Nasıl Hatırlanmak İstersiniz?

Kendime en çok sorduğum sorulardan biri de “Çocuklarım tarafından nasıl hatırlanmak istediğim” sorusudur. Nasip olursa kızlarım da büyüyecekler ve şu anda ne yaşıyorlarsa , “ben çocukken” diye anlatmaya başlayacaklar yetişkinliklerinde. Sesim, sözüm, tavrım, onlara davranış biçimim, hatalar karşısındaki duruşum, diğer insanlarla ilişkim, eşimle olan ilişkim, hepsi bilinçaltı denen kara kutuya hapsolacak ve bir gün tek tek çıkacaklar saklandıkları yerden. İşte o zamanlarda çocuklarım tarafından ya hayırla yâd olunacağım ya da bana benzememek için ellerinden geleni yapacaklar. Elbette benden çok daha ilerde ve iyi bir ebeveynlik anlayışları olsun isterim. Sadece onlar için değil, onlardan sonra gelecek nesiller içinde “hayırlı miraslar” bırakmak demek bu aynı zamanda benim için çünkü.

Belki de kendime sorduğum bu soru ve hissettiğim sorumluluk sebebiyle anne ve babalarını anlatan çocukların hikâyelerini okumaktan büyük lezzet alıyorum. Bir kitaba sığacak hikâyeler bırakmayı, gündelik telaşlarımız, beklentilerimiz yüzünden ıskalıyoruz çoğu zaman pek çoğumuz. Değil bir kitap, bazen güzel bir anı bile bulmakta zorlanıyor pek çok yetişkin kendi geçmişinde. Yani değil bir kitap, tek bir cümle bile bulmakta zorluk çekecek pek çok çocuk gelecekte.

***

Bugünlerde büyük kızıma uyumadan evvel “Çılgın Babam” isminde bir kitabı okuyorum. Birkaç sene önce beğenerek okumuştum ben de kitabı. Bazen yazarla ortak hayatlar paylaşmasanız da, hikâyeleriniz başka yöne doğru aksa da, içinizi sızlatan hatıralar duygularınızı harekete geçiriyor. Benim için Zeynep Cemali’nin yazdığı bu kitap da öyle.

Kitapta, Küçük Zeynep bir gün babasının iş yerine gidiyor. Babasının bir işi çıkıp, uzun zaman gelmeyince, Zeynep çişini tutamıyor ve altına yapıyor. Babasının kendisini böyle görecek olması onu çok utandırıyor. Babası işini bitirip geldiğinde salya sümük ağlayan küçük kızla karşılaşıyor. Kızına üstünü değiştirebileceği şeyler alıp, lavaboya gönderiyor ve üzerini değiştirip, mahcubiyetle başı önde yanına gelen kızının başını kaldırarak

“Yavrum, suyun ve sabunun temizleyeceği hiçbir şey seni utandırmasın” diyor.

O kadar çok tekrar ettim ki bu cümleyi içimde. Ve o kadar çok sevdim ki… Eğer güçlü bir bağ varsa çocuklarla aramızda, tek bir cümlenin bile yitip gitmediğini düşündüm.

Tabi bunun tam tersinin de hafızalardan kaybolmadığını… O baba, “Ne yapıyorsun sen, utanmıyor musun yaptığından” diye bir tokat atsaydı kızının suratına, küçük kızın kalbinde bu hikâyenin nasıl bambaşka bir hale dönüşeceğini düşünün.

***

Bu hikâye bana okuduğum bir röportajda -İsmini hatırlayamıyorum ama- seksen yaşlarındaki bir teyzenin annesini anlattığı cümleleri hatırlatıyor. Diyor ki teyze röportajda annesiyle ilgili;

“Annem o kadar merhametli ve şefkatliydi ki, okuldan çıktıktan sonra gidilebilecek en güzel evin kendi evim olduğunu düşünürdüm.”

“Bu hikâyedeki anne de, merhametsiz ve şefkatsiz olsaydı muhtemelen cümle “Okuldan sonra gidilebilecek en kötü yerin kendi evim olduğunu düşünürdüm” haline dönüşecekti.

Bir olay ve iki farklı davranış hali bile bazen bir hikâyenin başlığını değiştirebiliyor. Saygın ve sevgi dolu bir anne baba olarak anılmakta, merhametsiz ve sevgisiz olarak anılmakta bir tercih nihayetinde. Her tercihin bir bedeli var. Kiminin payına bir kitabın kahramanı olmak düşer, kiminin payına isminin bile anılmasına tahammül edilmeyen olmak…

Bazen yüzlerce çocuk eğitimi kitabı okumaktan daha çok şey öğretir hikâyeler insana. Tek bir cümleyle, bir ömrü, çocukluk anılarını güzelleştirmek mümkün bu sebeple.

Peki siz nasıl bir anne baba olarak hatırlanmak istersiniz çocuklarınız tarafından?

Tuğba Akbey İnan / Vahdet Gazetesi

 

Sende yorum yazabilirsin