karnına bağladığı iki taşı çıkarır ve der, işte ayakta durabilmek için bende açlıktan  iki taş bağladım. bunun üzere Sahabe mahcup olur ve kusurumu af edin Ya Resülallah demiş .

3-     Bakın Peygamberimizin (a.s.m.) yolunu harfiyen takip etmeye gayret  eden mübareklerden biri olan Asam Hazretlerine dini bir mesele sormak için biri gelmiş. Asam hazretleri adamı içeri alarak, adam odada yerleşip meseleyi sormadan adamda hades vuku bulmuş, yani büyük abdest yerinden havası çıkmış. Adam çok mahcup olarak soracağı meseleyi heyecanla sormaya başlamış. Asam Hazretleri hadesin vukuunu güya işitmemiş, adamı rahatlatmak için, kardeşim biraz bağır çünkü benim kulaklarım sağırdır zor işitirim demiş. Bundan sonra o mübareğin ismi sağır manasında Asam kalmış.

4-Allah’ına ve Onun Resulüne Tavizsiz itaat eden Bediüzzaman Hazretlerinin yazdığı Risale-i Nur eserlerinde, onun eşsiz ledünni ilmini görüyoruz. Ahlak-ı Hamidenin tümünü kendinde zirvede görüyoruz. İdam olma pahasına Rus komutanına ayağa kalkmadığı için, idam mahkemesinde korkusuz bir şekilde yaptığı müdafaalarda, cesaretini Allah’a imanından almış, Rus komutanı idam kararı vermiş idamdan önce Bediüzzamanın en son isteği olan iki rekat namaz kıldıktan sonra, komutan özür dilemeye gelir ve sen muafsın der. Çünkü sen Rus ordusuna hakaretinden değil, dinine bağlılığında bana ayağa kalkmamışsın der.

Zekât, sadaka ve hiç kimsenin hediyesini kabul etmeyip kimsenin minneti altına girmemesinde, (hocalar para için okurlar diyenlerin ağızlarını işle kapatır.) işte bu hali ile  onun tok gözlülüğünü görüyoruz. Cumhuriyetin ilk kuruluşunda, Üstadımıza  Şeyh Sunusi yerine doğuda vaizlik, artı Milletvekilliği, Ankara’da meşhur sarayı ve her milletvekili 30 lira maaş alırken ona 300 lira maaş vereceklerini söz veriyorlar, Milletin imanının kurtulması yolunda tümünü red edip, Yirmi sekiz sene zindanlarda mahkemelerde sürgünlerde geçirmeyi kabul etmiş. Bu fedakarlığı yapabilmesi için  Allah’a sağlam iman ve Rabbine ihlas ve samimiyetle bağlılığından başka bir sebep  değildir.

Onun neticesinde, eserleri olan Risale-i Nurlar, dünyanın dört yanına yayılıp milyonların imanını kurtarabilme  gibi muvaffakiyeti elde edebilmiştir. Böylece Bediüzzaman Hazretlerinin Zatında, Allaha teslim olmanın tefsirini görüyoruz. O Zat, Peygamberimizin a.s.m. yolunu ciddi takip ederek, onun o hali, erişilmeyecek derecede Müslümanlara numune-i imtisal bir şahsiyettir.

5-Pakistanlı meşhur Şair Muhammed İkbal, İslam ülkelerinden birine  gezmeye gitmiş.  Oranın halkı onu gezdirmek için o zamanın bir lüks vasıtasını getirmişler. İkbal onu kabul etmeyip onlara: Avam hangi vasıta ile seyahat edip geziyorsa bana onu getirin demiş. İşte tevazuu içeren,  büyüklerin yüksek ahlaklarının insanlığa sergilediği örnek ahlak!..

6-İstiklal marşımızın Şairi Mehmet Âkif Ersoy’u örnek veriyoruz. İstiklal marşını yazanlara o zamanın parası ile 500 lira para verileceği için, 724 kişi yarışmaya  katıldıkları halde, Âkif katılmamış. Tüm onların yazdıkları marşları meclis dinleyip hiçbirini beğenmeyince, meclisteki idareciler tarafından onlara: Mehmet Âkif niye gelmedi denilince: Bilmiyoruz cevabını vermişler. Peki onu tanıyan kim ise gidip kendisinden sorsun. Onu tanıyanlardan 2-3 kişi  gidip Âkif’in kendisine niye sen İstiklal Marşını yazmadın sorunca onlara demiş: Orada para söz konusu olduğu için ben katılmadım ve o zaman Mehmet Akif herhangi yere giderken başkasından bir ceket alarak giyıp gidermiş. Meclisten gelen o 2-3 kişi Akife: Sen parayı ister al ister alma, millet bunu senden bekliyor kendisine dedikten sonra. Yazıp götürmüş ve onun Marşı büyük alkışla mecliste üç defa ayakta tekrarlanmış. Akif o alkışları görünce, gururdan kurtulmak için eğilerek dışarı çıkmış. Evet tok gözlülükte de örnek şahsiyet olduğu için, Allah İstiklal Marşını yazmasını ona nasip etmiş!.. Allah’a sağlam imana sahip olanları, Allah öğretiyor. Mehmet Âkif Milletvekili iken, arkadaşlarından biri ona: Sen hayvan doktorusun demek maksadıyla, Âkife: Sen veterinersin değil mi? Âkif evet, söyle  şikâyetin ne, neren ağrıyor? Diyerek, Yani hakaret maksadı ile Akife Hayvan doktoru diyerek, hakket edeni hayvan yerine koyarak, güzel cevap vermiş. Evet maddelerle anlattığım bu mübarek şahsiyetlerde “Allah’tan korkun, Allah sizi öğretir.” Ayeti Kerimenin Lem’alarının- pırıltılarını net görünüyor. [Bakara 282]

Abdülkadir Haktanır

www.NurNet.org

Sende yorum yazabilirsin