Ramazan’a Devam..

Mübarek üç aylar ve hususen Ramazan-ı Şerif’ten sonra manevî dünyamızda bir duraklama ile adeta sudan çıkmış balık haletine düştük. Gündüzlerimizi nurlandıran, nefsimizi dizginleyen, daimî bir ibadet olan oruçtan ve gecelerimizi ihya eden teravih namazlarından, dinî sohbet ve zikirden mahrum kalan ruhumuz bayram sonrası, ahir zaman sarhoşluğuyla kirlenmiş bu manevî hava içinde nasıl teneffüs edeceğine mütehayyir kaldı. Bu sıkıntıya Bediüzzaman Hz(RA) Kastamonu lahikasında şöyle işaret ediyor:

“Maddî hava bozulduğu vakit nasılki sıkıntı veriyor, asabî sînelerde inkıbaz hali başlıyor; öyle de, bazan manevî hava bozuluyor. Hususan maneviyattan yabanileşmiş bu asırda ve bilhâssa hevesat ve müştehiyat-ı nefsaniyeyi taammüm etmiş memleketlerde ve hususan şuhur-u muharreme ve şuhur-u mübarekede manevî havayı tasfiye eden âlem-i İslâmın intibah ve teveccüh-ü umumîsi, o mübarek şuhurun gitmesiyle tevakkuf etmesinden fırsat bulup havayı bozan dalaletlerin tesirleri zamanında …” Kastamonu Lahikası ( 134 )

Medya kaynaklarının hummalı faaliyetiyle, hakikaten nazarımızı afakî hadiselere dağıtan zulümlü, zulmetli boğuşmalar; her an asıl vazifemiz olan kalb ve mide dairemizi ikinci plana itmeye ve değişmesine fazla katkıda bulunmayacağımız geniş daireleri alemimizde esasmış gibi alıp meşgul olmamıza sebep oluyor. Bu kasıtlı “ilgi ve himmet kaydırma propagandalarına” karşı yine Bediüzzaman Hz(RA)’nin tavsiyesi ile:

“Ömür sermayesi pek azdır. Lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil daireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve cesed ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve Küre-i Arz ve nev’-i beşer dairesinden tut.. tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede, en büyük ve ehemmiyetli ve daimî vazife var. Ve en büyük dairede en küçük ve muvakkat, arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyas ile -küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasib- vazifeler bulunabilir. Fakat büyük dairenin cazibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, malayani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymetdar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazan bu harb boğuşmalarını merak ile takib eden, bir tarafa kalben tarafdar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.”  Şualar ( 202 )

Himmet ve gayretimizi asıl vazifemiz olan kalb, ruh, akıl, nefsimizin inkişaf ve terbiyesine hasr etmeliyiz. Bunları eğiten ve istikamete koyan faaliyetleri hayatımızın en öncelikli işleri arasına almalı, afakî dairelere fiilî vazife geldikçe bakmalıyız. Zalimin zulmünü hoş görme veya aldırış etmeme gibi bir hissî gabavet değil elbette kastettiğimiz. Ancak bir kıymettar saatini haber dinlemekle geçirip neticede iki kelime “Kahrolsun falanca zalim” demektense; gece namaza kalkıp, Fetih, Tebbet surelerini okuyup tüm zalimlerin kahrı için dua ederek hakikî fiilî tepki göstermek uyanık bir Müslüman için daha doğru bir davranıştır.

Dahası, nefsimizin şiddetle meşgul etmek istediği ufak menfaat hesapları ve dünyevi hırsları ötelemeyi bilip aynı Şuhur-u Selasede imiş gibi manevi hayatımıza devam etmeye çalışmalıyız. Bayramda çok hoş bir mesaj vardı: “Ömrü Ramazan olanın ölümü bayram olur” Hakikaten ömrümüzü Ramazanlaştırmaya; başladığımız bencillik orucuna, gıybet orucuna, öfke/hased/riya orucuna devam etmeye çalışmalıyız. Her ne kadar manevî hava ibadetlerimizdeki zevk ve şevki söndürmeye meyyal olsa da direnip “Fakat madem خَيْرُ اْلاُمُورِ اَحْمَزُهَا sırrıyla; meşakkatli, külfetli, zevksiz, sıkıntılı a’mal-i sâliha ve umûr-u hayriye daha kıymetli, daha sevablıdır; o sıkıntıda, o meşakkatteki ziyade sevabı ve makbuliyeti düşünüp, sabır içinde mesrurane şükretmek gerektir.” Kastamonu Lahikası ( 135 )

Hükmünce gelecek üç aylara kadar azami teyakkuzla ömür sermayemizi kıymetleştirmeyi hedef etmeliyiz. Zira ömür durmuyor, geçiyor; kârlı bir yere sarf etmeyince ebedî pişmanlıklar insanı sarıyor. En iyisi akıllıca düşünüp bir dahaki Receb-i Şerif imdadımıza yetişinceye kadar bu sene kazandıklarımızı kendimize tam yerleştirmeye, alışkanlıklarımızı düzeltmeye ve yeni sene hedefleri için eksiklerimizi tesbit ve takviye planlarına başlamalıyız.

Beşerin kitleler halinde “insanlık” denen müdhiş hazineyi yok etmeye koyulduğu şu ahir zaman ortamında kendimizi ve sevdiklerimizi korumak için bilinçli, hesaplı, müsbet adımlar atarak manevî havanın temizlenmesine katkıda bulunmalıyız. İşe giderken serviste 5-10 dakika Yasin-i Şerif okumak çokların intibaha gelmesine vesile olabilir, ya da gıybet orucunu ihtar etmek çok kalplerin uyanık kalmasına zemin olabilir. “Zerre kadar amel, ne önemi var”  dememeli ancak rıza-yı İlahiye götürdüğü vechesiyle yıldız kadar kıymetli olduğunu bilerek “Ramazan’a devam..” demeliyiz.

Aliye Yüksel

Sende yorum yazabilirsin