Niçin Hz. Muhammed seçildi? Allah, Onu niçin herkesin ve her şeyin üstünde yarattı?

Bu önemli ve ciddi sorunun binlerce yönünden bir yönü şudur ki: Evet O (ASM), en üstündür. Çünkü tarih bilimine ve sosyolojiye göre peygamberler hariç en büyük dâhiler, en büyük dava adamları, en büyük yetenek sahibi şahsiyetler insanlık dünyasında hürriyet, adâlet, eşitlik, kadın hakları, kölelikten kurtuluş gibi bir veya birkaç hakikat duygusunun uyandırılması ve yaşanması için çabalamışlar ve gerekirse öldürülmüşler. Mesela Sokrates, tevhid denilen Tek İlah inancı ve realitesinin bilinmesi için ömür boyu uğraştı ve sonunda “Gençlerimizi zehirliyorsun” diye Yunanlılarca zehirle öldürüldü.

Bu yönden bakılınca Hz. Muhammed (ASM), en başta ilim ve hikmet realiteleri olmak üzere adâlet, hakkaniyet, kadın hakları, hukuk, şefkat, merhamet, sanat, barış, hoşgörü, kardeşlik, samimiyet, ahlak, arkadaşlık, doğruluk, sadakat, düzen, denge, çevre bilinci, hayvanlara acıma, kızları diri diri toprağa gömülmekten kurtarma, kürtajı engelleme, kölelikten kurtuluş, devletleşme, birlik, beraberlik, dayanışma gibi binlerce hakikatin öğretilmesi, binlerce hissin uyandırılması, hem bunların süreklilik arz edecek şekilde yaşanmasının aynı anda savaşını veren; cinâyet, zina, içki, kumar, yalan şâhitlik, faiz, rüşvet, kan davası, adam kayırma, zulüm, zorbalık, ırkçılık gibi binlerce bozuk ve yerleşik âdetleri ve kötü karakterleri kökleriyle kaldırma uğraşı veren ve bunlarda muvaffak olan tek kişidir.

Tarihte bir kişi olarak yola çıkıp binlerce konuda hakikati bilip onu delillerle dillendirerek, hem hakikatlere göre yaşayarak, hile ve sahtekârlık yapmadan, kimseyi aldatıp kandırmadan, zorlayıp baskı yapmadan ve en az kan dökerek devletleşen, bunu 23 yıl gibi kısa bir zamanda yapan; toplumun kökleşmiş, kokuşmuş, bozuk yüzlerce yıllık âdetlerini kutsallık, sevgi ve ikna ile kaldıran, hem onların her birinin yerine her türlü güzel ahlakı en yüksek seviyesiyle yerleştiren başka biri tarihte görünmüyor.

Hz. Peygamber (ASM) üstünlüğünü emeği, gayreti, getirdiği dini en ince noktasına kadar yaşaması, dürüstlüğü, büyük ve erişilmez ahlakı, derin ve geniş ilmi, Allah’a eşsiz imanı ve Âhiret için yaşaması ile ispat etmiştir. Ona denk biri ne filozoflar, ne beşerî kahramanlar, ne din adamları ve ne de peygamberler içinde görünmüyor.

Hz. Peygamber’in (ASM) veyahut diğer peygamberlerin seçilmişliğinin birçok şifresi Kur’anda var. Onlardan bir tanesi şudur: Allah, Taha suresi 41. âyetinde diyor ki: “Ey Musa, Seni Kendim için seçtim!” Kasas suresi 15. âyetinde diyor ki: “Musa bir Kıptî ile bir İsrailoğlu’nun kavgasını gördü. İsrailoğluna taraftar çıktı.” Eğer Kur’anın tamamına bakılırsa Hz. Musa o an, Firavun’un evlatlığı olan, Mısır’ın kibir ve gurur dolu saray kültürü ile büyüyen, Kıptîleri üstün gören bir eğitim alan bir prens veyahut asilzâdedir. Böyle birinin Mısırlı bir yerliye değil de İsrailli bir köleye taraf çıkması onun hakperestliğini gösterir.

Hakperestlik, peygamberliğin en büyük şartlarından biridir. Hakperest kişi için şahıslar ve bulundukları taraflar önemli değildir; hak önemlidir. O yüzden hak ne yönde ise hakperest kişi de o taraftadır. Bu hakperestliği biz Hz. Peygamber’in (ASM) gönderildiği toplumun asırlardır yerleşmiş bozuk gelenekleri ile savaşmasında da görebiliriz.

Bu savaş, fiziksel olarak küçük görünse de hakikatte çok muazzamdır. Çünkü gelenekler, bir toplumun ruhu ve diriliğidir. Cahiliye Arapları da geleneklerine son derece bağlı ve mutaassıp idiler.

Hz. Peygamber’in o toplumdan kaldırdığı yüzlerce bozuk gelenekten biri şudur: “Evlat edindiği kişinin boşadığı kadınla evlenememe…” İslam açısından ve biyoloji yönünden evlat edinme ile genetik bağ kurulmaz. Genetik bağ kurulmazsa, akrabalık teşekkül etmez. Bu yüzden de İslam’da evlatlık müessesesi kabul edilemez ve yoktur. Dolayısıyla evlatlığın boşadığı kadınla evlenememe gibi bir durum İslam’da ve doğal yaşamda söz konusu olamaz. Fakat Cahiliye Arapları evlatlık sistemini en mukaddes bir âdet olarak kabul ettikleri için evlatlığının boşadığı hanımla evlenmeyi en büyük bir günah ve ahlaksızlık kabul ediyorlardı.

Hz. Aişe bu geleneğin kaldırılması esnasında Hz. Peygamber’in yaşadığı sıkıntıyı anlatmak için der ki: “Eğer Kur’an, Hz. Muhammed’in kendi sözü olsaydı, evlatlığının boşadığı hanımla evlenmeyi emreden âyetleri Kur’ana koymazdı.”[1] Ahzab suresi Hz. Peygamber’in (ASM) bu gelenekle savaş anındaki iç fırtınalarını şöyle anlatır: “Hani sen, Allah’ın kendisine nimet verdiği ve senin de kendisine nimet verdiğin kişiye: ‘Eşini yanında tut ve Allah’tan sakın’ diyordun; insanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi kendi nefsinde saklı tutuyordun; oysa Allah, Kendisinden korkmana çok daha layıktı.[2] Artık Zeyd, ondan ilişkisini kesince, Biz onu seninle evlendirdik. Ki böylelikle evlatlıklarının kendilerinden ilişkilerini kestikleri (kadınları boşadıkları) zaman, onlarla evlenme konusunda mü’minler üzerine bir güçlük olmasın. Allah’ın emri yerine getirilmiştir. Allah’ın kendisine farz kıldığı bir şeyde peygamber üzerine hiçbir güçlük yoktur. (Bu,) Daha önce gelip geçen (ümmet)lerde Allah’ın bir sünnetidir. Allah’ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. Ki onlar (o peygamberler) Allah’ın risâletini tebliğ edenler, O’ndan içleri titreyerek korkanlar ve Allah’ın dışında hiç kimseden korkmayanlardır. Hesap görücü olarak Allah yeter. Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir; ancak O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi bilendir.” (Ahzab suresi, 36-40)

Eymen AKÇA

[1] Buhari, Tevhid, 22; Müslim, İman, 77.

[2] Bu ifade gösterir ki, Hz. Peygamber, daha önceden ferasetiyle bu işi sezdi. Fakat toplumun gelenekleri ile savaşmaktan çekiniyordu. Fakat Allah, Onun savaşmasını istiyordu. Tâ ki diğer insanlara örnek olsun.

Sende yorum yazabilirsin