Newton ve Din

Okullarımızda yeni ders yılı 17 Eylül 2018 Pazartesi günü başlayacaktır. Bu vesile ile, ilköğretim yıllarından itibaren okullarımızda ilgili derslerde sadece fizik bilimine çok önemli katkılarıyla bahsedilen Newton’un, İslâm imanına çok yakın dinî şahsiyetine de dikkati çekmekte fayda vardır.

İcat ve keşiflerin peş peşe geldiği dönem kabul edilen 16–19. yüzyıllar arasında, ilmî buluşlarla neredeyse eş zamanlı, şer manâda yeni bir saha ortaya çıkmıştı: “bilim ideolojisi”. Esasen ilmin tabiatıyla zıt bir durum arz eden, bu dogmatik ideolojinin temeli şöyle ifade edilebilir: “bilim; inanç ve imandan ayrı bir kulvardır ve dinle bilim kesinlikle bir çatışma içindedir.”(!)

Buluş, keşif ve icatların, inandırıcılığı ciddi manâda zedelenmiş Hristiyanlığın rahminde şekillenmesiyleirtibatlandırılabilecek bu yaklaşım, zamanla gittikçe daha da giriftleşen bir doktrin ve dogmaya dönüşmüştü. Zaman içerisinde bu dogmatik yaklaşımın aktörleri, iman sahibi olan ve buluş/keşiflerini imanî bakış açısıyla ele almak ve sunmak isteyen sayısız bilim adamını ve düşünürü ya tamamen “yok sayılmağa” mahkûm etmiş veya amansız bir baskıyla onların seslerinin kısılmasına sebep olmuştu. Bugünkü manzara da, bu ideolojinin hâlâ ne derece aktif olduğunu ortaya koymaktadır. Zira bir teoriden başka hiçbir şey olmayan Darwinizm, doğruluğu ispat edilmiş bir bilim dalı gibi savunulmakta, ona karşı çıkanlar bilim dairesinin dışına çıkarılmaya çalışılmaktadır!

Birçok ilmî kaynak tarafından, gelmiş geçmiş bütün bilim insanlarınca, “birinci dereceden bilim adamı” olarak tanıtılan Sir Isaac Newton (1642–1727) da bu dogmatik ideolojinin mağdurları arasındadır. Pek çok kaynakta, fiziğin temel kanunlarından “Gravitasyon Kanunu”nun veya diğer mühim keşiflerinden sadece birinin bile, kendisini dünya çapında bir bilim adamısaymak için kâfi gelebileceği ifade edilmektedir. 24 yaşındayken meşhur Yerçekimi Kanununu keşfeden Newton, 25 yaşında, ölen hocasından boşalan matematik kürsüsüne profesör tayin edilmişti. Çeşitli bilim mevzularındaki inceleme ve keşifleri ile “Royal Society” (Krallık İlimler Akademisi) başkanlığına lâyık görülen ve her yıl yeniden seçilerek hayatının sonuna kadar bu vazifesine devam eden Newton, kraliçe tarafından “Sir” unvanı verilen ilk bilim insanı sıfatını da taşımaktadır. Parlamento üyeliği ve darphane müdürlüğü vazifelerinde de bulunan, Londra’da ikameti için kendisine lüks bir ev tahsis edilen bu bilim insanı, her şeye rağmen alçakgönüllü, çekingen, iffetli ve sade bir hayatı tercih etmiştir. Arkasında bilinen manâda bir vasiyetname bırakmayan ve bekâr olarak vefat eden Newton, muhteşem bir cenaze merasiminin ardından, diğer ünlü İngiliz büyükleri gibi Westminster Katedrali’ne defnedilmişti.

İlköğretim yıllarından itibaren okullarımızda, “büyük bir bilim adamı” olarak tanıtılan Newton’un “dinî ilimler (teoloji) hakkında şimdiye kadar ortaya çıkarılan ve dört milyon kelimeyi bulan yazıları” kendi ülkesinde şuurlu bir gayret ile gizlenegelmiştir. Bu büyük bilim insanının kalbî ve ruhî derinliğine işaret eden yazıları, nesillerin nazarlarından uzak tutularak, onun sadece bilime yaptığı katkılar öne çıkartılmaktadır. Newton’un teolojiyle alâkalı uzun zaman gizlenmiş yazıları, terekesinde yapılan incelemelerle gün yüzüne çıkmış; bu yazılar sayesinde onun içinde yaşattığı iman, net bir şekilde anlaşılmıştır. Teolojiyle alâkalı yazılarının asırlardır gizlenmesinin sebebinin, doğup yaşadığı İngiltere’deki Anglikan Kilisesi’nin ve yakın zamana kadar devam eden İngiliz Sömürge İmparatorluğu’nun takip ettiği siyaset ile paralel şekillenen “bilim ideolojisi” olduğu düşünülmektedir. Onun bilhassa ömrünün son günlerinde yazdıklarının İslâm inancına yakınlığı ilgi konusudur. O yazılarında, bilindiği kadarıyla, en azından muvahhit (Allah’ın varlığına ve birliğine inanan) bir insan olduğuna dair işaretler vardır.

Newton, Allah’ın varlığına, birliğine ve bütün âlemlerin Rabbi olduğuna inanıyordu. Newton’a göre, kâinat hesaplanabilir ve ölçülebilir kural ve kanunlarla ayakta durmaktadır. Zira onu, kendine has keyfiyetiyle belli bir akıl ve mantık sahibi güç –yani bir Yaratıcı- yoktan var etmiştirNewton kâinatı, her şeye Kadir olan bir Yaratıcı’nın vücut verdiği bir kriptogram olarak görüyordu.(1) Onun her şeyi tabiata ve sebeplere bağlamak yerine, Allah’a bağlamaya olan imanı muhtelif eserlerinde açık bir şekilde gözlenmektedir. Bu mevzuda yazdıklarından bazı örnekler şöyledir:

i) “Gerçek rububiyet odur ki; hakiki İlâh, hayat sahibi, hikmet sahibi ve muktedirdir; diğer bütün mükemmelliklerden çok farklı olarak, bütün eksikliklerden arınmış bir mükemmelliktedir. Ezelî ve ebedîdir, her şeye malik ve muktedirdir; her an mevcuttur, her şeyi idare eder, olan ve olabilecek olan her şeyi bilir.”(2)

ii) “Bana öyle geliyor ki; Yaratıcı, maddeyi başlangıçta katı, ayrışmaz ve hareketli olarak, muhtelif ebatlar ve şekillerde, kâinattaki diğer maddelerle belirlediği nispetlerde, kendi takdir ettiği maksatlara uygun bir tarzda yarattı.”(3)

iii) “Güneş ve gezegenler, aralarında hiçbir şey yokken birbirlerini nasıl ve neye göre çekiyorlar? Nasıl oluyor da, tabiatta hiçbir şey abes olmuyor ve dünyada şahit olduğumuz düzen ve güzellik vücut buluyor? Bütün bu olan bitenden, bilinen manâda haricî bir vücudu bulunmayan, canlı, akıl sahibi, muktedir bir Zat’ın var olduğu, sonsuzluk içinde kendine has nitelikte her şeyi çok yakînen bildiği ve idrak ettiği açık bir şekilde ortaya çıkmaz mı?”(4)

Newton’un, “Ateizm”i çok sert bir dille eleştirmesinden başka, Hristiyanlıktaki “teslis” (Allah’ı üçlemek) akîdesi için “sonradan çıkarılmış bir tür sahtecilik” dediği, Hz. İsa’yı İlâh gibi görüp ona tapınmayı “putperestlik” olarak vasıflandırdığı da ortaya çıkmıştır. Newton Katolizm, Anglikanizm ve Kalvinizm’in tahrif olmuş ve sapkın görüşler olduğuna inanıyordu. Çünkü “teslis” düşüncesinin, tahrif olmamış Hristiyanlıkta yerinin olmadığına katiyen iman etmişti.(5)

Kendi inancını, Hz. İsa’nın “sadece bir peygamber, elçi ve ancak yeryüzünde bir halife”(6) olduğunu savunan Arianizm’e yakın buluyordu. Ölüm döşeğindeyken Anglikan Kilisesi’nin ritüellerini kesin bir dille reddetmesi, bu inancındaki samimiyetinin açık işaretiydi.(7)

Onun 1673 yılında hususî olarak kaleme aldığı tahmin edilen bir belgede, genel Hristiyan inancıyla açıkça ters düşen, Hz. İsa’nın şahsiyetine dair ulaşmış olduğu neticeleri sıraladığı 12 madde dikkatleri çekmektedir; o belgede enteresan bir şekilde 13. maddeyi boş bırakmıştır. O 12 maddede açıkça, sadece Yüce Rabb’in İlâhî nitelikte olduğunu, Hz. İsa’nın Yaratıcı’dan madde ve fıtrat itibarıyla apayrı bir varlık olduğunu, belki ete kemiğe bürünmüş bir “İlâhî söz ve hikmetler mecmuası” olabileceğini belirtiyordu.(8)

O,“God is known from his works” (Allah yaptıkları ile bilinir) sözüyle (9), Allah’ın zâtıyla bilinemeyeceğine, ancak kâinat sayfalarındaki isim ve sıfatlarının tecellileri (akisleri) ile bilinebileceğine dair çok mühim bir hakikate işaret ediyor; insanın en başta gelen vazifesinin de ‘Allah’ı tanımak’ (marifetullah) olabileceğine vurgu yapıyordu.

Yine başka bir eserinde, her şeyin son derece suhûletle (kolaylıkla) olup bitiyor olmasını Yaratıcı’nın mükemmelliğiyle irtibatlandırıyor; Yaratıcı’nın hikmetle iş yaptığını ve asla hiçbir şeyi başka bir şeye karıştırmadan işleri yürüttüğünü söylüyordu.(10)

Hayvanların vücudundaki “organ simetrisi” üzerine yorum yaptığı bir eserinde ise, bu simetrinin asla kendiliğinden olamayacağına işaret ederek, kâinattaki benzer hâdiselerde Yaratıcı’nın hikmetli ve bilgili kudret elinin tecelli etmesine açıkça vurgu yapıyordu.(11)

Ortaya konulan bütün bu belge ve delil niteliğindeki ifadelerden açıkça anlaşıldığı gibi, Newton, adını tam olarak ortaya koyamasa da Kadîr, Vâhid ve Ehad bir Yaratıcı’ya dikkatleri çekerek, maddeyi ezelî tevehhüm edenlere, tesadüfçülere, her şeyin kendiliğinden olduğu iddiasında bulunanlara, bilimin diliyle gereken cevabı vermiştir. Kıyısına kadar geldiği anlaşılan İslâm dairesine girip girmediği konusu meçhul olsa da, Newton ciddî yüreklilik isteyen bir kararlılıkla devrinin ve toplumunun genel hâline karşı koyması için ihtiyaç duyduğu iman derinliğini sergilemiş görünüyor. Bu itibarla, “inançsızlık ve maddecilik” temellerine göre hareket eden bilim ideologları ne kadar gizlemeye gayret etseler de, Kur’ân’ın sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğu, dinin ve bilimin birbiriyle çelişmediği her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.

Dipnotlar
1. John Maynard Keynes, Newton, the Man, London, 1946.
2. The Principia: Mathematical Principles of Natural Philosophy (1687), 3rd edition (1726), trans. I. B. Cohen and Anne Whitman (1999), General Scholium, 941.
3. Optics (1730), 344.
4. Optics, 2nd edition (1718), Book 3, Query 28, 343-5.
5. Snobelen, D. Stephen, ”The true frame of Nature”: Isaac Newton, Heresy, and the Reformation of Natural Philosophy, in Heterodoxy in Early Modern Science and Religion, Brooke and Maclean.(yıl ve yer), s.232-233.
6. Richard S. Westfall , Never at Rest, (Cambridge, 1980)
7. http://science.howstuffworks.com/dictionary/famous-scientists/physicists… newton5.htm)
8. (Gale E. Christianson 1994. In the Presence of the Creator: Isaac Newton and His Times, The Free Press: New York,s.253.) (Newton, Principia, p. 942.)
9. Isaac Newton, Cambridge University Library, MS Add. 3965, section 13, cited in J .E. McGuire, ‘Newton on Place, Time, and God: An Unpublished Source’, The British Journal for the History of Science, 11 (1978), 118-9.
10. Newton, Yahuda MS 1.1a, fo. 14r.
11. J. E. McGuire, ‘ ”Newton’s Principles of Philo­sophy”: An Intended Preface for the 1704 Opticks and a Related Draft Fragment’, The British Journal for the History of Science, 5 (1970), 178–86.)

(Prof.Dr. Mustafa NUTKU)

Sende yorum yazabilirsin