Neden Kur’anda Allah, bazı yerlerde “Ben”, bazı yerlerde “Biz” diyor?

Bu sorunun çok sayıdaki cevaplarından kısa bir cevabı şudur: Allah’ın 2 tarz icraatı var:

Birincisi, sebepleri kullanarak, araya vasıtalar koyarak yaptığı icraat… Bu icraatlarda “ Biz ” der. Yani “ Ben ve araçlarım ” manasında[1]

İkincisi ise, sebepler-üstü ve sebeplere dayanmayan icraatlar… Bunlarda “ Ben ” der. Bu iki tarz icraata misaller şunlardır: “Biz sana apaçık bir fetih nasip ettik” (Fetih suresi, 1)

Evet Allah, Mekke’nin fethi için Hz. Peygamber’in anlaşmalısı olan bir kabileye Mekke müşriklerinin anlaşmalısı olan bir kabileyi saldırttı. Böylece Hudeybiye sulhu bitti; Mekkeliler suçlu duruma düştüler. Sonra Mekke fethi gerçekleşti.

Hem Kur’an der: “ Biz insanı en güzel kıvamda, en güzel surette, en kusursuz sanatta yarattık ” (Tin suresi, 4) Buralarda sebepler kullanıldığı için “Biz” der.

Fakat “Ben tevbe eden, iman eden, yararlı ameller yapan ve hidayet üzere yaşamaya çalışan için Gaffâr’ım, günahları devamlı bağışlayıcıyım” (Taha suresi, 82) âyetinde, hem “Ey melekler! Ben sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim” (Bakara suresi, 30) âyetinde ise “Ben” der. Zaten bu âyetlere dikkat edilirse rahatça anlaşılır ki, konu “Ben” dedirtir.

Bu izahlarda sonra bu tarz dikkat isteyen soruları soran kardeşlerimiz aşağıdaki âyetlere bir edebiyatçı olarak, dili iyi bilen ve kitap okumuş biri olarak baksalar Kur’an ile insanlara konuşanın kim olduğunu rahatça anlayacaklardır.

Eğer O (Muhammed), Bize dayandırarak bazı sözler uydurmaya kalkışsaydı, elbette Biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık. Sonra da onun şah damarını keser atardık. O vakit sizden hiçbiriniz ona siper de olamazdınız.” (Hakka suresi, 44-47)

Kendisine a’ma geldi; yüzünü ekşitti ve sırtını çevirdi. Onun halini sana kim bildirdi?! Belki o manen temizliğe erecekti yâhut senden hakkı ders alacaktı! O ders ona fayda verecekti.” (Abese suresi, 1-4)

O, tek başına yarattığım, kendisine mal ve evlatlar verdiğim adamı Bana bırak! Ben ona çok mal verdim. Hem göz önünde oğullar verdim. Hem ona büyük imkânlar sağladım. Sonra da şiddetle arzu eder ki daha da artırayım. Hayır! Çünkü o Bizim âyetlerimize karşı bir inatçı kesildi. Ben onu dimdik bir yokuşa sardıracağım. Çünkü o, bir düşündü, ölçtü, biçti. Kahrolası nasıl da ölçtü, biçti. Yine kahrolası, nasıl ölçtü biçti. Sonra baktı. Sonra kaşını çattı, suratını astı. Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı:

Bu, dedi, başka bir şey değil; bu, öğretilegelen bir sihirdir. ’ ‘ Bu, sadece bir insan sözüdür ’ dedi.

Ben onu Sekar’a dayatacağım. Sekar nedir, sen nereden bilecek ve idrak edeceksin! O geriye ne bir şey bırakır ne de yakmaktan usanır! Durmadan derileri kavurur!” (Müddessir suresi, 11-29)

Eymen AKÇA

[1] Denilmesi de zorunludur. Çünkü bu tarz icraatlar içinde insanlar, cinler, melekler, şeytanlar gibi irade ve şuur sahipleri de var.

2 tane yorum yapılmış

  1. Gulcan dedi ki:

    Sebepler “BİZ” zamiri ile ifade edilir dersek, esbab şirki tehlikesi vardir,
    Doğrusu şu olmak gerektir ki;Esma-ül husnasinin tecellilerini kast ederken ,şemasını ve sifatlarini kast ederken “BİZ”zamiri esastır.Çünki bir galib-i esma,ancak diğer isimlerle ifade edilir..Müsemma “BİZ” olur..
    “Elbette gerektir ki, Cenab-ı Hakk’ı bir isimle, bir ünvan ile, bir rububiyetle ve hâkeza.. tanısa, başka ünvanları, rububiyetleri, şe’nleri, içinde inkâr etmesin. Belki, herbir ismin cilvesinden sair esmaya intikal etmezse zarar eder. Meselâ: Kadîr ve Hâlık isminin eserini görse, Alîm ismini görmezse gaflet ve tabiat dalaletine düşebilir”
    .
    Risale-i Nur – Sözler(333)

  2. Eymen Akça dedi ki:

    Esma-yı Hüsnâ çoktur. Fakat Müsemma-yı Akdes, tektir. Galib-i esma bir ism-i İlahîdir ve müsemması da birdir. Bu açıdan bakılırsa ” Biz ” zamiri, aynı Zât’a ait çok sayıdaki ismi kasdetme manasında kullanılamaz. Çünkü, ” Biz ” zamirinde çok sayıda irade ve çok sayıda şahsiyet kasdedilir. İrade-i İlahi ise, külli ve birdir. Bu yönden bakılırsa ” Biz ” zamiri, çok sayıda irade sahibinin iş içinde olduğu durumlarda kullanılacak zamirdir. Yazıda bu yönü işlemiştik. Bu durum esbap şirki olamaz. Çünkü şirk, çok sayıda etki sahibi olduğunda geçerlidir. İnsan ve mahlukatın iradesi hayırlarda fâil değil; şerlerde fâil ve mesuldür. Bu fâiliyet de yine izn-i İlahi dairesindedir. İnsan ister, Allah yaratır ve verir. Bazen insan istemez, Allah yine yaratır ve verir. Hakiki irade istediği zaman istediği şeyi istediği tarz üzere yapabilendir. Başkaları istemese de… İzafi irade, hakiki iradeye bağlı olarak tecelli edebilir. ” Ve mâ teşâune illa en yeşâallahu rabbe’l-âlemîn ” ( Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Ki O âlemlerin ve her biri şuurlu bir âlem olan insanların Rabbidir ) âyeti insan iradesinin Külli iradeye bağlı oluşunu bildirir. Rabbimiz, bizim izafi irademizi Kendi Külli İradesine ayna ve perde yapmakla şeref kazandırmak için
    ” Biz” diyor.

Sende yorum yazabilirsin