Psikoloji ve Melek-Şeytan

Ruhbilim, Yunanca “ruh” anlamına gelen psykhe ile “bilgi” anlamına gelen logos kelimelerinden türetilmiştir. Psikoloji, davranışları ve zihinsel süreçleri inceleyen bir bilim dalıdır. Bunun içerisine konuşmak hareket etmek girdiği gibi duygu algı rüya motivasyon tutum düşünme hatırlama hissetme gibi soyut olmayan davranışlarda girmektedir. Günlük hayatta herkes kendisinin ve bir başkasının neyi neden, nasıl yaptığını, duygular, düşünceler ve davranışlar arasındaki ilişkileri anlamaya çalışır. Psikologlar bunlara bilimsel yöntemlerle cevap verirler.

Bizde ilk psikoloji çalışmaları Farabi ve İbni Sina ile başlar. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın çalışmaları da önemlidir. On beşinci yüzyılda Sultan İkinci Mehmet döneminde kurulan akıl hastanesinde, müzikle ve sporla hastaları tedavi yoluna gidilmiştir. Mazhar Osman’ın Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ni kurması da Türkiye’de psikolojinin gelişiminde bir dönüm noktasıdır.

Dünya sağlık örgütünün tanımında insanın ruhen ve bedenen sağlıklı olması vardır. Psikolojinin 4 tane hedefi vardır: Birincisi organizmayı tanımlamaktır. İkinci hedefi, ne yaptığını tanımladıktan sonra bunun nedenini araştırmaktır. Organizma bu davranışı neden yapıyor? Üçüncü hedefi, oluşabilecek yeni davranışları tahmin etmektir. Organizma bunun gibi nasıl başka harekette bulunabilir? Dördüncü hedefi ise oluşan bu davranışları kontrol altında tutabilmektir. 

Psikolojinin elli adet alt dalları vardır. Gelişim, fizyolojik, deneysel, kişisel, klinik, sosyal psikoloji, yine örgüt, çocuk, endüstri, eğitim, din, öykü psikolojisi bunlardan bir kaçıdır. Philip George Zimbardo’nun Şeytan Etkisi: Kötülüğün Psikolojisi kitabından alıntı. İyi” insanlara kötülük yaptıran şey nedir?

“1971’de bir grup üniversite öğrencisi görünürde mahkûmiyet psikolojisinin araştırıldığı bir deneye gönüllü olarak katıldı. Rasgele seçilmiş öğrencilerden bir kısmına gardiyan, bir kısmına da tutuklu rolü verildi. Stanford Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün bodrum katında oluşturulan yapay bir hapishanede rollerini oynamak üzere deneye dahil olan öğrenciler, deney başladıktan kısa süre sonra bambaşka bir gerçeklik algısıyla rollerini içselleştirdiler. Bundan sonra yaşananlar ise psikoloji tarihinde bir mihenk taşına dönüştü. Stanford Hapishane Deneyi olarak bilinen bu çalışmanın mimarı Prof. Philip Zimbardo, durumsal güçlere ve sosyal dinamiklere bağlı olarak insanların ansızın nasıl canavarlara dönüşebildiğini kanıtlamıştı.”

Nasıl ki üretici firmalar ürünlerinin ne zaman ne tür arızalarının olabileceğini ön görerek kullanma kılavuzları ve servisler oluşturmuşlar, Allah (cc)’ de yarattığı insanın en sağlıklı, en verimli, en iyi şekilde yaşayabilmesi için neyi nasıl yapması gerektiğini, gönderdiği kitaplarla ve elçileriyle bildirmiştir. Başta abtest almak temizlik için muhteşem bir başlangıç, oruç ibadeti Nobel ödülü aldıracak kadar farkındalık oluşturdu günümüz insanında, bir gün gelecek profesörler namazı reçetelerine yazacaklar hiç şüphesiz.

Müslümanların söyledikleri ile ilmin söyledikleri arasında bir çelişki yoktur. Her iki taraf bir hakikatin farklı yüzüne bakıyor. Bu iki hakikat birbirini tamamlıyor. Şöyle ki: İnsanda var olan hastalıkların bilimsel adları olduğu gibi, teolojik adları da vardır. Bilimsel isimler, hastalığın maddi planda görülen sebepler çerçevesinde konulur ve genellikle tahsilli kimselere hitap eder. Hatta birçok tıp terimi vardır ki, doktorlardan başkası bilemez. Buna mukabil, teolojik alanda bu isimler hastalıkların fiziki sebeplerinden ziyade, metafizik sebeplere göre konulur.

Mesela “takıntı” hastalığına tıp ilmi “obsesyon” hastalığı teşhisini koymuştur. İslam literatüründe ise, buna “vesvese” hastalığı adı konulmuştur. Her iki ilim dalında da bu hastalığın teşhisi aynıdır: “Kişinin istemediği bazı düşüncelerin aklından, zihninden tekrar tekrar gelip geçmesiyle” ilgili psikolojik rahatsızlık. Teşhis aynı olmasına rağmen isimlerin farklı olmasının sebebi şudur, bilim, yalnız işin maddi laboratuvar ve tecrübeye yansıyan boyutuna baktığı için hastalığın ismini ona göre koyar, oysa bu hastalığın metafizik denilebilecek bir boyutu daha vardır. O da şudur, Allah şuursuz varlıkların iyi veya kötü işlerini temsil eden şuurlu varlıklar da yaratmıştır. Felsefede “kuva/kuvvetler/enerji” olarak ifade edilen bu aktif unsurlara, din literatüründe melek ve şeytan adı verilir.

Melekler, iyi işleri temsil etmekte ve bu işlerin arka planında aktif rol almaktadır. Şeytanlar ise, kötü işleri temsil etmekte ve bu işlerin arka planında etkin rol almaktadır. Şunu unutmamak gerekir ki, bugünkü işin uzmanları psikolojik hastalıkların asıl nedeni konusunda iki farklı görüş belirtmektedir. Bir kısım bilim adamlarına göre, psikolojik hastalıkların nedeni ruhi ve hissi/inorganik olup metafizik boyutludur. Diğer bir kısmına göre ise, bu hastalıkların kaynağı tamamen organiktir.

Bu ikinci grup uzmanlar, bu hastalığı kendi görüşleri doğrultusunda belli ilaçlarla tedavi ederler. Birinci gruptaki uzmanlar ise, hastalığı daha ziyade moral motivasyon ekseninde tedavi etmeyi uygun görüyorlar. Bununla beraber, her iki tedavi metodunda da ilaçlar yanında “fizyoterapi” ve “rehabilitasyon” da tedavinin önemli bir parçasıdır. Bu moral tedavinin en etkin tarafı kutsal kaynaklı olmasıdır. Çünkü genel olarak insanların moral değerlerini güçlendirmekte, bilimsel kanıtlardan daha çok, kutsal kaynakların tavsiyeleri etkindir. Kur’an okumak, dua etmek bu açıdan hafife alınmayacak kadar bilimsel bir terapi şeklidir. Kaldı ki, müminler zaten Kur’an’ın bir şifa olduğuna inanırlar. Buna inanmayan ateistlerin hatırı için kimse imanından vazgeçmez…

“Ey insanlar! (Kur’an) Rabbinizden size bir öğüt ve gönüllerdekine şifa, inananlara doğruyu gösteren bir rehber ve rahmet olarak gelmiştir.” (Yunus, 10/57) mealindeki ayette Kur’an’ın özellikle “sadre şifa/göğüslerdeki şeylere şifa” olarak ifade edilmesi, psikolojik hastalıklar için şifa olarak değerlendirilmelidir. 

Cinlerin varlığı bütün dünyada kabul edilen bir realitedir. Hiçbir bilimsel veri, cinlerin veya şeytanların olduğunu inkâr edemez. Aslında maddi alanın dışına çıkamayan bilim adına, metafizik varlıklar olan melek, cin ve şeytanları inkâr emek fen bilimlerinin ruhuna da aykırıdır. Bilimin dün dediği bir çok şeyi bugün “yanlış yaptığını” söyleyerek reddetmesi, fen bilimlerinin her konuda her zaman doğrunun ta kendisi olduğunu düşünmenin en büyük bir hata olduğunu göstermektedir.

On beş asır sonra bilimsel keşiflerin ispat ettiği bazı hakikatlerin on beş asır önce Kur’an’da yer alması, onun her şeyi bilen Allah’ın ilminden geldiğinin göstergesidir. Bugün Batılı bazı bilim adamlarının İslam dinini seçmelerinin altında yatan en önemli sebep, Kur’an’ın bu insanüstü bilgilere sahip olmasıdır. Bununla beraber, Allah’ın kudret ve irade sıfatından gelen kâinat kitabı ile ilim ve kelam sıfatından gelen Kur’an arasında gerçekte hiçbir çelişki olmaz. Görünürdeki, çelişki, ya bilim adamlarının yanlış yorumundan ya da din adamlarının yanlış yorumundan kaynaklanmaktadır. Çünkü fen bilimlerinin doğru verileri ile Kur’an’ın doğru anlaşılan ifadelerinin çelişmesi imkânsızdır. Zira her hakikat Allah’ın ilminde vardır ve Allah asla yanılmaz…

Düzenleyen: Çetin KILIÇ

Kaynaklar:
Sorularla İslamiyet
Yeni felsefe
Siroz duvarı
Güncel psikoloji
Psikoloji gazetesi
Şeytan etkisi

Sende yorum yazabilirsin